|
"Leylakları sümbülleri soldurdun gonca gülleri...
Aşkla yanan gönülleri öksüz koydun sen giderken...
Ne bir arzu ne düş kaldı, ne vefalı gülüş kaldı...
Sımsıcak bir öpüş kaldı dudağımda sen giderken..."
***
Bunlar ayrılıkların hüznüdür...
Ayrılık var bıçak sırtında gelir...
Ayrılık var, "artık bu hayat çekilmez" dediğiniz anda gelir...
Vurulduğunuzu sandığınız anda kurtulduğunuzu fark edersiniz...
***
Bencillik denen olguyu insanın içinden silemediğiniz müddet, "ben insanım" demekten utanacağınız yeni serüvenlere taşıyacaktır sizi...
Serüvenler ise birbirinin benzeridir...
Ne iseniz O' sunuz...
Mayanızdaki hamur, adını taşıdığınız babanızın, annenizin veya dayınız ve amcanızın hamurundan farklı değildir...
Kan konuşmaz diyenlerin esas yanılgısı burada başlar esasında...
***
Kendi yenilgilerini zafer gibi göstermek isteyenlerin dizelere aktardığı duygular beni hep düşündürmüştür...
"Ne senin aşkına muhtaç, ne esirin olacağım öyle bir sevgili buldum ki seni unutacağım..."
Eğer öyle ise tellallık yapmaya ne gerek var...
Bu unutamayacağım demek değil midir ?...
"Aşkınla yana yana kül olsa da ocağım bu gönül sayfasını artık kapatacağım" sözleri de kapatamayacağım değil de nedir...
"Artık sevmeyeceğim bütün kabahat benim, ne kadar ağlasan boş, ne kadar yalvarsan boş sana dönmeyeceğim" diyenin esas amacı eninde sonunda sana döneceğim demek değil de nedir...
***
Şu insanoğlu bir gariptir aslında...
Yıllarca aynı yastığa baş koyduğu insanı bile bir anda satabilir...
Sanki bir zamanlar gözlerindeki parıltı mutluluk değil de mutsuzluğun ifadesiymiş gibi...
Anasını sattığımın çıkar dünyası, hiç ummadığınız anda sizi şaşırtabilir...
Bazen en güvendiğiniz silah arkadaşınız bile, silahınız elinizden düştüğü anda sizi arkadan vurabilir...
Ve siz hiç şaşırmamanız gereken bu duruma şaşırır, hatta üzülürsünüz...
Oysa üzülmek çare mi acaba ?...
|