|
Adadaki varlığı Kıbrıslı Türklerden eski olan Rumlar, adayı yönetme, adanın kaderinde söz sahibi olma konusunda daha istekli, daha iddialı oldu.
Bunu özellikle İngiliz Sömürge döneminde net bir şekilde ortaya çıkardılar.
Rumlar adanın bağımsızlığından önce ENOSİS'i yani adanın Yunanistan'a bağlanması talebini yükseltti.
Kıbrıslı Türklerin ortaya çıkan siyasal önderleri sağlıklı bir alternatif ortaya koyamadı.
Lozan Anlaşmasıyla Türkiye için Kıbrıs bir başka ülke toprağıydı. İşte o koşullarda Kıbrıslı Türkler, İngiliz'e adeta yama politikası izledi.
O duruş en yalın tanımlamayla kişiliksiz bir duruştu.
ATİNA- Friedrich Ebert Vakfı, Almanya'da Sosyal Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen sivil toplum örgütü... 1925'te kurulan vakfın temel amaçları arasında "demokrasi ve çoğulcu topluma destek, yetenekli gençlere eğitim fırsatları sağlanması ve uluslararası işbirliği ve anlayış ortamının güçlendirilmesi" öne çıkıyor.
Friedrich Ebert Vakfı, 1998'de Berlin yakınlarındaki Potsdam Kasabası'nda Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum, Türkiye ve Yunanistan'dan gazeteci ve aydınlardan oluşan bir grubu ilk kez bir araya getirmişti. On yıl önceki ilk toplantıya katılanlar arasında vardım. On yıl önce gerçekleşen ilk toplantının ardından organizasyon katılımcıları nitelikli bir tartışma grubuna dönüştü. Yılda en az iki kez toplanırız.
***
Hafta sonu Atina'da ağırlıkla Türkiye - Yunanistan ve Kıbrıs'ı konuştuk yine.
Bu tür toplantıların yararına içtenlikle inananlardanım.
Ülkelerindeki durumu çok iyi bilen katılımcılardan sağlıklı bilgilenme fırsatı doğuyor.
Toplantılar kadar toplantı dışı sohbet ortamları da verimli iletişimlerin zeminidir.
Hiç kuşku yok cuma günü gerçekleşen Talat - Hristofyas görüşmesi de konuşuldu.
***
Fark ettim, bu tür platformlarda ki buluşmalar da Kıbrıs sorunuyla ilgili üst düzey görüşmelere benziyor.
Katılımcılar aydan gelmiyor.
Kıbrıs'tan katılımcılar Kıbrıs Türk ya da Kıbrıs Rum tarafındanız.
Türkiye ve Yunanistan'dan katılan arkadaşlar da Türkiye ve Yunanistan'ın toplumsal yapısı içindendir.
Düşünce yapımız, sorunların çözümüne bakış açımız ne olursa olsun, parçası olduğumuz toplumsal yapıdan izler taşırız.
En yapıcı bakış açısının altında bile toplumun farklı, karşı duruşundan yansımalar var.
***
Bu satırların yazarı olarak genellemeye karşıyım. Genellemeleri ırkçı yaklaşımlar olarak nitelerim.
Yaptığım bu ara saptamadan sonra devam ediyorum.
Kıbrıslı Rumlar, yüz yılları aşıp gelen bir kanaatin beslemesiyle Kıbrıslı Türkleri her bakımdan orta ya da alt kültür grubunda gördü yıllarca.
Ekonomik hayatta ciddi bir konumumuz olabileceğini düşünemediler, kabul edemediler...
***
Osmanlı döneminde adayı Kıbrıs'ta yaşayan Türkler yönetmedi.
Kim yönetti? Osmanlı Padişahının İstanbul'dan görevlendirip Kıbrıs'a gönderdiği kişiler, kadılar...
Aslında bir başka gerçek adada yaşayanlar Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar kendi kendilerini yönetme şansına sahip olamadı.
Ama adadaki varlığı Kıbrıslı Türklerden eski olan Rumlar, bize göre adayı yönetme, adanın kaderinde söz sahibi olma konusunda daha istekli, daha iddialı oldu.
Bunu özellikle İngiliz Sömürge döneminde net bir şekilde ortaya çıkardılar.
Rumlar adanın bağımsızlığından önce ENOSİS'i yani adanın Yunanistan'a bağlanması talebini yükseltti.
Kıbrıslı Türklerin ortaya çıkan siyasal önderleri sağlıklı bir alternatif ortaya koyamadı.
Lozan Anlaşmasıyla Türkiye için Kıbrıs bir başka ülke toprağıydı. İşte o koşullarda Kıbrıslı Türkler, İngiliz'e adeta yama politikası izledi.
O duruş en yalın tanımlamayla kişiliksiz bir duruştu.
Siyasi anlamda yalpalayan ve kişilik bakımından kırık not alan duruşa paralel ekonomik hayatta da fark edilir olamadı atalarımız. Öyle olunca Kıbrıslı Türkler, "Lokma ve şamişi işi yapan alt kültür grubu" olarak tanımlandı.
Rumların bu tanımlamasında abartı yok muydu?
Mutlaka vardı.
Ama bu kanaati çok net bir şekilde silecek toplumsal duruşu sergileme konusunda çok geç kaldık.
Kıbrıslı Rumlarla kıyaslandığımız zaman sayısal azlığımız ve bunun abartılı psikolojik etkisi kendi ayakları üzerinde duran bir toplum yaratma hedefini de engelledi.
Rumların Yunanistanla bağı yok muydu? Vardı ama adada kendi başlarına mücadele yükseltme konusunda Kıbrıslı Türklerden daha kişilikliydiler.
EOKA'yı örgütlerken Kıbrıs kökenli Grivas, Yunanistan'dan geldi. Onun dışında kritik görevler Kıbrıslı Rumların olmadı mı?
Buna karşılık bizim cepheye bakalım. TMT, Kıbrıs Türk toplumunda ciddi anlamda örgütlenmeye ulaştığı zaman ön sırada kabul edilen kritik görevler Türkiye'den gelen isimlerin elinde oldu.
Köylerin, Geçitkale ve benzeri bölgelerin mücahit komutanları bile Kıbrıslı Türk olamadı.
Bu noktadaki yaklaşımım farklı örneklerle, farklı yöne çekilmek istenebilir. Benim söylediğim şudur: KIBRISLI TÜRKLER ADADA EN AZ RUMLAR KADAR EŞİT HAK TALEP EDİP İLERİ GÖTÜRECEK AYRI BİR TOPLUMSAL KİMLİĞİ ORTAYA YILLARCA KOYAMADI.
***
Atina'da Niyazi Kızılyürek'le sohbet ediyoruz.
Niyazi Kızılyürek, bizim Rum tarafı diye tanımladığımız bölgede kimseye yardakçılık ve yalakacılık yapmadan ayakta durmayı başaran Kıbrıslı Türk bilim adamıdır...
Anlatıyor... 1989 yılında ilk kez bir tv programına katılmış. Sunucu Takis Hadjigeorgiou sol düşünce sahibi. Öteki konuk o dönem DİSİ Başkanı olan Yannakis Matsis... Genç bir Kıbrıslı Türk, sorulan tüm soruları tarihin derinliklerinden örneklerle ama geleceğe barışçıl taşıyan bir yaklaşımla yanıtlıyor... " Şamişicinin, lokmacının baba mesleğini sürdürmeden öte iddiası olmayan" biri gibi konuşmuyor... Programın sonuna doğru son sözler söylenirken Niyazi Kızılyürek, Yannakis Matsis'in EOKA kahramanı kabul edilen kardeşi Kiriyakos Matsis'sin bir şiirini okuyor ezbere... Şiirde söylenen özetle şu... " Bu toprakların kime ait olduğu, Ruma mı, Türke mi, Ermeniye mi önemli değil, önemli olan bu toprakların alın teriyle ıslatanlara ait olmasıdır..."
O an hem Takis'in hem de Matsis'in ezberi karışmıştı... Yahu bu Kıbrıslı Türk o bizim tanımadan tanımladığımız Kıbrıslı Türklere benzemiyor...
... Toplumlar arası görüşmelerde Rum tarafının masadaki tavrının altında da bu yanlış hala yatıyor mu? Yarın bu soruya yanıt vererek görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Paylaşırken son görüşmede Talat'ın Hristofyas'a siyasal olgunlukla nasıl yardımcı olduğunu da anlatacağım.
Günün sözü:
Düne takılıp kalan, geleceğe yürüyemez
|