|
20 Temmuz törenleri için ülkemize gelen Türkiye Devlet Bakanı Cemil Çiçek,“Yılsonuna kadar çözüm olmazsa herkes kendi yoluna” demişti. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da Erenköy şehitlerini anma törenlerinde benzer sözler söyledi, “Anlaşma olmazsa herkes kendi yoluna” dedi. Daha kaç gün oldu ki Sayın Eroğlu müzakerelere başlayalı? O kadar iddialı işe koyulup da şimdiden farıdıysa işimiz zor. Eroğlu, “Rum tarafı isterse yılsonuna kadar çözüm olur” diyor... Sayın cumhurbaşkanı, o kadar kolay mı ki bu işler? Yılsonuna kadar süre biçip de topu Rumlara atmak işin kolay yolu. Evet, Rum tarafının isteksizliği ortadadır da, Türk tarafı çok mu çözüm istiyor, o da şüphelidir. Cumhurbaşkanımız, hiçbir taviz vermeden anlaşma olmasını beklemektedir ki bu mümkün değildir. İki devletliliği diline dolamıştır ki bu da olmayacak duaya amin demektir. Sayın Cemil Çiçek’in “Yılsonuna kadar çözüm olmazsa herkes kendi yoluna” sözü, Ak Parti’nin bir politikası mıdır, yoksa o saat aklına öyle gelmiş de söylemiş midir pek anlaşılamadı. Ancak bana sorarsanız, Ak Parti’nin “çözüm ister gibi görünüp, olmaması için de elinden geleni yapan” politikasına uygun bir sözdür. Bence Ak Parti Kıbrıs’ta çözüm konusunda bugüne kadarki Türkiye hükümetleri içinde en cesur adımları atanlardandır ama yeterli değildir. “Herkes kendi yoluna” sözü tehdit midir, temenni midir pek anlaşılamadı. Ancak biraz tartışacak olursak; Kıbrıslı Rumların yolu bellidir... Dünya tarafından tanınan, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti sağlam bir yoldur. Zaten Rumların gittiği yol budur, hayatlarından da memnundurlar. Esas sorun Kıbrıslı Türkler içindir. Kıbrıslı Türkler için acaba hangi yolu kastediyor Sayın Çiçek ile Sayın Eroğlu? Yol mu kaldı Kıbrıslı Türkler için? Mevcut durum bir yol mudur? Çökmüş, batmış, tutar tarafı kalmamış bir düzen yol mudur? Bir milli hava yoluna dahi sahip olmayıp batıranlar hangi yoldan söz edebilir ki? Ekonomisi, eğitimi, sağlığı, turizmi, tarımı can çekişen bir ülke, ülke midir? Memurunu ödeyemeyen, hayvancısına, çiftçisine, üretim yapan sanayicisine, sel felaketine uğrayan vatandaşına karşı yükümlülüğünü yerine getiremeyen bir devlet, devlet midir? Çözüm üretmekten aciz, sürekli Türkiye’ye el açan, bu nedenle her söyleneni yapmak zorunda kalıp da ülke gerçeklerini anlatamayan hükümet yetkilileri ile bir yola çıkılabilir mi? Nüfus akışını durdurmak için talepte bulunacak cesareti bile kendinde göremeyen, halkının göçüne engel olamayan, işçi kesimini o hiç sevmedikleri Rumların yanında çalışmaya mahkum eden bir yönetim olur mu? Ülkeyi pahalılıktan kurtaracak çözümü üretemeyen, vergi toplayamayan, saltanatından vazgeçmeyen ama halkından sürekli kesmeye çalışan bir anlayış doğru mudur? İnsanlara evler satılıyor ama daha sonra ipoteklidir deyip elinden alınıp, perişan ediliyor ve bu mağdurları mahkemelerimiz birle koruyamıyor, bu düzen mi bize layık gördüğünüz? Üç dört saat yağmur yağıyor, plansız, programsız yapılaşma nedeniyle ülke havuza dönüyor, yönetenler çaresiz kalıyor, sonrasında da zarara uğrayan vatandaşının yanında olamıyor. Bu mudur yolumuz? KKTC’yi tanıtmaksa yolunuz, maalesef o da imkânsızdır. Zaten olmayacağını bildiğinizden, bu yönde doğru dürüst girişiminiz bile yoktur. Türkiye’ye bağlanmak mıdır yolumuz? Türkiye’nin bir ili olalım da bitisin mi bu iş? E o zaman cumhurbaşkanına, başbakana, meclise ne gerek var ki? Önce kendinizi feshedin bitsin bu iş! Bu ülkede bunca mücadele bunun için mi verildi? İster kabul edin isterseniz etmeyin ama Kıbrıslı Türkler için tek yol vardır, o da Kıbrıs’ta bir çözümdür. Evet kolay değildir, çok engeller vardır, Kıbrıslı Rumlar da istekli değildir ama başka çıkar yolumuz yoktur. Çözüme bizim ihtiyacımız olduğu için onları da zorlamalı, ikna etmeliyiz. Kabul etmelisiniz ki kuzeydeki şimdiki durum sürdürülebilir değildir. Dünyanın tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bizim de hakkımız vardır. Dünya gerçekleri de bu yolu göstermektedir.
|