MARKAJ 25/07/2004

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Temmuz 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

AKLI REFERANDUMDA KALDI!

Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Denktaş, 20 Temmuz törenleriyle birlikte yine kükremeye başladı.

Törenlerde, “Deve ile yolculuk yaparız ama egemenlikten devletten vazgeçmeyiz” dedi.

Şehitleri anma töreninde de referandumda “evet” diyenlerin “Allah korkusu” olmadığını iddia etti.

Yine tuhaf demeçler, yine suçlama ve intikam politikası...

Aklı referandumda kaldı, yüzde 65 “evet”i bir türlü hazmedemiyor.

Son kez cumhurbaşkanı olarak resmi törenlere katılmış, aday olmayacakmış.

Kimse beni inandıramaz, ondaki bu hırs ve ihtiras varken kesin yine aday olur.


*****

YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ

ANA YÜREĞİ DEDİKLERİ BU OLSA GEREK

Yine aybaşı, yine Lefkoşa’da müthiş bir trafik var...

Otomobiller kağnı hızında ilerliyor, hava da alabildiğine sıcak, insanın nefes almasını zorlaştırıyor.

Doktor “Klimadan uzak dur” dediği halde arabanın klimasını çalıştırmak zorunda kalıyorum, çünkü terlemeye başladım, iki dakika daha dayanamazdım, aksi takdirde baştan aşağıya ter içinde kalacaktım...

Bu kadar insan nereden çıktı, sanki hiç kimse bugün işe gitmemiş gibi!

Anlaşılan çeklerini bozma telaşındaki insanlar, “Maaşımı cebe atayım, sonra işe giderim” demiş olsa gerek ama bu kişilerin çoğunluğu devlet çalışanı.

Özel sektördekilerin böyle bir lüksü yok.

Banka önleri bir daha kalabalık, Kooperatif Merkez Bankası’nın merkez binası yakınlarında 10 dakika ilerleyemedik, arkadan korna çalmaya başladılar.

Ardından da bağırmalar, küfürler işitmeye başlıyoruz.

Gerilerden bir kişi otomobilinden inmiş öne doğru yürürken, tam o sırada beni görüyor, camı tıklatıyor ve avazının çıktığı kadar bağırıyor.

Adam sinirini benden çıkaracak; “Hani Ali gardaş, CTP gelecekti de dertler bitecekti, bir trafiği bile halledemediler!” diye çıkışıyor.

Öylece bakıp, bir şey söylemiyorum.

“Niye susuyorsun?” diyor bu kez.

“Ne dememi bekliyorsun?” diyorum.

Adam, “Haram olsun verdiğimiz oylara” deyince, ona öyle bir bakıyorum ki susmak zorunda kalıyor, çünkü ikimiz de çok iyi biliyoruz ki o arkadaşım hayatı boyunca UBP’den başka partiye oy vermedi.

Her şeyden şikayetçi ama o şikayet ettiği her şey UBP zamanından kalma, kangrenleşmiş sorunlar.

Bu arada karşıdan yaya olarak gelen birisi, küçük bir trafik kazası olduğu için yolun tıkandığını söylüyor.

Otomobillerin iki misli de insan yürüyor sokaklarda.

Tuhaf bir koşuşturmaca...

Sırada bizi park sorunu bekliyor, paralı park alanlarında yer bulurum diye düşünüyorum ama nafile, üç paralı park alanında da yer bulamıyorum.

Turu atıp, yine aynı güzergâhta, yine aynı çileyi çekeceğiz...

Aniden duvar kenarından bir arabanın çıktığını görüyorum, dar bir yer ancak geri geri zar zor park edebileceğimi düşünüp, arabadan iniyor ve arkamdaki sürücüden beklemesini rica ediyorum.

Arabayı park edene kadar bir hayli korna ve bağırma çağırmaya maruz kalıyoruz.

Torpido gözünde ödeyeceğim faturaları, kimlik kartımı falan bulmaya çalışırken, ağır ağır yürüyen iki yaşlı insan, arabanın direksiyon tarafına gelip duruyor ve konuşmaya başlıyorlar.

Duvarın gölgesinden faydalanıyorlar, anlıyorum ki beni fark etmediler.

Çekilmezlerse arabadan inemem.

Bir şey demiyorum, onların fark edip çekilmesini bekliyorum.

Konuşmalarından karı koca olmadıkları belli.

Adam daha bakımlı, üstü başı düzenliydi.

Kadınsa bakımsız, hatta yoksul bir insan görüntüsü veriyordu, bu sıcakta uzun kollu eski bir entari giymiş, onun üzerine de yün bir yelek.

Ya da kolsuz bir hırka da diyebiliriz.

Yeleğin düğmeleri bir düğme atlanarak iliklendiği için bir tarafı sarkıyordu...

Eteğinde yağ olduğunu tahmin ettiğim lekeler, hatta yemek artıkları vardı...

Yaşlı kadının yüzünde ve kollarında, kırmızı mor bereler vardı.

Kollarındaki izlerin kabuk toplamış yara izleri olduğunu fark ettim.

Yüzündeki kırışıklıklar arasında kırmızı mor karışımı izlerin çarpmadan ya da vurmadan kaynaklandığına karar veriyorum.

Yaşlı adam bu kadını dinliyor ama karşılaşmış olmalarına pek de memnun görünmüyor gibiydi.

Önyargılı davranıp, kadının “bunamış” olduğunu sanıyorum.

Ama konuştuklarına kulak misafiri olunca hiç de öyle olmadığını anlayabiliyorum.

İstemeden dinlediğim konuşmaları ilgimi çekiyor:

Yaşlı adam kadına soruyor:

-Gene dövdü seni be amma?

-Ya nabdı? Dövdü, hem da fena! Yapma, etme dedim ama deli gibin yekleştirdi bana pungyoyu...

-Napacan be gız sen bu oğlancığınan, öldürecek seni birceğez gün.

-İlla da para isder, yogdur derim annamaz, bu defa yüzüme da vurdu, her tarafım mosmor oldu...

Kadın ağlamaya başlıyor, yaşlı adamın da gözlerinden yaş geliyor.

Adam birden öfkeleniyor:

-Olmaz olsun böyle evlat, ben olsam reddederim gendini evladlıgdan!

-Yapamam be Hasan, yapamam. Ben da öyle derim reddedeyim ama genem da yüreğim sızılar, evladımdır!

-Eh geberdinca seni mamurlan. Bırak olân gendini da git gızının yanına Londuraya.

-Ey amma yemeği kim yapacak, gömleğini kim ütüleyecek, bilmez ya bunarı yapsın bu oğlancık, ben galdırmasam sabahdan işe bile yetişdiremez.

-Eşek tepsin gendini, ne hali varısa görsün, anasına vuran adamdan ne sana ne memlekete hayır gelir.

-Doğru den be Hasan, hem dün bana dedi ki geldiğinde para bulmazsam bu defa beni geberdecekmiş, gorkarım eve da gideyim, gonuşsan senin gıccağazınan da biraz borç versin, çeki bozunca öderim.

-Sen adam olman be gadın, yedi bitirdi seni ama yine de ona para bulmaya oğraşın...

Yaşlı kadın, adamdan gözlerini kaçırarak, beş on saniye yere bakıyor ve başını sallamayarak, adamdan bir istekte bulunuyor.

-Be Hasan, yarın geleyim sana da Londuraya gızıma telefon edelim aradsın beni ora.

-Hah, gördün yapacağın işi, istersan hemendacık gel, hiç vakit gaybedmeyelim. Akıllanıyon galiba!

-Yok be Hasan, öldürecek beni da sokacaglar genni godese diye gorkarım.

-Peee, düşündüğü şeye bak sen gadının, vallahi az bilem yapar sana!

-Ben olmayınca hiç olmazsa başı da derde girmez.

Kadın yine ağlıyor ve birden sendeliyor, yaşlı adam hemen kolundan tutup yavaşça onu duvar dibine oturtuyor.

Birden beni fark ediyorlar.

Kadın korku dolu gözlerle bakarken, adam arabadan inmemi engellediklerini fark edip özür diliyor.

-Aman oğlum fark etmedik seni, eneceydin aşağıya galiba.

-Yok, bir şey değil, acelem yok zaten ama teyze iyi değil galiba, doktora götüreyim mi sizi?

O halsiz kadın bir hırsla ayağa fırlıyor.

Sanki birden bir güç almış gibi, yüreğinin kalkıp oturduğunu, heyecanlandığını fark ediyorum.

-Hayır isdemem, sağol, sen işine gücüne git, ben eyiyim.

-Ama iyi görünmüyorsunuz.

-Eyiyim dedim ya oğlum, bırag hade bizi da git işine.

Yaşlı adamsa, konuşmalarımızı dinliyor, sanki yardım istiyormuş gibime geliyor.

Ben biraz daha ileri gidiyorum.

-Az önce konuştuklarınızı duydum teyze, istersen yardımcı olurum.

Yaşlı kadın adeta çılgına dönüyor, elinde bir şey olsa kafama vuracak, ağzına geleni söylüyor.

-Ayıp değil sana da gonuşduklarımızı dinlen?

Ben arabadan inince birden sakinleşiyor, sesi titremeye başlıyor.

-Yoksa sen polissin be çocug? Ayağını öpeyim oğlum, bizi duymamış ol, evladcığımı içeri sogma. Ona bir şey olsun isdemem.

-Korkmayın polis değilim ama size yazık değil mi bu yaşta dayak yiyorsunuz?

Yaşlı adam bana destek çıkıyor:

-Ben da onu söylüyorum oğlum ama dinletemiyorum.

Kadın yine ağlıyor.

-Siz analıg nedir bilemezsiniz. Ananın yüreği evladı için yanar. Dövse da sövse da ana yüreği ana yüreğidir evladım. Ama söz, Londuraya gızımın yanına gideceğim.

Birden içim ferahlıyor.

-Ama elinizi çabuk tutun.

-Aha bu amcacığın her şeyi halleddi. Dünürümüzdür, güveyimin babasıdır. Ondan başga kimseciglere annadamam bunları. Gerçi gomuşular da bağırıltılarımızı duyar ama garışmaz insanlar, sağ olsunlar.

O an ne hayırsız komşular varmış diye düşünüyorum. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”, “Bela benden uzak olsun” mantığı iyice insanların içine işlemiş...

Yaşlı kadın konuşmaya devam ediyor.

-Zannetmeyesiniz ki dayagtan gorgtum, ya da siz göynümü ettiniz. Benim gorkum bir gün bu dayaklardan ölürsem evlatcığımın başı belaya girmesin, onu içeri sokmasınlar diye gidiyorum Londuraya.

Onu kararından dolayı tebrik ediyor ve yaşlı adama bu işi çabucak bitirmesi tavsiyesinde bulunuyorum.

Adam başını sallayıp, kolumu tutarak, “sen merak etme” manasına gelen bir hareket yaptı.

Kadın yine söze karıştı.

-Hah şimdi sen işine git, beni takip etme, sorma soruşdurma. Eyi bir evlada benzen, Allah seni anana babana bağışlasın.

Herhangi bir girişim yapmayacağıma dair her ikisine de söz veriyorum.

Oradan uzaklaşırken arada bir arkama döndüğümde kadın eliyle bana “git git” işareti yapıyor.

Ben gözden kaybolana kadar yerlerinden kıpırdamıyorlar.

Daha sonra defalarca o sokaktan geçtim, hatta arabadan inip biraz keşif yaptım ama bir daha her ikisini de göremedim.

Aradan yaklaşık bir ay geçti, acaba yaşlı kadın Londra’ya gitti mi?

Gidene kadar dayak yedi mi?

Her şey bir yana, bu olayla analığın ne yüce bir duygu olduğunu çok daha iyi anlıyorum.

Ana yüreği dedikleri bu olsa gerek...

   6369 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?