|
Aslında benim koyduğum bir kuraldı.
Kural geçerli olacak ve "istisna kaideyi bozmaz" diyerek bir istisna yapacağım.
Gazetede o gün yayınlanmış haberlerin aynı gün yorumunu yapmayı doğru bulmuyorum.
Özellikle de özel haberleri.
Okuyucuya haberi okuma fırsatı ve değerlendirme yapma şansı verilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum.
Haber yayınlandıktan sonra, yani ertesi gün yapılmış yorumun maksada uygun olacağını düşünüyorum.
Bu düşünceme rağmen, yukarıda da belirttiğim gibi bir istisna yapacağım ve gazetede bugün okuyacağınız haberin yorumunu sizlerle paylaşacağım.
Bir süredir gazetemize gelen şikayet telefonlarını takibe almıştık.
Arayanlar bölge imamının kendilerini ziyaret ettiğini, çocuklar için bir Türkiye gezisi planladıklarını, tarihi ve turisttik yerleri gezeceklerini ve bu arada dini bilgiler alacak derslerin de verileceğini söylüyorlardı.
Arayanların önemli bir bölümü Mağusa ve Karpaz bölgesindendi.
Mağusa büromuz konuyu takibe aldı.
Bir süre sonra bahsedilen programa katılan ama şikayetçi olan ailelere rastlandı.
Ailelerin şikayeti şöyleydi: "Tatil yapsınlar diye çocuklarımızı gönderdik. Fakat tamamen tarikatvari, haremlik-selamlık gibi koşullardan oluşan ortamlara götürüldüler. Günde 9 saat din dersine zorlandılar. Din dersleri kuran kursu gibiydi. Çocuklarımız bunalıma girdi ve bizi aramaya başladı. "Çocuklarımızı geri gönderin" dediğimizde "biz gönderemeyiz, siz gelin alın" cevabıyla karşılaştık. Binbir zahmete katlanıp, gidip çocuklarımızı aldık."
Bunu söyleyen ailelerin yanında memnun olan aileler de vardı.
Memnun olmayanların haberini "Kızlar Bursa'ya, erkekler İstanbul'a" başlığıyla salı günkü gazetemize yansıttık.
Haberin devamı, bugün sürmanşetimizdedir ve fecaat haberin devamında ortaya çıkmaktadır.
Kuran kurslarıyla ilgili görüşlerimi saklı tutarak devamdaki fecaatın üzerinde durmak gerekir.
Yaklaşık 400 tane çocuğu, 2 uçağa doldurarak, tamamen ücretsiz bir şekilde Türkiye'ye götüren ve dini eğitim verdiren devlet kurumu kimdi?
Bu konuda akla gelen 2 yetkili devlet kurumu vardır.
Birincisi Eğitim Bakanlığı, ikincisi Din İşleri Dairesi.
Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın muhabirimizin konuyla ilgili sorusuna "bilgimiz yoktur, biz de konuyu gazetenizdeki haberden öğrendik" yanıtı verdi.
Din İşleri Dairesi yetkilileri resmi açıklama yapmadı. Saygıyla karşıladık çünkü hemen hiçbir konuda açıklama yapmıyorlar ama "bu organizasyon bizim dışımızda ve bizden habersiz yapıldı" bilgisini de bizimle paylaştılar.
Bu bilgi ne anlama geliyor?
Ülkemizde görev yapan imamların bağlı olduğu (veya bizim öyle varsaydığımız) Din İşleri Dairesi bazı imamların böylesi bir organizasyon içinde olduklarını ama kendilerinin dışında yapıldığını ve kendilerine konuyla ilgili bilgi verilmediğini söylüyor.
Peki bu mümkün olabilir mi?
Örneğin, Dışişleri Bakanlığı'ndan bazı memurlar bakanlık yetkililerinin bilgisi dışında yurtdışı programları yapabilir mi?
Dışişleri Bakanlığı'nda mümkün değil ama Din İşleri Dairesi'nde bu mümkün görünüyor.
Din İşleri Dairesi'ne bağlı bazı imamlar 400 tane çocuğu Türkiye'ye götürüp din eğitimi verme gibi ciddi bir operasyonun içinde yeralıyor.
Peki hangi güçle ve hangi parayla?
Şimdi galiba sorulması gereken soru budur?
Ve bir de can alıcı soru:
Din İşleri Dairesi'nin otoritesini tanımayan ve kendi başına buyruk davranan imamlar mı vardır?
Kıbrıs'ın Kuzeyinde oluşturulan rejimin niteliğinin ortaya çıkması açısından bu konuyu takip etmekte sonsuz yarar vardır.
Takipçisi olacağız...
|