|
Bir ağır yüktür sırtımızda zaman...
Bir eski ağıt...
Bir anlaşılmaz acıklı türkü...
Bir tel örgüdür yüreğimdeki, eskidikçe paslanan, paslandıkça eskiyen...
Bir gönül yarasıdır geçen günler...
Bir eski tarih, bir mitoloji rüzgarı, zamanla fırtınaya dönüşen...
Bir karabasandır çoğu kez gecelerce peşimize düşen...
Bir devasız hastalık, yeni binyıla karşı direnen
***
Kaybedilmiş bir savaş kahramanıdır kim bilir...
Veya Ahilleus'a yenilen Hektor'un trajik hikayesidir arada bir sahillerimize vuran...
Belki de Kassandra'nın inanılmaz öyküsüdür kayalara dalgaların çizdiği resimler...
Orestes'in anasını ihanetinden sonra öldürmesinin ağırlığını taşır elbette tarih...
Öç meleklerinin laneti boğazımızda sıcak nemli bir ağustostur aslında...
Ve Elektra, lanetlenmiş olsa bile asil bir kahramandır bana göre...
***
Bir kötü rüyadır gördüğümüz...
Bir lanetli, kanlı mirasın son kahramanları birbirlerini yerken...
Günahsız insanların kurban edilmesi oynanıyor eski bir sahnede...
Ve geceler yine mangal kokularıyla gri bir bulutun gölgesinde geçiyor...
Zulümler zalimlerden sorulacak yerde, ilgisiz insanlardan soruluyor...
Tarihi sorgulaması gerekenler, günü sorgulayıp geçiyorlar...
Günün sonundaki rahatlık, bir pişmanlık duygusudur kasap çengelinde takılı...
Geceler ise günahkârların son sığınağı...
Biz ise sahte birer kahraman...
Kimi yıldırılmış, kimi susturulmuş...
Kimi bir tetikçi rahatlığında, ruhunu sorgulamaktan aciz...
***
Felç olmuş bir adam çaresizliğidir şimdi umut...
Bir sağır sessizliğidir...
Tekerlekli sandalyeye mahkum bir genç isyanıdır öfke...
Kurulmuş bir yay gibi gerilen sinirler...
Hiç açılmayacak sanılan karanlık perdeye yönelmiştir şimdi...
O ne zaman geleceği belli olmayan işareti beklemektedir...
Gelmeyeceğini bildiği güzel günlerin, gelişini beklemek inadıdır belki...
|