|
EY GÖNLÜM
Cennetle cehennemi var mı gören, ey gönlüm?
Kimi gördün oradan dönmüş öteden, ey gönlüm?
Kokuyla bel bağladığın umuttan gel bak işte
Yok bir işaret, iz bile senden, benden gönlüm.
ÖMER HAYYAM
******************************************************************************************
Acaba... Torbalar dolusu imza gelecek!
Dış ülkelerde yaşayan bazı Türkler, önümüzdeki yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tekrar aday olması için Türk devlet ve topluluklarında imza kampanyası açmayı kararlaştırmış. Demek ki Denktaş yine aday olacak. Zaten biz olmayacağına hiç inanmamıştık. Eskiden olduğu gibi bir el işaretiyle birkaç kişinin saraya yürüyüp, "aman ne olur gitme" demesinin yetmeyeceğini bildiklerinden, dev bir organizasyon düzenlendi. Şimdi bütün Türk devlet ve topluluklarından torbalar dolusu imza gelecek ve mecburen Denktaş Bey aday olacak!!
Diyorum...
***********************************************************************************************************
Hayatta olmayan arkadaşıma mektup
Sevgili dostum,
Seni kaybedeli bir yıl oldu...
Ölüm yıldönümünde, seni tanıyanların çoğunluğu hep o bildik sözü tekrarladı, "Ne çabuk bir yıl oldu?" dediler.
On yıl sonra bile benzer şeyleri söyleyecekler...
Geçtiğimiz yıl böyle zamanlar çok matemliydik, karalar bağlamış, seni kaybetmenin şaşkınlığını yaşıyorduk.
Seni unuttuğumuzu sanma, her fırsatta anıyoruz, o komik anılarımızı buruk bir tebessümle anlatıyorum.
Ama ilk günkü kadar perişan değiliz sevgili dostum, hayata döndük...
Klasik bir söz olacak ama hayat devam ediyor...
Gülüyoruz, eğleniyoruz...
Sana sorma imkanımız olsaydı, eminim sen de ömür boyu matem tutmamızı istemezdin.
Cenazen, gördüğüm en kalabalık cenazelerdendi ama geçen hafta mezarında düzenlediğimiz mütevazı anma töreninde görmek isteyeceğin çok yakın dostların seni yalnız bıraktı.
Ailen, akrabaların oradaydı...
Ama ailen, akrabaların dışında kalanlar birkaç kişiydi, onlardan biri de bendim.
Mevlidin daha kalabalıktı ama o gelmesini isteyeceğin yakın dostların yine yoktu.
Hatta bazıları ile orada buluşmaya sözleştiğimiz halde gelmediler.
Zaman çok acımasız.
Zaman insanlara çok şeyi unutturuyor, en sevdiklerini bile.
Ve çıkar meselesi...
Birçok dostluklar çıkarlara dayanıyor, ölen birisinden çıkar elde edilemeyeceği için de "unutkanlık" hortluyor veya mazeretler sıralanıyor.
Lefkoşa'da andığımız başka arkadaşlarımız da var, her geçen yıl mezarlığa gelenler azalıyor, gelenleri de zorla çağırarak, yalvararak getirtiyoruz.
Maalesef böyle be dostum, biliyorum biz öldüğümüzde de öyle olacak.
"Ölenin ardından mezarlığa gideceksin de ne olacak?" dedi bir arkadaşım.
Bir şey olacağından değil, dindar birisi değilim, tek bir sure bilmem, camiye cenazelerden cenazelere giderim, ölümden sonra gideceğimiz söylenen öteki tarafa da pek inanmam, cennet veya cehennem olduğunu da sanmıyorum ama benimkisi sadece saygı.
Hayattayken bir şeyleri paylaştığın, değer verdiğin birisini hiç olmazsa yılda bir kez anmak insanın içini rahatlatıyor.
Ben de zamanı az olan, unutkanlıktan mustarip birisiyim, çoğu kez doğum günlerini, düğün günlerini, önemli günleri unutuyorum ama ölüm yıldönümlerini unutmamaya çalışıyorum...
Kendimizi işe verdik, çalış babam çalış, dostlarımızı arayamaz olduk, seni ölmeden birkaç gün önce görmüştüm ama senden bile daha uzun süre görmediğim arkadaşım var.
Mezarının başındayken bunları düşündüm.
Boşu boşuna kendime eziyet ettiğimi, bir an gözlerimi kapadığımda her şeyin geride kalacağını ve mezarıma da her geçen gün daha az insanın uğrayacağını düşündükçe bunca didişmenin, kendi kendimi yemenin manasız olduğu kanısına vardım.
Ama mezarlıktan ayrılınca da o kısır döngünün bir parçası olacağımı, yine hayatımın yüzde 90'ını işimin alacağını, sevdiklerime çok az zaman ayıracağımı, borçları kapamak için hesap üzerine hesap yapacağımı, yine olmadık şeylere sinirleneceğimi, hiç ölmeyecekmiş gibi kendi kendimi paralayacağımı biliyordum...
Ama diğer taraftan da insanın ölmeyecek gibi davrandığı zaman başarılı olabileceği, "nasıl olsa öleceğiz" düşüncesinin de insanda boş vermişliğe neden olacağı bir gerçek!
Yani öylesine karmaşık bir durum!
***
Ve görmek için ömrünün yetmediği, birkaç olayın nasıl geliştiğinden bahsedeyim sana.
Seçimde muhalefetin zaferini görmek istiyordun, beklediğin gibi seçim muhalefetin zaferiyle sonuçlandı.
Ama Kıbrıs sorunu yine çözülmedi be dostum, referandumda Kuzey Kıbrıs'tan yüzde 65 "evet" çıktığı halde, Rumların yüzde 75 "hayır"ı nedeniyle çözüme ulaşamadık.
Ve galiba çözümü görmeye benim ömrüm de yetmeyecek.
Daumlu Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu görmek istiyordun, bak işte o oldu, Fenerbahçe geçtiğimiz yıl şampiyonluğa ulaştı. Hatta geçtiğimiz gün Şampiyonlar Ligi'nde Sparta Prag'ı bile yendi!
Ve sana ava gideceğime dair söz vermiştim ya, sözümü tuttum.
Gazeteci arkadaşım Mustafa Gürsel ve oğlu Cemil'le birlikte ava gittik.
Duygu yüklü bir av günü oldu.
Senin o bıktıran, çoğu kez "yeter artık" diye susturduğum av maceralarını anlatışın gözümün önüne geldi ve "keşke sen yaşasaydın ve bir hafta senin av maceralarını dinleseydim" diye düşündüm.
Av günü, yürürken o komik anılarımızı anlatıp durdum, hastalığınla ilgili bölümleri anlatırken yine hüzünlendik.
Kışın o en soğuk günleriydi ama ava gittiğimiz o sabah çok tatlı bir hava vardı.
Ben ruha muha inanmam ama sanki senden söz ederken ruhun yanımıza gelmiş, o soğuk havayı da ısıtmıştı.
Ve ben elime tüfek almadım, karşımıza av hayvanı çıkmamasını diledim.
Ve ne ilginçtir ki, karşımıza ne bir kuş çıktı, ne de bir tavşan...
Etrafımızdan tüfek sesleri geliyordu ama biz siftah yapamadık.
Mustafa Gürsel, havaya fırlattığımız boş fişeklere ateş etti ve geri döndük.
İçimi tatlı bir huzur kapladı.
***
Ve seni aramızdan alan kanser hastalığı...
Yine ülkemizde trafik kazaları ile birlikte, ölümlerin en büyük sebeplerinden birisi kanser.
Birkaç günde bir "tutulduğu amansız hastalıktan" diye başlayan ölüm ilanı okumak mümkün.
Maalesef içtiğimiz sudan, soluduğumuz havaya, yediğimiz hormonlu sebze meyveye kadar hayatımızdaki her şey kansere davetiye çıkarıyor.
Ve hafta geçmiyor ki trafik kazasından hayatını yitiren olmasın.
Trafik kültürü almamış toplumumuzun yönetenleri, ölümler karşısında beş para etmeyen duygusal demeçler vermekten, vatandaşlarımız da ah vah çekmekten başka bir şey yapmıyor.
Trafikte herhangi bir araç kullanan herkes, her an ölümle burun buruna.
İnsan istediği kadar korunsun, birisi gelip üzerine vurarak ölümüne sebep olabiliyor.
Memlekette sonlar pek tabii ki bu kadar değil ama hepsini bu mektuba sığdıracak değilim.
Bu sana son mektubum, artık bir de ülkede çözüm olduğu zaman yazacağım, tabii buna ömrüm yeterse!
|