|
Adı Havva, Ayşe veya Fatma'ydı...
Hiç önemi yoktu...
İnsandı ve bizim insanımızdı...
Bir dönemler zorla kadınların başından bazı serseriler tarafından zorla alınan çarşafı ile bilinirdi...
Çünkü o çarşafı kaptırmamak için inanılmaz bir direnç göstermişti...
Ona "Çarşaflı Kadıncık" derlerdi...
Bu isim ona belki kısacık boyundan, belki de kendisini erken yaşlandıran çileli bir hayatın kahramanı olmasından verilmişti...
Sabahın erken saatlerinden, akşamın ilk saatlerine değin yoğun bir uğraş içindeydi...
Birçoğunun küçümseyen bakışlarına hiç aldırmaz, ekmeğin hakikaten aslan ağzında olduğu o dönemde çalışır dururdu...
Onun tek bir ideali vardı ve bunu bir sır gibi saklardı...
Zaten pek konuştuğu da görülmezdi...
Sırrı sonradan anlaşılacak, ancak bir hüzün bulutuna karışıp gidecekti...
Onun tüm çabası, en küçük oğlunu okutup öğretmen yapmaktı...
***
Aradan yıllar geçti...
Zaman ağır, ancak bazen nazlı bir gelin yürüyüşüne nazire yaparcasına mutlu tablolar da çiziyordu arada bir...
Oğlu bir çınar gibi serpilip geliştikçe bir başka hayat bulurdu "Çarşaflı Kadıncık..."
Kendine bazen asık suratla bakan çevre umurunda değildi artık...
Hedefe yaklaşmıştı anlaşılan...
Bir gün yüzünde insanların hasret kaldığı ve onları şaşırtan tebessümle göründü meydanda...
Kaybolan yıllarını bir kavga uğruna geçirmiş, sonunda zafere ulaşmış mağrur bir ifade vardı yüzünde...
Ve tarih 1963'ü gösteriyordu...
Oğlunun adı Ertuğrul'du...
***
Kara bulutların çökmediği pek az hane kalmıştı...
Ama, bir çığ gibi düşmüştü felaket Çarşaflı Kadıncık'ın hanesine...
Yıllarca didinip, bir çınar gibi serpilip gelişen ve sonunda öğretmen olan oğlunun adı ilk şehitler listesinde yer alacaktı...
Sonra da yüzlerce öğrenciye kucak açacak Şehit Ertuğrul İlkokulu onun adını taşıyacaktı...
Çarşaflı Kadıncık'ı o günden sonra hiç görmedim...
Belki bu büyük acıya dayanamayarak erken göçmüş, belki de münzevi bir yaşama başlamıştır...
Yakınlarına bunu sorma cesaretini bir türlü kendimde bulamadım...
Ertuğrul ismini her duyduğumda, nedense o kadıncığın o telaşla koşuşturduğu günleri anımsarım hep...
Yaşanmış hikayelerin ve gerçek kahramanların öyküleridir bunlar ve tarihimiz ne yazık ki bunları yazmakta her zaman geç kalmıştı...
|