|
Yaşadığımız zaman, temennilerle gün geçirmenin mümkün olmadığını bize kısa sürede ispat edecekti...
Kim derdi ki, beş gün sonra yerimizden sökülüp attırılacak, kim bilir belki de bir danışıklı dövüşün ilk kurbanları biz olacaktık...
Kıbrıs tarihinde yaşanacak en büyük göç hareketinin daha sonra bir kenara itilen kahramanları biz ve bizler gibi nice insanlar olacaktı...
Bir anda üzerindeki giysisinden başka hiçbir şeyi olmadan, aç ve açıkta kalmanın dramını yaşayacaktık....
Ve gökyüzündeki kara bulutlar, güneşi görmemize her zaman engel olacaktı...
Gülümseyen gözlerime ilk "flu" gölge ise, giysisiz ve kimliksiz kaldığım o günlerde, bir arkadaşımın babasına ait küçük bir sigara yanığı olan pahalı bir ceketi bana verdiği gün düşecekti...
Ne yaptığımı merak edenler ise, onu önüme çıkan ilk çöp tenekesine attığımı öğrenince derin bir "oh" çekeceklerdi...
Gölge önce gözlerimize, sonra da herkesin gıpta ettiği cennet adamıza düşecekti...
Ben ve benim gibiler ise, her türlü horlanmaya karşın burasının bizim ülkemiz olduğunu savunacak, manen ve madden tüm kayıplarımıza karşın yılmayacaktık...
***
Bilinen, beklenen hatta kapıyı çaldığı anlaşılan tehlike, geliyorum diyen bir gök gürültüsünün habercisi gibiydi...
Zarlar elden çıkmıştı...
Köy meydanındaki kahvede oturan ve bize on beş yaşında yan hakemlik yaptıran Ayer Delideniz veya o zamanki adıyla Ayer Yakup, hala daha kırk yıldır kulağımda çınlayan şu sözleri söyleyecekti; "Bakalım kaç kişinin kütükten adı silinecek"...
Bu sözlerin ne kadar iddialı sözler olduğunu, kütük denen şeyin odun kütüğü değil de yaş kütüğü olduğunu ve kütükten silinmenin de ancak ölmek veya öldürülmekle mümkün olabileceğini biraz geç öğrenecektim...
***
Tarih acımasız hükmünü bizim için yürütmeye başlamıştı, ama çare yoktu...
Çaresizlik belki de insanoğlunun en zayıf noktası olacaktı ve asla değişmeyecekti...
Şehriyar olsanız da, ölüme yalnız gidecektiniz...
Oysa ne gerek vardı, Tanrı'nın tüm nimetlerini cömertçe bahşettiği bu güzel ülkede kavgaya...
Ne tuhaftı ki, "Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül" diyen kişi haklı çıkacaktı, çünkü kaderimiz uzaktan çizilecekti...
Biz ise, ne için kim için, kimin veya kimlerin provokasyonu sonucu vuruştuğumuzu bilmeden, bize gösterilen düşmanı tüketmek veya tükenmemek için direnecektik...
|