|
Gelelim yolculuğumuza ve bakalım yolculara...
1960'lı yılların başı...
Ondört yaşında bir çocuk...
Bir akşam, Taksim Sineması'nda tarihi bir film...
Herkül olabilir...
Kahraman, son sahnelerde yüzlerce yılanın olduğu bir kuyuya atılır...
Nasıl kurtulduğu pek aklımda kalmadı...
Çünkü gece, filmin bittiği noktada bitmeyecekti...
Özgür ve dokunulmazlığı olan bir delikanlı olarak, açık havada yattığım zeytin ağacının altında yılanlar benim etrafımı saracaktı...
Uyandığım zaman ise; "Su, su" diye haykıracaktım...
Halam buna bir anlam vermese de onu atlatacaktım...
Rüyamda idam sehpasında bir adam gördüğümü ve onun su su diye haykırdığını söyleyecektim...
***
Beni derinden sarsan olay, o filim değildi...
Sinema dönüşü yaşadıklarımdı...
Kaymaklı Kulübü, o zamanlar meydandaydı...
Kebabçı Ahmet Dayı karşıda, Çatlak Hasan Dayı'nın dükkanı, Savi'nin Bakkaliyesi ve Hüseyin Dayı'nın yeşil renkli seyyar kebabçı arabası...
İlk gazeteciliğe başladığım yıllarda, "Rüzgar estiğinde sallanmayacak ağaç yok" yazısını onun için kaleme almıştım...
Epeyce duygusal bir yazıydı ve Almanya'dan bile ses getirmişti...
Bana göre saf ve iyi bir insandı...
Hafta sonları onun yeşil arabasındaki şiş kebabının farklı bir tadı vardı...
Veya bizim damak zenginliğimiz zayıfladıkça, geçmişe özlem duyarık da ondan mı?...
Bu soruya cevap vermek zor...
Kolay olan, ne kaldı ki hayatımızda...
***
Portrelere baktığınızda, ilginç simalar da bulursunuz...
Birçok kişi hafızama hayran, oysa ben değilim...
Hatırlamak insana keyif vermez de ondan..
***
Ve usumda kalan, o günlerde sahipsiz köpeklerin kıçına sadistce tüp çakmak benzini sıkarak zevk alan Bisikletçi Ali...
Ruso'nun fırınının hemen yanıbaşındaydı...
İddiaya göre köpekler, önce kıçlarını asfalta sürtüp, sonra Çakıllı Dereye gider, ertesi gün gelirmiş...
Bisikletçi Ali, bundan büyük keyif alırdı...
Oysa, şimdilerde, ne Çakıllı Dere kaldı, ne de Kanlı Dere...
Ne de bundan büyük bir zevk alan seyrek dişli Bisiklet tamircisi...
|