|
Çağdaş ülkelerde insan yaşamı, insan sağlığı çok önemsenir. Sistem, “insan nasıl daha iyi yaşar, risklerden nasıl korunur” üzerine kurulmuştur. Ancak geri kalmış ülkelerde öyle değildir, hele de nüfusu da fazlaysa, o ülkeyi yönetenlerin pek umurunda değildir vatandaşları... Oralarda insanlar rastgele yaşamaktadır, hayatları pamuk ipliğine bağlıdır. Kuzey Kıbrıs’ta da geri kalmış ülkelerdeki zihniyet vardır, sistem maalesef “insanımı nasıl daha iyi yaşatırım, risklerden nasıl korurum” üzerine kurulmuş değildir. Coğrafik konum olarak çok şanslıyız, belki de dünyanın en güzel, en risksiz yerinde, cennet gibi bir adada yaşıyoruz ama hem kıymetini bilmiyor hem de bozmak için elimizden geleni yapıyoruz. Evet maalesef, Kıbrıs Türk insanı rastgele yaşamaktadır, hiçbir yaşam garantisi yoktur. Trafikteki çaresizliğimiz buna en büyük örnektir. Plansız programsız kentler yarattığımız gibi, altyapıdan yoksun, plansız programsız yollar da yarattık. Örneğin olmadık yerlerden anayollara çıkan tali yollar tam bir ölüm tuzağıdır ama daha az kâr elde edecek diye çıngar çıkaran, feryat eden iş insanları maalesef yönetenlerin üzerinde hep etkili olmuştur. Örneğin gıda ile ilgili birçok işyeri, imalatçı, restoran ya da satıcı, pislik içinde üretim ya da satış yapıyor ama o kadar etkili oluyorlar ki ne belediyeler ne de ülkeyi yöneten diğer yetkililer bırakın onları kapatmayı, uyaramıyor bile. Sebze ve meyvelerde, aşırı zirai ilaç ve hormon kullanımı da kontrol edilemiyor. Başta inşaatlar ve bazı fabrikalar olmak üzere, çalışanların hiçbir garantisi yoktur, hele yurt dışından gelen işçilerin yaşadığı, barındığı yerler içler acısı durumdadır. Teknecik Elektrik Santrali’nin bacasından etrafa yayılan siyah maddeyi önleyecek bir filtre alınamadı. Sanki yayılan o külün, o kömür parçacıklarının, o müthiş kömür kokusunun hiç zararı yokmuş gibi davranılıyor. Her şeye para bulunuyor da nedense yıllarca santrale fitre alacak para bulunamıyor. Bazı otellerden denize lağım suyu bırakıldığı biliniyor ama onlara dokunacak cesaretli kahraman bulunamıyor. Dikmen Çöplüğü’nden yayılan zehirli dumana çare bulacak bir babayiğit çıkmadı bir türlü. Her gelen övündü, bol keseden attı ama sonuç yok. Şimdilerde Dikmen Çöplüğü’nden bir de lağım suyu geliyor Lefkoşa’ya, kenti pis bir koku kapladı, özellikle Taşkınköy bölgesinde insanların ciğerleri patlamak üzere ama kimin umurunda? Sel felaketinin üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçti ama Haspolat için hayati önemi olan köprüyü tamir etmek ya da yenisini yapmak sanki planında yok yönetenlerin. Oralardan çocukların geçtiği, okuluna gidip geldiği, düşüp canını kaybedebileceği ihtimali hiçbir yöneticinin derdi değil. Sel felaketi dedik… Yaa, bir de sel felaketi yaşadık, şıkır şıkır yağan ama biraz uzunca süren yağmur nedeniyle. Neden? Çevreye karşı saygısız olduğumuz, doğayı darmadağın ettiğimiz için. Ne dere dedik, ne kumluk alan dedik, ne bataklık dinledik, ne tepe, ne orman bıraktık her tarafa bina diktik, geleceği düşünmeden, hiçbir bilimsel esasa dayanmadan... Sonunda suya ve çamura gömüldük. Başta söylediğim o umursamaz, o arsız tavrımız nedeniyle. Akıllanmazsak, ileride ölüm de olacak ki akıllandığımız söylenemez. Dua edin deprem olmasın buralarda, işte o zaman tam felaket olacak durumumuz. Bir hastane düşünün elektrikleri kesiliyor, jeneratörü çalışmıyor ve yoğun bakımda yedi kişi birden yaşamını kaybediyor. Üstelik yetkililer bu durumu normalmiş gibi gösteriyor. Bir hastane düşünün laboratuarını su basıyor, insanlardan alınan kan ve patoloji örnekleri kayboluyor, üstelik bazılarının yeniden alınması mümkün de değil. Bir hastane düşünün iki adımlık yere ambulans gönderemiyor, kendisi hastaneye gelen kişiye müdahale edemiyor ve bu insan yaşamını kaybediyor. Ve Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu... Teknisyeni tamirat için direğe çıkıyor ve nasıl oluyorsa oluyor, oraya elektrik veriliyor. Genç bir teknisyen hayatını kaybediyor. Henüz bunun şoku atlatılmadan bu kez başka bir KIBTEK çalışanı tamirat yaparken, yine elektrik akımı geliyor ve bu teknisyen de ağır yaralanıyor. Yok malzeme eksikliği varmış, yok bölüm amiri görevden alınmış yerine biri atanmamış... Bir hayli mazeret... İnsan yaşamının bu kadar risk altında olduğu bir meslek alanında nasıl olur da malzeme eksikliğinden söz edilir, nasıl olur da insanlar yeterli önlem alınmadan kurbanlık gibi direklere çıkarılır, anlaşılır gibi değil. Sonra da “soruşturma açıldı” diye açıklamalar yapılıyor. Hastanede soruşturma, KIBTEK’te soruşturma... Sorumsuzca davranılsın, hayatlara mal olsun, ondan sonra soruşturmaymış, hangi soruşturma sonuca bağlandı ki bizim ülkemizde? “Rastgele yaşıyoruz bu ülkede” demeye haksız mıyım? Bu yaşadıklarımız neyin göstergesidir, siz söyleyin?
|