|
Acaba... KABULLENEMİYORLAR!
Ekrana çıkan UBP'li yetkililer, partilerinin pek bir kaybı olmadığını söylüyor. Yüzde 40.4'ten yüzde 32.9'a gerileyen bir parti için nasıl olur da "kaybı yok" denebilir? 1998'de 24 milletvekili çıkarırken bugün 18 milletvekilinde kalan bir parti "kayıpsız" mı olur? Onca müdahale, onca yalan- dolan, onca entrikaya, devlet olanaklarını seçim rüşveti olarak sunmalarına rağmen büyük gerileme içerisine girdiler ama kabul etmiyorlar. Bunlar gerçekleri kabullenemiyor, yenilgiyi de hazmedemiyorlar! Halkın onlardan uzaklaştığını anlayamıyorlar!!
Diyorum...
**********************************************************************************************
MESAJ
Ölebilirim genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden görünebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
Sevgilim,
Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.
Özdemir ASAF
**********************************************************************************************
UBP'LİLER DE "ANNANİST" OLDU!
Başta Başbakan Eroğlu olmak üzere, UBP'nin yetkili isimleri seçim dönemi söylediklerini ve gazeteler ile ekranlardaki seçim reklamlarını hatırlamak istemiyor...
Meclis damındaki Yunan bayrağını...
Kafasına tabanca dayanmış adamı...
Ercan yolunda göç eden insanları...
Mezarlıkları...
Ve diğerlerini...
UBP'lilere bunları hatırlattığınız zaman sinir oluyorlar.
Seçim kampanyası dönemindeki reklamları ve söyledikleri "çuvallarca lâfı" hatırlamak istemiyorlar!
Seçim dönemi yaptıkları o tuhaf, antipatik, Kıbrıs Türk insanının ruhundan anlamayan reklamlarını ve yalana dayanan, korkutma amaçlı sözlerini, açıklamalarını hatırlatınca şeytan görmüşe dönüyorlar.
Neymiş efendim, seçim geçtiği halde muhalefet maksatlı olarak seçim dönemini hatırlatıyormuş.
Daha seçimin ertesi günü Eroğlu, seçim kampanyalarının, seçimde söylenenlerin geride kaldığını, şimdi yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini söyleyiverdi.
Bütün UBP'li yetkili kişiler aynı şeyi söylüyor...
Ne yani seçim dönemi söylenen yüzlerce yalan, torbalar dolusu lâf yok mu sayılacak?
UBP'lilerin seçim dönemi söyledikleri, verdikleri reklamlar kendilerini bağlamayacak mı?
Yani dün dündür, bugün de bugün mü?
UBP'liler, Annan Planı ile ilgili inanılmaz şeyler söyledi, aleyhte dehşet kampanyalar yaptı, "felakettir", "cinayettir", "sonumuzdur" dediler!
Tüm bu söylediklerini yok sayan Sayın Eroğlu, seçim sonrası "Annan Planı masadadır" deyip, planı görüşebileceklerini ima ederek, herkesi şaşkına çevirdi!
Seçim geçer geçmez yumuşadılar!
Annan Planı'nı "meclisin damına yerleştirdikleri Yunan bayrağıyla", AB'yi de "başına tabanca yerleştirilmiş adamla" sembolize ederek kötüleyen UBP'nin seçimden hemen sonra, Annan Planı ve AB'ye karşı şirin sözler sarf etmesi inanılır gibi değil...
Seçim döneminin hırçın, şahin Eroğlu'sunun yerine ağzından bal damlayan bir adam çıkageldi seçim sonrası!
UBP'nin yalanlarından korkup onlara oy verenler, bu ani dönüş karşısında acaba neler hissettiler?
"Aldatıldıklarını" düşünmediler mi?
Seçimde "yalan politikaları" seçtiler, tutsaydı, devam ettireceklerdi, tutmadı yan çizdiler!
Bunların tüm politikaları böyledir, yalnızca "koltuğu koruma" amaçlı!
Annan Planı zemininde çözüm isteyenlere BRT ekranlarından "Annanist" diyerek dalga geçenler, acaba içine düştükleri acınacak duruma ne diyorlar?
UBP'liler de artık Annanist sayılır, bakalım daha neler göreceğiz?
**********************************************************************************************
EN KISA YOLDAN ERKEN SEÇİM EN İYİSİ!
Denktaş'ın, "hükümeti kurma görevini" en fazla oy alan partiye vermeye niyeti yok.
Bu yönde mesajlar verdi!
UBP-DP de bir alem!
Birdenbire sıkı dost oldular, birlikte hareket etme kararı aldılar...
DP, UBP'ye koşulsuz destek veriyormuş, ancak Eroğlu'nun başbakan olabileceği bir hükümete destek verirmiş!
UBP de CTP başkanlığındaki bir hükümette kesinlikle yer almayacakmış!
Nedir şimdi bu?
Maksat işi yokuşa sürmek, zaman geçirmek!
Sanki CTP yönetimi ve CTP tabanı UBP- DP ile hükümet kurma havaslısıydı da aldı kendilerini gaile!
UBP de DP de aynı ama hele de UBP ile hükümet kurmak...!!!
Düşünmesi bile korkunç!
Tamam zaman kısa, erken seçim hem masraflı hem süre alçısından riskli ama yine de insanın içinden bunlarla hükümet kurmak gelmiyor.
Ben kendi adıma böyle bir şeyi kabullenemiyorum!
Statükodan kurtulmak için verilen onca mücadeleden sonra gidip statükonun kucağına oturmak ne kadar "ilkeli" bir tavır olabilir ki?
Hele de UBP'nin!
Ülke insanına onca çileyi çektiren, ülkeyi yaşanmaz hale getiren UBP ile hükümet kurmak ha!
Bana göre bu, "ölüm gibi" bir şey!
İnsanın kendini inkar etmesi gibi korkunç bir davranış!
İzah edilemeyecek bir utanç!!!
"Dün dündür, bugün de bugündür" diyen bir zihniyetin samimiyetine nasıl inanacaksınız?
UBP, seçimde aldığı darbeye rağmen halen o kibirli, o kendini beğenmiş tavırlarından taviz vermiyor!
UBP'nin istediği gibi hükümet olacak, CTP'nin başkanlığında olmazmış!
Hade oradan...
DP'nin de "istemem ama yan cebime koy" şeklindeki şımarık tavırları hiç hoş değil!
Hem "baba Denktaş'ın sözünden çıkmıyor" imajı vermek, hem de bir taraftan "ortak" olmanın yollarını aramak ahlaki değildir!
Serdar Denktaş da samimi değildir!
DP ile hükümet kurmak da çözüm yanlılarının içine sinmez!
Öte yandan, Denktaş görev verme işini oyalıyor, "cuma değil de pazartesi", "pazartesi değil de çarşamba", geçen her günü kâr sayıyor!
Bunların manevraları, oyunlarına boyun mu eğilecek?
Zamana oynayan bu "üçlüyü" en kısa yoldan erken seçime çekmekten başka çare yok gibi geliyor bana!
*********************************************************************************************
DOSTLUK NEDİR?
Yüz yüze dostluklar vardır.
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu,
böyle bir dostluktur mesela.
Ayçiçeği sabahtan akşama kadar
hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
Uzak dostluklar vardır.
Denizlerin ortasındaki bir adayla,
dağların arasındaki bir göl,
birbirlerinin uzak dostlarıdır.
Dostluklarını gündüz kuşlarla,
gece yıldızlarla iletirler birbirlerine...
Sessiz dostluklar vardır.
Dilsiz bir adamla,
duymayan bir başka adamın elleri arasında
sessiz bir dostluk oluşur.
Her şeyden konuşur sessizce bu eller...
Zorunlu dostluklar vardır.
Pazarla pazartesinin dostluğu gibi.
Pazar ağır bir gündür,
Pazartesi hızlı bir gün...
Ayak uyduramazlar birbirlerine.
Ama dost olmak, yan yana durmak zorundadırlar...
Uzun dostluklar vardır.
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler
birbirlerine kavuşurlar
ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...
Günün birinde ölen dostluklar vardır.
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile
yanı başında duran ceviz ağacının dostluğu gibi...
Bir gün kocaman elli adamlar
ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de,
bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde
asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar...
Vakitsiz dostluklar vardır.
Bir peçete, bir kağıt mendil
vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin...
Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil
ellerimize o anda gelen dostluktur...
Bakımsız dostluklar vardır bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip
yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile
çok görüldüğü dostluklar...
Arayın dostlarınızı, hemen şimdi,
bizi biz yapan onlardır çünkü...
****************************************************************
ADI BARIŞ OLACAK
Yakında bir oğlum olacak
adını "Barış" koyacağım
Savaşın ortasındayken bile
yüzü hep gülecek yavrumun
Gülen fotoğraflarına bakacağım
Hasbelkader cephedeysem
Yaşama umudum olacak
benim gül yüzlü ciğerparem
Ya kızım mı olursa?
Ne fark eder ki?
Öğütledim hayat arkadaşıma
Adı yine "Barış" olacak
Özcan Günergök
***************************************************************************************
|