|
Profesör Doktor Vamık Volkan ile ilgili yazdığım yazının tepkileri farklı oldu.
Örnek teşkil etmesi açısından bir okuyucu görüşünü yayınlamıştım.
Birçok okuyucudan farklı görüşler geldi.
Tartışma sürerse onları da yayınlarız.
Fakat Vamık Volkan'dan gelen maili sizlerle aynen paylaşmak istiyorum.
Hem yaptığı önemli tespitler açısından hem de tarihle ilgili noktaları düzeltme açısından.
Ben, Türkiye gazetelerindeki haberlerden ve köşe yazarlarından Vamık hocanın 24 Şubat sürecinde yer aldığını okumuştum.
Doğru değilmiş. "General Çevik Bir diye birini de tanımam" diyor.
Vamık hocanın gönderdiği yazının tam metni şöyledir:
Merhaba Başaran,
Bu yaz Kuzey Kıbrıs'ı bir merkez gibi kullanarak Avrupa'da ve Türkiye'de birçok yerlere gidip geldim. Görüşme imkanımız olmadı. 24 Ağustos'ta benim hakkımda yazdıklarınız için teşekkür ederim. Dinin politika nedeni için kullanılmasını tehlikeli buluyorum. Böyle bir süreç bilhassa kadınları ezer. Kadınlar bir ülkenin en az yüzde ellisini temsil ederler. Onlar ezilirse ülke de çürür. Benim düşündüklerimi çok güzel ifade ettiniz. Bilhassa "kimlik" konusu üzerinde durmanız çok iyi. Esas mesele bu. Fakat benim hakkımda gerçek olmayan şeyler de vardı. Mesela General Çevik Bir'in kim olduğunu bilmiyorum. İsmini ilk defa sizin yazınızdan öğrendim. Ayrıca 24 Şubat sürecinde çalıştığımdan söz ediyorsunuz. Bu sürecin de ne olduğunu bilmiyorum. Türkiye'de de bana iltifat eden yazılar çıkıyor. Bunlarda da yanlış bilgiler var. Mesela, Güneri Civaoğlu Beyaz Saray'la çalıştığımı söyledi. Bu yanlış. Yalnız Jimmy Carter ile çalıştım. O da Carter cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra. Belki gelecek defa buluştuğumuzda size bir cv'mi veririm. O zaman dünya işleri ve politika üzerinde yaptıklarımın bir listesi elinizde olur. Birkaç gün sonra Kıbrıs'tan ayrılacağım. Fakat tahmin edeceğiniz gibi Kıbrıs'ta gelişecek olanları yakından takip etmeye çalışacağım. Bu sene Kuzey Kıbrıs'ı daha da pis buldum. Bu güzel yeri bir çöp kutusuna çevirmiş olduk. Bazı geceler bunu düşünüp ağladım. Rüyalarımda kendimi bir polis olarak görüyor ve arabalarından sokaklara plastik şişeler atanlara ceza veriyorum.
Bir akşam bir milletvekili ile karşılaştım. Ona bu günlerde tekrarlayan rüyamdan bahsettim. "Abi, bu memlekette ceza veremeyiz" dedi. Çünkü birisine ceza verirseniz o kişi başkasına telefon edecekmiş. Bu başkası da torpilli olduğu için vatanımızı kirletene ceza vermeyi kaldıracakmış. Kulaklarıma inanamadım. Benim bir hocam vardı: "Sen kendini iyi etmedikçe kimseyi iyi edemezsin" diye bana nasihat verirdi. Bence bir numara "Kıbrıs sorunu" önce kendimizi (Kuzey Kıbrıs'ı) iyi etmek. Pisliği temizlemekle bu süreci başlatabilir ve bu büyük ayıbı ortadan kaldırırız. Bu sene dış ülkelerden birçok kişi beni ziyaret etti. Onları Bella Pais'e götürdüm. Oradaki park yerinden Girne'ye bakmak istedik. Bulunduğumuz tepenin altı bir çöp kutusudur. Utancımdan fenalaştım. Konuştuğum dört turist de bir defa daha Kıbrıs'a gelmeyeceklerini söylediler. Kendimize iyilik etmiyoruz. Niye başkaları bize iyilik etsin?
Benim "saf" bir insan olduğumu düşünmemeni rica ediyorum. Tabii ki bu günlerde çözülmesi gereken bir çok politik, ekonomik, sosyal, kanuni, vb. işlerimiz var. Otuz seneden beri su işi konuşuluyor. Bu günkü teknoloji bu probleme cevap bulabilir. Su işini halletmek Rumlarla konuşmaktan çok çok daha önemli. O halde önce Türkiye ile bu konuda ciddi olarak konuşalım. Rumlarla konuşmak için acelemiz ne? Bu kadar problemler dururken Kuzey Kıbrıs'ı çöp kutusuna çevirme üzerinde durmam bazılarına göre önemli olmayabilir. Ben böyle düşünmüyorum. Lefkoşa ile Girne arasındaki yolda gidip gelen sorumlular acaba gözleri kör olan insanlar mı? Halk büyük bir "kimlik" konfuzyonu içinde. Burada bir hükümet varsa halkın özsevgisini koruyacak ve artıracak girişlerde bulunması gerekiyor. Bunun en göze görünen sembolü de Kuzey Kıbrıs'ı temiz tutmaktır. Vatanımızın güzelliği ile gurur duymamızı önlemeyelim. Aksi halde kendimizin bir numaralı düşmanı olmaya devam ederiz.
Bu konuda medyada liderlik yapacağınızı ümit ederim.
Selamlar,
|