TARİH VERECEKLER AMA...

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Kasım 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Geçmişte, "Türkiye'yi AB'ye almazlar" diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, şimdilerde ağız değiştirerek "AB, Türkiye'ye tarih verecek" demeye başladı.

Tabii hemen ardından da ekledi, "Tarih verilecek ama daha sonra da Türkiye'yi özel ve milli haklardan yoksun bırakmak için baskılar devam edecek."

Pek memnun değil...

"Tarih verecekler ama çok çekeceğiz" demeye getiriyor.

Tarih karşılığında Kıbrıs'ta çözüm isteyebilecekleri ihtimali, ödünü patlatıyor.

Yani, Türkiye'nin tarih almasını da AB'ye girmesini de istemiyor.

****

AVCILARIN GEÇEN HAFTA YAŞADIKLARI!

Av olayını hiç sevmem.

Küçükken babam beni ava götürürdü ama avı hiç sevmedim, elime hiç tüfek almadım.

Aslında "öldürmek" olayı bana göre değil.

Babam kasaptır, yıllarca ona yardım ettim, çok güzel et keser parçalarım ama topu topu üç kez hayvan boğazladım, o da mecburiyetten.

"Can almak" benim işim değil, ister av hayvanı olsun, ister kasaplık, isterse de en ufak bir karınca...

Tamam bazı şeyler doğanın kanunu ama dedim ya bana göre değil.

Avcılara düşmanlığım yok ama fazla sempati duyduğumu da söyleyemem.

Hele de "tüfeği eline aldığında dünyayı unutan", "av hayvanı gördüğünde gözleri kararıp etraftaki insanları görmezden gelip dehşet saçan", "ava küçücük çocukları götüren" ve de "katliam yaparcasına bazen 15-20 hayvanı bir günde vuranlara" çok kızıyorum.

Avcılığın da bir adabı olmalı.

Aslında lafı, avcıların geçen hafta yaşadıklarına getireceğim.

Av olayını sevmediğim halde, avcıların geçen hafta yaşadıklarını tasvip etmem mümkün değil.

Avcılar, geçtiğimiz hafta, hak etmedikleri hakaretler ve muameleye maruz kaldı.

Hükümetin yeni av bölgeleri açması, ardından ava saatler kala bazı bölgelerin kapanması, avcıların tam olarak açılan ve tekrardan kapanan bölgeleri algılayamaması başlarının fena halde derde girmesine sebep oldu.

Bizleri arayan bazı avcılar, "askeri bölgeyi ihlal ettikleri" gerekçesiyle askerler tarafından çok sert ve aşağılayıcı muamele gördüklerini söyledi.

Hakarete varan tavırlar ve düşmanmışçasına doğrultulan silahlar, avcılarımızı fena halde üzdü.

Bizi korumakla mükellef kişilerin bu şekilde düşmana davranırcasına tavır içerisine girmesi, avcıları dehşete düşürdü.

"Nereden biliyorsun avcıların gerçek söylediğini?" diye sorarsanız, beni inandırdılar.

Dehşet dolu sözleri ve yaşadıkları hayal kırıklığının gözle görülüyor olması, gerçek söyledikleri konusunda beni ikna etti.

Tamam, avcılar arasında kuralları ihlal etmeye yatkın kişiler, patavatsız tipler olabilir.

Av olayını bir yaşam tarzı gördüğünden, gözü hiçbir şey görmeyen insanlar da olduğunu biliyorum ama ne isterse olsun, asker kendi vatandaşına düşman muamelesi yapmamalı, sevecen davranmalıdır.

Evet, askerlerin sorumluluklarının büyük olduğunu, kolay bir iş yapmadıklarını kabul ediyoruz ama bu durum dahi onların kaba davranmaları, hakarete varan tavırlar içine girmeleri için mazeret olamaz.

Zaten haklarında dava açılan yığınla kişi var.

İçişleri Bakanlığı yetkilileri, geçen hafta avda yaşanan karmaşayla ilgili bazı girişimlerde bulunacağını duyurdu.

Umarız bir daha böyle keşmekeş yaşanmaz. İnsanları ateşe atacaklarına, başka av bölgesi açmasınlar daha iyi.

 

*****

DİYET: ÖMER SEYFETTİN'İN DEMİRCİ

ALİ'SİNE NE ÇOK BENZİYORUZ

Türkiye Başbakanı Abdullah Gül'ün geçtiğimiz hafta verdiği bir demeçte, "Kıbrıslı Türkler referandumda 'evet' oyu verdiler ve Türkiye ile ödeştiler" sözü, Kuzey Kıbrıs'ta birçok kişide üzüntü yarattı.

Abdullah Gül'ün bu beklenmedik çıkışı, birçok kişiyi şoka uğrattı.

Aslında Gül'ün söylediği gerçekti, bir gerçeği dile getirmişti ama gerçeği duymak bazen insanların hoşuna gitmiyor.

Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki yumuşamasının, AB aşkından kaynaklandığını bilmek için müneccim mi olmak lazım?

Her konuda olduğu gibi Kıbrıs konusunda da önce Türkiye'nin çıkarları söz konusu değil midir?

Kıbrıs Türk halkı Avrupa Birliği, Türkiye'yi üzmensin diye yatıp kalkıp dua ederken, "Türkiye'nin AB hayalleri suya düşerse Kıbrıs da çözülmez" gerçeğini bildiğinden böyle davranmıyor mu?

AB uğruna, "pazarlık yapılacak rehine gibi kullanıldığımız" apaçık ortada.

Kuzey Kıbrıs'ta birçok kişi aslında AB'nin felsefesini benimsemediği, karşı olduğu halde, sırf Kıbrıs sorunu çözülsün diye AB diye haykırmadı mı?

Türkiye'de birçok kişi 1974'ün diyetini istiyor.

En ufak tartışmada, "sizi biz kurtardık" diye o sevimsiz söz söylenir ya demek ki aynı düşünce Türkiye'yi yöneten kişilerde de var.

Abdullah Gül'ün "Kıbrıslı Türkler, Türkiye ile ödeşti" demesi ile "sizi bir kurtardık" sözünün ne farkı var ki?

Dünyadaki ilişkilerin yüzde 90'ı "karşılıklı çıkara" dayalıdır.

Karı koca ilişkileri bile!

Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasındaki ilişkilerde de "çıkar" olmadığını kimse söyleyemez.

Türkiye'nin Kıbrıslı Türklere katkıları inkar edilemez.

Gerek '74 harbinde, gerekse sonraki yıllarda maddi manevi desteği oldu.

Türkiye'ye muhtaç bir sistem yaratılmış bir kere.

Ama Türkiye, buralardan hiç mi bir şey almadı?

Zaman zaman bazı Türkiyeli politikacılar, üzerinde Kıbrıslı Türkler olmasa bile Kıbrıs'ın Türkiye için önemli bir toprak parçası olduğunu söylemediler mi?

Her fırsatta, üstelik de hiç alakasız zamanlarda "ama biz sizi kurtardık" diye başlayan sözlere maruz kalmak, Kıbrıslı Türkleri her zaman için üzmüş, burkmuş, bazen de kızdırmıştır.

Şimdi benzer bir sözü, Abdullah Gül de söylüyor.

Her "sizi biz kurtardık" sözünde Ömer Seyfettin'in çok sevdiğim, filme de çekilmiş olan "Diyet" hikayesini anımsarım.

Abdullah Gül'ün sözünde de Ömer Seyfettin'in "Diyet" hikayesi akılma geldi.

Okuyanlar bilir, "Diyet" öyküsünde demirci ustası Ali, bir iftiraya kurban gider, hırsızlıkla suçlanır, mahkeme çıkarılır. O dönemin kurallarına göre hırsızlık yaptığı el kesilecek. Demir döven kolunun kesilmesi, Ali'nin ölmesinden beter. Köylüler, çok sevdikleri Ali'yi kurtarmak için köyün en zengin ama bir o kadar da pinti ve kötü kalpli adamı hacı kasaptan yardım ister. Hacı kasap, Ali'nin kasap dükkanında kendisine hizmet etmesi karşılığında teklifi kabul edip parayı ödeyerek genç demirciyi kurtarır. Kurtarır ama her fırsatta yüzüne vurur.

Hacı kasap, "Kolunu bana borçlusun", "Ben olmasam çolak kalacaktın", "Kolunun diyetini ben verdim", "Şimdi çolak kalacaktın, ha...", "Benim sayemde kolun var" deyip durur. Hacı kasaba dayanamayan Ali, bir gün ağır bir satırı koluna indirerek koparır.

O anda kopan kolunu tutar ve gözleri dışarı fırlayan hacı kasabın önüne fırlatarak şöyle der: "Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi!"

Ömer Seyfettin'in Demirci Ali'sine ne kadar da çok benziyoruz değil mi?

Ama onun kadar cesaretimiz olduğunu sanmıyorum!

****

YENİ KIBRIS TARİHİ KİTAPLARI

Kıbrıs tarihiyle ilgili üç yeni kitap hakkında ileriki haftalarda geniş bir yazı yazacağım ama son günlerde kitaplarla ilgili tepkilere değinmek istiyorum.

Kitapları inceledim, ufak tefek hataları olmasına rağmen, genel olarak iyi bulduğumu, çağdaş tarih kitabının işte böyle olması gerektiğini söyleyebilirim.

Cumhurbaşkanı Denktaş ve UBP, Kıbrıs tarihi kitaplarını beğenmedi.

Zaten ilk gördüğümde beğenmeyeceklerini anlamıştım.

Denktaş'ın gazetesi "Volkan" ile UBP'nin gazetesi "Güneş", Allah'ın günü tarih kitaplarına saldırıyorlar.

Denktaş, fırsatını buldukça tepkisini ortaya koyuyor.

UBP, rekor uzunlukta, dokuz sayfalık bir bildiri ile kitapları yerden yere vurdu. UBP kurmayları, bu kadar uzun bir bildiriyi Kıbrıs konusunda dahi yayınlamamıştı.

Ne öfke ama ha?

Bir hayli de senaryo... Yok AB'ye, yok ABD'ye yaranmak için, yok Rum'a şirin görünmek için yapılmış gibi bir sürü yalan, bir sürü deli saçması yazıyor malum gazeteler.

Denktaş ile UBP tabii ki beğenmez kitapları?

Beğenmezler, çünkü kitaplarda şovenizm yok, düşmanlık yok, militarizm yok...

Neymiş, "Kıbrıslılık" kimliği yaratılıyormuş.

Eeee, ne olmuş "Kıbrıslılık" kimliği yaratılıyorsa, fena mı oluyor?

Çocuklarımızın yıllardır, Türkiye'nin tarihini bizim tarihimizmiş gibi öğrenmesinden daha iyi değil mi?

Bir ulus düşünün ki, kendi tarihiymiş gibi başka bir ülkenin tarihini öğrensin.

Bir ülkenin diğer bir ülke ile ilişkileri ne kadar iyi olursa olsun, kendi tarihi yerine o ülkenin tarihini okuması doğru değildir.

Ha, "Bizim Kıbrıs tarihi kitabımız vardı" diyenler de çıkabilir.

Bence bu yeni kitaplarla karşılaştırılmayacak kadar çağdışı kalmış, o şoven kitabı fazla bile okuttuk çocuklarımıza.

Kitapları hazırlayanlar, eleştirileri dikkate alıp yeni baskılarda hatalarını düzeltsinler ama saldırılara da fazla aldırmasınlar, çünkü güzel bir çalışma ortaya koydular.

Yeni kitapları bekliyoruz...

*****

   6237 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?