|
KAYIPLAR KONUSUNDA SAMİMİ MİYİZ?
Kayıplarla ilgili Domuzcular Burnu'ndaki kazılardan herhangi bir sonuç çıkmadı.
Yani Türk tarafı olarak doğru yeri gösteremedik.
Kazı yapılan söz konusu yerler, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın 1997 yılında Klerides'e bildirdiği yerlerdi.
Maalesef Denktaş Bey'in işaret ettiği yerlerde kalıntı bulunamadı.
Sayın Denktaş, bu bölgenin adını öylesine kafadan mı atmıştı ki buralarda kayıplarla ilgili hiçbir şey bulunamadı?
Denktaş Bey o zamanlar, "Nasıl olsa kazı yapmak gündeme gelmez, bir yer söyleyeyim olsun bitsin" mi dedi?
Yoksa geçen zaman içerisinde kayıpları Türk tarafı olarak başka bir yere mi kaçırdık?
1998'den sonra hükümetler, Denktaş'ın işaret ettiği yerde keşif yaptı mı?
Ya da yapma gereği duydu mu?
Böylesine insani bir konu, Kıbrıs sorununun bir parçası olan böylesine nazik bir meselede maalesef Türk tarafı sınıfta kaldı.
Üzgünüm ama Türk tarafının bu tavrı "ciddiyetsizlik"ten başka bir şey değildir.
Bu işler ciddi işlerdir.
Uluslararası alandan ekipler gelecek, kazı başlatılacak ve hiçbir şey bulunmayacak...
Demek ki Türk tarafı "kayıplar" konusunda samimi değil.
Bir devletin yöneticileri, bir cumhurbaşkanı, bir anlaşmaya imza koyacak, yer ismi verecek ve o yerden hiçbir şey çıkmayacak!
Bu kadar basit mi?
Sayın cumhurbaşkanı birçok konuda kafasına estiğini söyler, ister uysun isterse uymasın...
Kendi içimizde bir gün söylediğini başka bir gün inkar eden, bir gün kızdığına başka bir gün alkış tutan Sayın Denktaş'ın tavırlarına alıştık ama bunu Kıbrıs konusunda da yapması, Klerides'le yaptığı anlaşmada yanlış beyan vermesi, yabancılara doğruyu söylememesi kabul edilir gibi değil.
Türk tarafı tepki gösteren Rum temsilciyi suçluyor, "uzlaşmaz" diye niteliyor.
Rum temsilcinin eline koz verirseniz tabii ki ileri geri konuşur.
Rum temsilciye kızacağınıza, kendi durumunuza bakın.
Her zaman için Rum'a koz veren biz değil miyiz?
Sayın cumhurbaşkanı zaten bunu hep yapıyor.
Sen dalga geçercesine gösterdiğin yerden sonuç alamazsan, birilerinin sana "bravo" demesini mi bekliyorsun?
Adamlar tabii ki zaafınızı kullanır.
Türk tarafının bu tuhaf işleri sebebiyle kuzeyde bile dedikodular aldı başını yürüdü.
Her kafadan bir ses çıkıyor, yetkililerin gösterdiği yer doğru çıkmayınca başkaları başka iddialarda bulunuyor.
Yani bu işi de yüzümüze gözümüze bulaştırdık.
****
BİR SEÇİM YAZISI
Hayırlısıyla milletvekili adaylarımız belirlendi.
Çoğu, politikadan bildiğimiz tanıdık simalar.
Ama geçmişte politikaya bulaşmamış, taptaze, yepyeni simalar da var.
Sürpriz şekilde taraf değişenler de tabii.
Bu seçim, sol sağ birbirine karışmış durumda.
Öyle çok keskin çizgiler yok.
Geçmişte sağ partilerde boy göstermiş kişiler, şimdilerde sol partilerde...
İdeolojinin yerini, "güçlü aday" ilkesi aldı.
Adayın "etrafı kalabalık", "getirisi yüksek" olması tercih sebebi oldu.
Bugünden kazanacağı belli isimler var, tabii dolgu malzemesi yapılanlar da hemen fark ediliyor.
Bazı adayların "adaylığı", parti görevini yerine getirmekten öteye gitmeyecek.
Bir bakışta bunları fark etmek mümkün.
Mesela iki kez veya üç kez kazanamayıp bir üçüncüsünü, bir dördüncüsünü denemek, "parti askeri" olmakla mı izah edilebilir yoksa bitmeyen umutla mı?
Kimi partilerin yetkilileri ise barajı geçemeyeceğini bildiği halde seçime katılıyor.
Hani öyle sütün beyaz olduğunun kesinliği kadar barajı geçmeyecekleri kesin olan partiler.
Çok merak ediyorum, barajı geçeceklerine inandıkları için mi katılıyorlar, yoksa katılmış olmak için mi katılacaklar?
Yani öyle seçim süresince televizyonlarda konuşma imkanı bulmak, gazetelere demeç vermek onlara hoş geliyor olmalı...
Müzisyenler çıkardığı albümün, yazarlar romanının çok satacağını, sinema yapımcıları filminin gişede iş yapacağını umut ederek üretir.
Tutup tutmayacağı önceden belli olmaz ama çabalar tabii ki tutması içindir.
Yani bizim "şansı sıfır" olan partilerin yetkilileri ve adayları da böyle bir ümitle seçime giriyor olsa gerek.
Bir itirazım yok, çabalarını küçümsemiyorum, bilakis demokrasi açısından iyi olduğuna da inanıyorum.
Daha önce televizyonlar tarafından çağrılmadığı, dışlandığı için sırf seçim konuşmalarında fikrini söylemek amacıyla aday olan arkadaşlarımızı da hatırlatmak isterim.
Benim merak ettiğim, onca masraf ve çabadan sonra "yüzde sıfır nokta ne bileyim ne" gibi rakamlar elde etmek, insanı üzmüyor mu diye düşünüyorum.
Bu arada ziyaretinize gelecek adaylara, posta kutunuza dolacak kartçıklara, broşürlere, köy meydanlarına kurulacak hoparlörlü konuşmalara da hazırlıklı olun.
Ne olur evinize kadar gelen insanlara kötü davranmayın, aksi laf söylemeyin, kovmayın evinizden, iş yerinizden, partinizden aday değil diye.
Oy isteyenlere "vereceğim" diye kandıracağınıza, "bakarız" deyiverin ya da "özür dilerim size oy veremeyeceğim ama nazik ziyaretinize teşekkür ederim" diye kibarca reddedin.
Adaylar çok yorulacak, bir de siz üzmeyin onları...
Onlar en azından bu cesareti gösterip aday oldular, bu cesaretlerine olsun saygı gösterin.
Hani öyle sonucu baştan belli bir seçim için fazla kafa yormaya gerek yok, biz de işte bu seçimin başka yönlerine değinmek istedik, fena mı yaptık yani?
****
ACISIZ BOĞAZLAMA!
Önümüzdeki perşembe günü Kurban Bayramı...
AB'ye hazırlanan Türkiye'de, hükümet endişeli.
Sokaklardaki o çirkin kurban kesme faslının bir daha yaşanmaması için birtakım cezalar getirildi.
Kurban kesmek bazı kurallara bağlandı.
Şimdi size bu kuralları sıralayacak değilim ama bir madde var ki şaşmamak elde değil.
Kurbanı "acısız kesmek" gerekiyormuş.
Biliyorum, "küt bıçak kullanmayın" demek istiyorlar.
Ama ben yine de şu "acısız" sözüne taktım.
Kafası kesilen bir canlının nasıl canının acımayacağını, birisi bana tarif edebilir mi acaba?
***
HAYAT
Hayat tersine yaşanmalıydı bence.
Önce ölümü savuşturmalıydık başımızdan.
Yirmi yılımızı huzurevinde geçirip,
çok gençleştiğimiz için atılmalıydık.
Altın bir saatimiz olduktan sonra ise
başlamalıydık.
Kırk yıl çalışmalıydık, ta ki
emekliliğin tadını çıkarabilecek denli
gençleştiğimiz
güne kadar.
Üniversiteye gitmeliydik sonra, liseye hazır
hale gelene dek.
Parti yapmalıydık
iyice ufalmalıydık, oyun oynayıp
sorumlulukları unutmalıydık.
Küçük bir kız ya da bir erkek bebek olunca
annemize
dönmeli,
son dokuz ayımızı yüzerek geçirmeli,
ve sevgi dolu bir bakışta son bulmalıydık.
NORMAN GLASS
******
ASKER
Uykusuz geceler bunlar
dağ başlarında, nöbette.
Uzakta, çok uzakta,
tek tük ışıklarını seçtiğin şehir,
sokaklarında kısık sesle
şarkılar söylediğin.
Cevat ÇAPAN
|