KUZEY KIBRIS’TA YÖNETİCİ OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Ocak 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

 Bazı şeyler vardır ki yazılmasına, gazetelerde manşet olmasına gerek yoktur...

   Söylenmesine de...

   Herkes bilir ne olduğunu.

   Aynen, Lokmacı’daki köprü olayında olduğu gibi...

   Kim ne yazarsa yazsın, kim hangi iddiada bulunursa bulunsun ve karşılığında da kim ne açıklama yaparsa yapsın, halk biliyor aslında ne olup bittiğini. 

   Geriye kalan gazete sayfalarına, ekranlara yansıyanlardır...

   Gazeteler her gün için mutlaka birtakım konular bulacaktır, bunların bir bölümü manşette, bir bölümü ön sayfanın başka yerlerinde, bir bölümü de iç sayfalarda yer alacaktır...

   Televizyonlar için de durum aynıdır...

   Ve herkesin aslında bildiği, en azından bir bölümünü tahmin ettiği konular geçtiğimiz birkaç gündür gazetelerde yer alıyor...

   Bazı yazılanlar, belki bugüne kadar insanların tahmin ettiği ancak, bu denli açık yazılmayan şeylerdi ve ilgi çekti...

   Yazılanlar üzerine değerlendirmeler de yapıldı, destekler verildi, bir heyecan yükselmesi oldu...

   İnsanlar aslında tahmin ettikleri, bir şekilde böyle olduğunu bildikleri, bazı önemli kaynaklardan duydukları şeyleri gazetede okudu...

   Okuyucu tarafından bu yazılanlar yadırganmadı, sivil toplum örgütleri tarafından da, hatta muhalefet tarafından da yadırganmadı...

   Bilakis böyle bir şeyin yazılması bir memnunluk yarattı, herkes farklı açılardan bakmış olsa, farklı çıkar sağlama yönüne gitse dahi...

   Herkes normal karşıladı, kimse kuşkuyla yaklaşmadı, bu yüzden tüm kesimler bu konu üzerine açıklama yaptı...

   Aslında her şey normaldi, ortada anormal bir durum yok gibiydi...

   Ve Talat, Genelkurmay Başkanı ile konuşmaya giderken ve görüştükten sonra yaptığı açıklamalarda iddiaları yalanladı, hatta Genelkurmay Başkanı ile konuşmasında Lokmacı konusunun gündeme dahi gelmediğini söyledi...

   Talat, iddiaları yalanladı da siz zannediyor musunuz ki bu yalanlama itibar gördü?

   Herkes biliyor aslında kulislere sızanların doğru olduğunu...

   Zaten bir gün sonra yapılan Genelkurmay Başkanlığı açıklaması da Talat’ı yalanlıyordu.

   Talat, gazetecilere “Zirvede Lokmacı konuşulmadı” diyordu ama Genelkurmay açıklamasında, Lokmacı konusunda Genelkurmay Başkanlığı’nın görüşlerinin Talat’a ayrıntılı olarak açıklandığını söylüyordu.

   Dakika bir gol bir...

   Keşke en azından “bu konuyu konuşmadık” demeseydi Sayın Talat...

   Talat’ın açıklaması Genelkurmay’ın açıklamasından bir gün önce yapıldı, Talat’ın bu konuda ne söylediğini duymuşlardı ama adeta intikam alırcasına onu yalancı çıkaracak bir açıklama yaptılar...

   Talat “konuşmadık” derken onlar “ayrıntılı olarak” konuştuklarını söylüyordu.

   Genelkurmay açıklaması, ilk okunduğunda ya da ilk duyulduğunda pek anlaşılmaz gibi ama çok derin mesajlar içeriyor, tam bir asker açıklaması, “azarlayan” bir üslubu var.

   Türkiye’de de Kıbrıs’ta da söz sahibinin kim olduğunu, yetkinin kimde bulunduğunu ortaya koyan bir açıklama...

   Kuzey Kıbrıs, ya da diğer namı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti normal bir ülke değildir, o yüzden yaşananlar normal bir ülkede yaşanabilecek türden şeyler değildir...

   Kuzey Kıbrıs’ta yönetici olmak gerçekten zordur, demek ki bazı yerlerde bulunmak için bazı şeyleri mecburen hazmetmek gerekiyor...

  

 

**********

 

İSTİFA ZAYIFLIK DEĞİL, ONURLU BİR DAVRANIŞTIR

 

   Cumhurbaşkanı Talat, “köprü kaldırılmazsa istifa edeceği yönünde askere rest çektiği” iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylerken, “istifanın zayıflık belirtisi” olduğunu söyledi…

   Talat, “Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı seçti. Eğer bir makamla anlaşmazlığa düşersem bunu çözmenin yolu istifa değildir. İstifa, zayıflık belirtisi olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil” dedi.

   Elbette ki istifa ilk başvurulacak yöntem olmayabilir ama kesinlikle “zayıflık” değildir.

   İstifa çok onurlu bir davranıştır.

   Ülkemizde “istifa kültürü” olmadığı, çok ender başvurulduğu için anlaşılan Talat’ın da dili sürçmüş, istifa için “zayıflıktır” yakıştırması yapmıştır...

   İstifa tam tersine bir cesaret işidir, büyüklüktür, erdemdir...

   Mesela elektrik, bizde olduğu gibi bu denli insanları perişan edecek derecede bir Avrupa ülkesinde kesilse, Elektrik Dairesi’nin müdürü de elektrikten sorumlu bakan da istifa ederdi.

   Bizde öyle olaylar oluyor, öyle skandallar ortaya çıkıyor, ilgili kişiler öyle başarısız görevler yapıyor da istifa akıllarının ucuna dahi gelmiyor...

   Dünyanın çeşitli ülkelerinden devlet yetkililerinin bizim ülkemizde “masum eylemler” olarak değerlendirilen konularda dahi istifaları, bize o kadar tuhaf geliyor ki en dikkat çeken haberler arasında yer alıyor.

   Çünkü biz alışmadık istifaya...

   Öyle adamlar vardır ki bizim ülkemizde dünyayı yemiştir, yolsuzlukları ayyuka çıkmıştır ama istifayı hiç düşünmemiştir.

   Zaten bizde “istifa” olmadığı gibi bu gibi kişileri “görevden alma” da yoktur, kurumlaşmamıştır.

   İstifadan korkulmamalıdır, şartlar tıkanırsa zorlamaya gerek yoktur, her kim ki çareleri tüketmiştir istifa etmelidir.

   İnanın ki, onuruyla istifa eden birisi, çareleri tükettiği halde istifa düşünmeyen, koltukta oturmaya devam eden birisinden çok daha fazla itibar görmektedir toplumdan, çok daha fazla takdir edilmektedir...

 

 

************

 

LOKMACI KONUSUNDA SERDAR DENKTAŞ,

ERTUĞRULOĞLU VE AKINCI’NIN AÇIKLAMALARI

 

   UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın Lokmacı’daki köprünün kaldırılmasıyla ilgili takındıkları tavra dikkat ettiniz mi?

   Köprünün kaldırılması ve Lokmacı kapısının açılması yönünde halktan yoğun bir talep olması, genel görüşün bu yönde yükselmesi nedeniyle bugüne kadar temkinli açıklamalar yapan Ertuğruloğlu ile Denktaş, basında Talat’ın bu konuda askerle ters düştüğü yönünde haberler yer alması üzerine birden bire aslan kesildi.

   Başladılar Talat’a verip veriştirmeye, köprünün kaldırılmasına karşı tavır aldılar.

   Düne kadar hükümette hep bu konularda CTP ile ortak karar alan, birçok kararın altına imzasını atan Serdar Denktaş, birden bire Talat’ı ve CTP’yi yanlış yapmakla suçlamaya başladı.

   Ertuğruloğlu ise, neredeyse “niye askerden emir almadın?” diyecek.

   Tamam, Talat’ı eleştirebilirsin, ona diyecek sözüm yok ama bunu askere yağcılık noktasına getirip, “köprünün kaldırılmasına” karşı durmaya vardırırsan olmaz.

   Ertuğruloğlu ile Denktaş’ın yaptığı askere yağcılıktan, “şirin görünme” çabasından başka bir şey değildir.

   BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan da bazı eleştirilerde bulundu ama onların eleştirileri son derece düzeyliydi.

   Sırf muhalefet olsun, “birilerine şirin görüneyim” çabası yoktu onların eleştirilerinde.

   Mustafa Akıncı, “Kurumlar arasında sağlıklı bir diyalog olmalı, ancak yönetimin gerçek anlamda Kıbrıs Türküne devredilmesinin zamanı çoktan geldi de geçti. Herkes fikrini söyleyecek ama sonuçta halkı temsil edenler, siyasi karar alacak ve sorumluluğunu taşıyacaklar. Bunun başka yolu yoktur. Bugün Lokmacı’nın açılması, genelde halkın talebidir; bu nedenle halkın seçtiği Sayın Talat, bu arzu doğrultusunda hareket ettiği sürece desteklenmelidir” demiştir ki işte sorumlu muhalefet böyle olur...

   Akıncı’nın açıklamasında ne siyasi rakibini kıskanma var, ne siyasi rakibinin zor durumundan çıkar sağlama girişimi ne de askere şirin görünme çabası...

   Tüm politikacılarımız bu büyüklüğü gösterebildiği an inanın durumumuz daha iyi olacak ama sırf muhalefet olsun diye anlamsızca muhalefet yapmak, askere ya da Türkiye’ye şirin görünmek için yerlerde sürünmekle politika olmaz.

   UBP ile DP’li yetkilikler maalesef geçmişten gelen “icazet etme” alışkanlığından bir türlü kurtulamamış.

   Yağcılıkla, rüzgârın yönüne doğru muhalefet etmekle bu işin olamayacağını henüz anlayamamışlar, yazık, hele de çiçeği burnunda başkan Ertuğruloğlu’nun işe başlar başlamaz ucuz politikaya yeltenmesi, sanırım ondan yüksek beklentisi olanları hayal kırıklığına uğratmıştır.

   Kısa süreli başkanlık yapan ve fazla sert olmamakla, partiyi toparlayamamakla suçlanan Hüseyin Özgürgün dahi Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı ve TC Lefkoşa Büyükelçisi’ni kendilerine yönelik tavırlarından dolayı çekinmeden eleştirmiş, “yağlama” çabasına yeltenmemiş, kısa süreli başkanlığında da UBP’li yetkililerden beklenmeyen bu cesareti göstermiştir ve bu hareketleriyle hatırlanacaktır.

   Sert ve kararlı bir görüntü verdiği söylenen Ertuğruloğlu’nun ise işe “yağcılıkla”, ucuz politikayla başlaması ise başarısız ana muhalefetin henüz arpa boyu aşama kat etmediğinin bir göstergesidir.

 

 

 

***********

 

AHMET UZUN ERKEN CAYDI

 

   Maliye Bakanı Ahmet Uzun daha birkaç gün öncesine kadar demişti ki; “2007’de elektrik sorununu yenip, tarihe gömeceğiz.”

   Hatta yeni santralin parçalarının ülkeye girişinde limanda, “Çözemezsek adımı değiştiririm” diye konuşmuştu.

   Biz de “bir köşeye yazdık hatırlatırız” demiştik.

   Kahramanlık beklediğimden kısa sürdü, anlaşılan o da artık buna inanmıyor.

   Bakan önceki gün 180 derece dönüş yapıp, “Bu sorunu 2007’de minimuma indireceğiz” dedi.

   “Kesin çözümden” “minimuma” döndük ya, demek ki yandık...

   8887 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?


Yorum Sayısı:   2
  fatih tepe         - Hamburg 13 Ocak 2007, Cumartesi 00:44 
Ruma karsi kücülerek nereye varacaksiniz merak ediyorum.Baksaniza adamlar nekadar taviz verirseniz verin sizi istemiyorlar.Zorlada güzellik olmazki.
  ayfer semerci         - adana 09 Ocak 2007, Salı 21:14 
ben kıbrıs türkünün avrupa birliğine giren güney kıbrısa entegte olmalarını,onlarla birleşip birleşik kıbrıs kurulması hayallerini kınıyorum.Çünkü,1974 den önce atalarının yaşadıklarını bonyo küvetlerinde öldürüldüklerin çabuk unuttular.Bence kıbrıs sorunu 1974 tarihinde barış harekatıyla çözüldü.Sınırları olan bir devletiniz var,ne zaman rum tarafından katledileceğinizin korkusu yok.Artık kan akmıyor.Türkiye ne kadar kalkınırsa sizde o kadar kalkınırsınız.bu dış güçlere emperyalist güclerin istediği gibi olursanın hiç bir zaman özgür olmayacaksın.O adada rumlarla birleşseniz nasıl olacağını batı trakyaya bakar öğrene bilirsiniz.Bir müftülerini bile seçme hakkı tanımıyorlar.Bir türk olarak rumlara bu kadar taviz vermenin onlar bir şey vermeden devamlı ödün vermenizi anlamıyorum.Türk Silahlı Kuvvetlerinide bu kadara hafife alıp dış güclere karşı zayıf göstemenize ayrıca üzülüyorum.O Türk ordusu oradan gitsin bakalım rumlar size neler yaparlar.Türk kimliğinizi silerler.Yakın tarihte de oldu.Aslında hem Türkiye Türkleri ile Kıbrıs Türkü birlik olabilse ve dış politikada daha kazanclı çıkar.Anlamıyormusun dış güçler her iki ülkenin elini kolunu bağlıyor.Sizlere düşen görev gazeteci olarak kıbrısın bir devlet olduğunu daima yaşayacağını okurlarınıza anlatın.Bu yönde diğer ülkelerle temas kurun.Hatta Türk devletine toprak vermeyi değil bir adım önde olmayı değil bizi dünyaya tanıtın kabulettirin diyin..Sizi yazdıklarımdan dolayı kırdıysam özür dilerim selamlar