MARKAJ 06/06/2004

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   6 Haziran 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

**********

İzolasyonların kaldırılmasıymış, limanların açılmasıymış, sınırlı ticaretmiş, boş bunlar boş... Bize çözüm lazım çözüm... Polis soruşturma açarken başbakana bilgi verme nezaketi göstermiyorsa bunun anlamı çok açıktır:

STATÜKO, “BEN BURADAYIM” DEDİ

25 Mart 2003’te Doğancı’da yapılan “sembolik referandum” ve polis müdahalesiyle ilgili yayınlardan dolayı gazeteciler aleyhine açılan davalar ileriye götürülüyor...

Askeri Mahkeme’de yargılanmaları istenen KIBRIS ve Ortam gazetesinin yöneticileri aleyhine açılan davalara yenileri eklendi.

Fehim Nevzat, Süleyman Ergüçlü, Başaran Düzgün, Hasan Hastürer, Mehmet Davulcu ve Hasan Kahvecioğlu’nun hapsi isteniyor.

11 yıldan başlayıp, 88 yıla kadar varan hapislikler...

Adam öldürenlerin bile birkaç yılla yırttığı bir “hukuki düzenek” içerisinde gazetecilere neredeyse bir ömür sürecek hapislik reva görülüyor...

Ne büyük suçtur ki yazdıkları nedeniyle gazetecilerin askeri mahkemede yargılanmalarına karar veriliyor.

Neden askeri mahkeme?

Asker değil ki bu insanlar!

Askeri sırları ele geçirip de düşmana mı sızdırdılar?

Gazeteciler, yalnızca, binlerce insanın bulunduğu bir ortamda geçen olayları, yine binlerce insanın okuduğu gazetelerinde yansıttılar.

Ve bombacılar- katiller aramızda dolaşırken, gazetecilerin yazı yazması büyük bir suç oluverdi.

Bu olay da gösteriyor ki Kuzey Kıbrıs, “sözde” sivildir.

Bu operasyon, içinden geçilen hassas dönemde, “ülkede sivil yönetim olmadığını”, “statükonun ayakta olduğunu” kanıtlama amaçlıdır.

Polisin soruşturmalarla ilgili hükümete bilgi vermemesi, ne biçim bir oyun oynandığını açıkça ortaya koyuyor.

Bu operasyon açıkça “hükümeti küçük düşürmeye”, “yetkisiz yetkili” olduğunu kanıtlamaya yöneliktir.

Saraydaki Denktaş Bey, şimdi kıs kıs gülmektedir.

ABD onu değil de Talat’ı lider kabul etmektedir ama o arkasını dayadığı daha derin güçlerin sayesinde buralarda halen “patron” olduğunu kanıtlamıştır.

Adımı bildiğim gibi eminim ki bu soruşturmaların ardında Denktaş vardır.

Gerçek liderin kim olduğunu kanıtlama sevdasına düşmüştür.

Dıştan itibar görmeye başlayan ve yakında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başkanı ile görüşmeye hazırlanan Başbakan Talat’ın fiyakasını bozmak ve kendisi ile ters düşen AKP hükümetinden iyi bir intikam almak istedi Sayın Denktaş!

Statükonun varlığını ispatlama çabası...

İşte tam da bunlar için çözüm istiyorduk Kıbrıs’ta...

Bu köşede defalarca yazdım; ülkeye bir çözüm gelmeden, birleşik bir Kıbrıs’a ulaşmadan statükodan kurtulamayız.

İzolasyonların kaldırılmasıymış, limanların açılmasıymış, sınırlı ticaretmiş...

Boş verin hepsini, vallahi de billahi de boş verin!

Başımızda statükonun kılıcı durdukça iyi gün göremeyiz.

Asker kağıt üzerinde Başbakanlık’a bağlı ama yaptığı hiçbir olaydan dolayı başbakan askere hesap soramıyor.

Aynen gazetecilere açılan davalarda olduğu gibi.

Bu ülkede çözüm olmazsa bir gün asker karışacak, bir gün elçilik, hükümet edenler yıpranacak, küçük düşecek...

Bir bakmışsınız eller uzanacak, hükümeti bozacak, statükonun gerçek aktörleri yönetime getirilecek.

Halkta büyük bir hayal kırıklığı var.

Belki “çok erken” diyeceksiniz ama ne yazık ki şu ana kadar halkımız, hem genel seçimde hem de referandumda ortaya konulan iradenin karşılığını göremiyor.

Cinayetler aydınlatılamıyor, bombaların failleri bulunamıyor, birçok deliliyle birlikte bulunan bomba yüklü arabanın akıbetiyle ilgili tek kelime yok, bir de bunların üzerine, hükümetin bilgisi dışında asker, gazetecilere dava açıyor, soruşturma açan polis başbakana bilgi verme nezaketi dahi göstermiyor.

Talat’ın bir ayı aşkın süredir yürüttüğü olumlu dış temaslar, statükonun bir el hareketiyle sabote edildi.

Daha ne olsun?

Dıştan gelen cicili bicili övgülü sözler yaşadığımız gerçekleri değiştiremiyor ki.

Tüm gücümüzle çözüme endekslenmeliyiz, kurtuluşumuz çözümdedir, Rumları da çözüm için ikna etmeliyiz, aksi takdirde hayal kırıklıklarımızın ardı arkası kesilmeyecektir.

*************

“NE KAPABİLİRİM?” KAVGASI MI?

Hükümet tartışmaları sürüyor...

Bir taraftan hükümet kurulmaya çalışılıyor, diğer taraftan birbirine suçlamalar sürüyor.

O parti öbür partiyi istemiyor, öbür parti bir diğerini...

O şu bakanlığı istiyor, diğeri “o bakanlığı vermem” diyor.

Bir diğeri şu partinin olmadığı hükümette yer almayacağını söylüyor.

Ötekisi “bizi istemiyorlar” diye feryat ediyor...

Bu tartışmalar “iyi niyetli” yapılıyorsa, en iyisi bulunmaya çalışılıyorsa diyecek bir şeyimiz yok ama dışa yansıyan tablo, “ne kapabilirim?” kavgasına benziyor.

Makam kavgası yapılıyor intibası yaratıldı.

Zaten morali bozuk olan halkı üzmeye hakkınız yok, lütfen “kişisellikten” kurtulun...

 

***************

Ayşen DAĞLI’dan siyasi tekerleme

DAVAnızla DAVAmız

1.

DAVA DAVA diyerek

Dilinizde tüy bitti

DAVAnızla DAVAmız

Uyuşamadı gitti

A vadan DA VAdan

Dağıldı gitti insan

Toprağından koptu da

Kopmadı DAVAsından

A DAVAcı DAVAcı

Nerde bunun ilacı

İnsanı ezenlerden

Kim olacak DAVAcı

Toprağımda korkusuz

Yaşamaktır emelim

Düşüncemle kaygısız

Varolmaktır ereğim

DAVAcıyım DAVAcı

Beni ‘3 maymun’ sanandan

Sesimi soluğumu

Düşüncemi kesenden

Yüzüm ak alnım açık

Gel beni de al götür

Bu köhne zihniyetle

Vur zincire yan yatır

İnsan doğmak değildir

İnsan kalmaktır DAVA

Sıçan olmak değildir

Seçen olmaktır DAVA

Yılmam yıkılmam yine

Ezgilerimi söylerim

Bu topraklarda özgür

DAVAmı savunurum

Seçtim insan olmayı

Değiştirmem yolumu

Gerekirse öderim

Her türlü bedelini...

2.

Aç oraştan bize de

Bir ufacık DAVAcık

Bir uçanla bir kaçan

Kurtulur bu DAVAdan

Uçan mısın kaçan mı

Bu DAVAdan yatan mı

Ne uçanım ne kaçan

Ne sürünen ne yatan

İki ayak üstünde

Dikilirim ben insan

DAVAcının DAVAsı

Eser keskin havası

Esse kesse kaç para

DAVAlının kesesi

Kesseler kesseler

Nerde bizim köseler

3 maymunu oynasan

Yine seni asarlar

Assarlar kesserler

Kıssadan uzun hisseler

Acı vacı DAVAcı

Nedir bunun ilacı

A derler b demezler

Bu DAVAyı yemezler

Der misin demez misin

Bir DAVA bir bir daha

Yer misin yemez misin

Yerim yerrimo galsın

Yemeyip n’apacam

DAVAcı yamulurken

Ben dikili kalacam

Di kili di kili

Dikili daşın vekili

Aç oraştan bize de

Bir DAVAcık sökülü

Sökülü DAVAcığı

N’apayım n’apayım

Sökülü bir avugatcık

Bulayım oynadayım...

Sö külü sö külü

Mangalda kül dökülü...

Yüreğimizin kandili

Gece gündüz yakılı...

****************

   6182 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?