|
Güzelyurt’ta halkın perişan olmasına neden olay, bir doğal afetti. Kenti adeta boğan suların Güney Kıbrıs’taki barajdan taştığı da aşikardır. Ancak, gecenin bir saati daha hiç elimizde bir kanıt yokken, “Rum bizi boğmak için baraj kapaklarını açtı” demek de çok iddialı bir laftır. Rum mahsus yapmış bizi perişan etmek için. Ortada bir felaket vardır, o sular bir şekilde barajı aşmış ve kuzeye gelmiştir, durup yaralarımızı saracağımıza, bunu bile “Rum- Türk kavgasına” dönüştürmek bana ters geliyor. Rum o barajı mahsus oraya inşa etmiş de, yok böyle olacağını biliyormuş da, amaç Kıbrıslı Türkleri mağdur etmekmiş de… Bir dolu hikaye... Madem ki orada bir baraj olduğunu ve Güzelyurt’u tehdit ettiğini biliyordunuz niye bu kadar zaman önlem almadınız? Neden hiçbir yetkilimiz kılını kıpırdatmadı, girişim yapmadı? “Rum, baraj kapaklarını açtı ve boğulduk” demek bu kadar basit ha? O kadar aciz mi bu yüce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ki Rumlar baraj kapaklarını açınca boğuluyor? Demek ki stratejik bir silah ele geçirdiler, bizi boğmak için artık hep baraj kapaklarını açsınlar. Rumlar bize, “kuzeye sel geliyor” diye haber vermeliymiş. Olabilir, haber de verebilirlerdi, verselerdi belki daha iyi olurdu ama haber verseler bu suyun önüne geçecek bir güç bulunabilir miydi? Bence bu güçlü selin önüne kimse geçemezdi. Yani doğal afeti de Rumlara mal ettik ya maşallah bize. “Güzelyurt’un altyapısı tamamdır, dereler temizlendi, drenaj sorunsuzdur” deniyor. İnanıyorum, gerçekten öyle olabilir ama altyapı demek bunlarla biter mi? Çarpık kentleşme, derelerin önünü binalarla kesme, su yataklarına inşaat yapma da altyapı sorunu değil mi? Sorumluluğu üzerimizden atmakta üstümüze yoktur. “Her şey tamam ama yine de bizi su bastı” diyorsanız, (ki olabilir), o zaman suçlu da aramayın, doğal afettir ve dünyanın her yanında yaşanabilir. Sorunumuzu çözmek için kafa patlatacağımıza, düşmanlık edebiyatı yapıyoruz. Güzelyurt’la sınırlı tutmayalım, bir bakın bakalım ülkenin dört bir yanına. Dere yataklarına inşaat yapan, bataklıkları bina dolduran, çağdaş bir şehir planlamasını reddeden biz değiliz sanki. Rum mu söyledi bize hiçbir çağdaş anlayışa sığmayan tutumlar içine girmeyi? Ülkenin birçok bölgesinde kanalizasyon yok, yağmur drenaj delikleri bakımsız, kapaklar önceden temizlenmemiş... Mesela Lefkoşa, tam bir rezalet. Hade Güzlyurt’a baraj kapakları açıldı, ya Lefkoşa? Lefkoşa’ya kim açtı acaba kapakları? Üç damla tıp dedi mi su basan bölgelerin, bu kadar yoğun yağıştan kurtulacağını mı sandınız? Lefkoşa’da 15 yıldır aynı bölgeleri su basıyor. İşte Doktoroğlu LTD ve Işıl Reklam’ın bulunduğu organize sanayi bölgesi su baskınlarından kurtuldu mu? Ya Levent Koleji karşısı ile Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi bölgesi? Bataklık içine inşa edilmiş evlerden oluşan Kermiya’nın bir bölümü göl olmaktan kurtulmuş mudur? Hayır, kurtulmamıştır ve kurtulmayacaktır. Bakıyorum, belediye başkanları ve bazı hükümet yetkilileri “üzgünüz” diyorlar, marazi laflar ediyorlar. Üzgün olmanız ve topu Rum tarafına atmanız yetmez ki. Ne yaptınız bugüne kadar? Planlı şehir kurmak derdimiz olmadı, derelerin önüne de bina yaptık içine de, dağa da taşa da, ormana da. Yıllarca ülke kurak geçti diye vatandaş da, yetkili merciler de, bizi afetten ilk kurtaracak olanlar da hep böyle süreceğini sandı. Küresel ısınma denen olayın laftan öte bir şey olmadığına inandık, halbuki dünyanın dört bir tarafından bunun işareti verilmişti. Tüm dünyada iklimde anormal oynamalar var, olmadık şeyler yaşanıyor. Daha durun bakayım, bu ülkede kar da yağacak o zaman göreceksiniz başımıza neler gelecek. Küresel ısınmanın hiç tartışılmadığı zamanlarda, yıllar önce de çevreciler, mimarlar mühendisler, duyarlı çevreler, “yapmayın, etmeyin, bir gün ağlayacağız” dediğinde kimse onları takmadı. Örneğin Tuzla’da bataklığa evler yapıldığında çok tartışılmış ama herkes bildiğini okumuştu. Hırsla ve arsızca, kuma da, bataklığa da, kayalara da, derelere de her tarafa bina diktik şimdi de ağlıyoruz. Daha başımıza çok iş gelecek ve onları Rumlara mal edecek gerekçe de bulamayacağız.
|