|
Bu köşenin okurları benim koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğumu bilirler.
Bu köşenin yazarının "parmağının arkasına saklanma" gibi bir derdinin olmadığını da çok iyi bilirler.
Taraf olup da tarafsızmış gibi görünmenin insan haysiyetine aykırı düştüğünü, popülizmin de bu ülkenin en bariz hastalığı olduğunu ve ikisinin de bu köşede bulunmadığını bilenlerin sayısı da az değildir.
Bir dönem yöneticiliğini de yaptığım için Çetinkaya ile ilgili polemiklerden kaçındım. (Artık yönetimde değilim ve bu sezon hesap soracaklarımın listesi kabarıktır) fakat Fenerbahçe ile ilgili yazdığım yazılardan dolayı Galatasaraylılarla "tatlı" tartışmalar yaşadım.
Bundan da büyük bir keyif aldım.
Zaten, spor, tüm faydalarının yanında keyif alınacak bir uğraş da değimlidir aynı zamanda.
Peki bunları niye mi yazdım?
Geçtiğimiz gün, Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesinin deneyimli yazarlarından Glafkos Xenos benimle mülakat yapmaya geldi.
Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerini konuştuk.
Güven artırıcı önlemlerin yürürlüğe konulmasını ve 2 halk arasındaki güven eksikliğinin giderilmesinin önemine dikkat çektim.
Kriminal olaylara ilişkin işbirliği, okulların karşılıklı ziyareti, takımların karşılıklı maç yapması ve yeni kapıların açılmasının gerekliliğini vurguladım.
Bir Polili olarak Yeşilırmak kapısından geçip köyüme gitmek istediğimi söyledim. (Yetkililer beni duymuş olacaklar ki ertesi gün Yeşilırmak krizi patlak verdi)
Rum tarafındaki futbolu yakından takip edenler bilirler.
3 Rum kulübü şampiyonlar liginde ve UEFA'da önemli başarılar kazandılar.
APOEL ve Omonia takımları UEFA'da yarışacaklar.
Anorthosis takımı Yunanistan'ın Olimpiyakos takımını yenerek gruplara kaldı.
Grup kuralarında Fenerbahçe ile eşleşme ihtimali vardı. Yüksek bir ihtimaldi ama olmadı.
Anorthosis'in kısmetine yine bir Yunan takımı çıktı: Panatinayikos. (Hani Fenerbahçeyi eleyen takım)
Rum gazeteci odamdaki Fenerbahçe bayrağına ve 100. kuruluş yıldönümü anısına verilen plakete bakarak Fenerbahçe ile Anorthosis'in aynı gruba düşmesi halinde tavrımın ne olacağını sordu.
Enteresan bir durum olacağını ve maçı mutlaka izlemeye gideceğimi hatta Anorthosis tribünlerinde oturabileceğimi söyledim.
Böylesi bir ihtimalin milyonda bir kadar düşük olduğunu ama bu topraklardan bir takımın Fenerbahçe'yi yenmesinin de inanılmaz etki yaratacağını belirttim.
Böylesi bir şok son dönemde caka satan Fenerbahçe için de fena olmazdı doğrusu.
Neyse konu fazla uzadı gelelim işin özüne.
Bu mülakat ve Fenerbahçe ile ilgili kısım Alithia gazetesinde yayınlandı, Türk Ajansı Kıbrıs'ın (TAK) çevirisi ile de gazetelere servis edildi.
Dünkü KIBRIS gazetesinde de haber yayınlandı.
Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) gazetesi Güneş de haberi aynen yayınladı fakat bir farkla.
TAK'ın yaptığı çeviriye sadık kaldı ama başlığı değiştirdi.
UBP'nin yayın organı Güneş aynen şu başlığı kullandı: "İşte KIBRIS gazetesinin hangi düşüncede olan bir Yazı İşleri Müdürü tarafından idare edildiğini gösteren Başaran Düzgün'ün itirafı: Fenerbahçe'nin değil Anorthosis'in kazanmasını isterim" (cümle düşüklüğü ve yazım hatası yazana aittir)
Futbolla ilgili hoş bir konuşmayı böylesi ultra milliyetçi noktaya çekme becerisini gösteren Güneş gazetesi aslında UBP'yle ilgili bize 2 ciddi ipucu verdi.
Birincisi, düşüncelere tahammülleri olmadığı. Ki inşallah değişirler ve çağdaş bir sağ parti haline gelirler dememize rağmen tarihleri bu konuda utançla dolu olanların milim değişmediklerini gördük.
İkincisi, hamaseti ve milliyetçiliği hala bir silah gibi kullanmaya çalıştıklarını.
"UBP ayni UBP" diyenler haksız değil galiba.
Umarım UBP'nin yaşadığı başkanlık seçim yarışı değişimi yönünde de bir fırsat olur.
Aklıma "dağa çıkıp direnecekleri" günler geldi.
Hala o noktadadırlar.
Hoşgörüsüz, tahammülsüz, agresif ve yok edici.
Sizce Kıbrıs Türkünün böylesi bir UBP'ye ihtiyacı var mı?
|