|
Eskişehir'de doksan kişiydik...
Bir ordu gibi...
Birbirimize bağlıydık...
Arkadaşlığın ötesinde yakalanan dostluklar daha bir güzeldi...
Kısa sürede gücümüz anlaşılacaktı...
Hiçbir bölgeden bu kadar kabarık sayıda bir koloni yoktu...
Bu nedenle çıkarları uğruna bizi tavlamaya yönelik hareketlere de maruz kalacaktık...
O günlerde ise, yardımımıza Kamil Başar koşacaktı...
Yani bizdeki meşhur Yıldırım Bölüğü'nün ilk komutanı...
Kamil Başar'ın o zamanki adı Yıldırım'dı...
Merasimlerde kılıçla geçen bir abide gibiydi...
Zevkleri aristokrat, fikirleri demokrat bir askerdi Kamil Başar...
Bu nedenle bir süre geriye alınmıştı...
Karargahında onunla sık sık görüşürdük...
Bana, sakın bu etrafta dolananlara aldanma, bunlar size benzemez der dururdu...
Kullandığım tıraş bıçağı aristokrat markaydı ve onunla paylaşmaktan büyük keyif alırdım...
***
Sonraki yıllarda da fark edecektim ki, bizimle 1963-1974 arasında beraber olanların bize daha büyük bir saygısı olacaktı...
Bunu sadece Kamil Başar'ın kişiliğinde değil, Karaca'nın da kişiliğinde yaşayacaktık...
Karaca, Alapay'ı kılına bir zarar gelmeyecek diye teslim etmişti...
Ama, Alapay Mustafa, tarihi Sarayönü Polis binasında kaşlarının ortasına isabet eden bir kurşunla can verecekti...
***
Karaca onurlu bir askerdi...
Belli ki mal varlığı kuvvetli bir ailenin çocuğuydu...
Çünkü Tabur Komutanlığından ayrılırken yaptığı konuşma bunun belgesiydi...
Gideceği gün yaptığı toplantıda, biraz da kendine has şivesiyle şunları söyleyecekti; "Arkadaşlar, ben bugün ayrılıyorum, eğer birinize karşı bir suç işlediysem affımı rica ederim, eğer benden alacaklı olan varsa hakkını helal etsin"...
Ben bu son sözleri ilgi ile izlemeye başladım...
Ne demek istiyor diye düşündüm...
Aniden beş-on kişinin ona doğru yöneldiğini gördüm...
Ellerinde beyaz zarflar vardı...
Anlamakta zorluk çektiğim sahnelerden biriydi o gün yaşadığım...
Sonradan öğrenecektim ki, Karaca sıkıda olanlara borç para veriyordu...
***
Karaca ile alacakaranlık bir Ankara gecesinde karşılaştık...
Aynı Karaca idi...
Yüzündeki tebessümü hiç eksilmeyen, ancak kaşları çatıldığı zaman hüznünü yüreğine gömen adam...
"Şu anda bir paraşüt birliğinde görevliyim, bir akşam buluşup aperatif bir şeyler içelim" dedi...
Ancak, o buluşma hiç gerçekleşmedi...
Ben eminim ki, onu tanıyanlar ve onunla çalışanlar, ona hep sempati ile bakacaklardı...
|