|
Küçük işletme sahibi adam, “Tabancan var mı?” diye sordu deneyimli gazeteci abimiz Taylan Kav’a...
Taylan Kav, şaşırdı, “neden soruyorsun?” dedi adama...
Cevap şok ediciydi: “kendimi vuracağım, başka çıkış yolu yok.”
Belki ilk bakışta fazla arabesk gibi geliyor insana ama küçük- büyük birçok işletmemizin zorda olduğu bir gerçek.
Ve ruh halleri de bu; ya kendini, ya birilerini vuracak...
Yapacağından değil belki ama çaresizlik bunları söyletiyor adama, psikolojisi darmadağın olmuş insanın söyleyeceği sözler bunlar...
Yukarıda sözünü ettiğim diyalog, Taylan Kav’ın çaresizliğe düşen bir işadamıyla yaptığı konuşmaydı...
Kav, bu konuşmayı programında anlattı ve ardından telefonlar yağmaya başladı.
Birçok kişi benzer sorunlar yaşıyor.
Gelen telefonlar nedeniyle günün konuğu AB Derneği Başkanı Ali Erel, konuşacak fırsat bulamadı, neredeyse konu mankenine dönüşüyordu ki Taylan Kav, başka telefon alınmamasını istedi.
Telefonla bağlananlar, bir dokun bir ah işit misali, sorunları sıraladı.
Konuşanlar ağlamaklıydı, hatta ağlayanlar bile vardı.
Piyasa darmadağın, büyük bir güven bunalımı yaşanıyor...
Kimse parasını alamıyor, çekler geri dönüyor, işadamları “can ezgisiyle paramızı alıyoruz” diyor.
Çok sıkışan, çaresizliğe düşen, çek senet mafyasına bulaşıyor, buraya bulaşanlar ise tam batağa saplanıyor...
Tefecilere elini veren, vücudundan da oluyor.
Çek yasağına girmemek için zora giren işadamları bir taraftan borçlanıp diğer tarafı kapatıyor, bu kez diğerini ödeme zamanı geldi mi başkasından borçlanıp diğerini ödüyor.
Piyasa kurudu, alacağını tahsil edemeyen birçok işyeri batma noktasına geldi, alacaklarını alamayan bazı kişiler çek yasağına düşüyor.
Artık çek görenler, şeytan görmüşe dönüyor.
Programın konuğu Ali Erel de şikayetçi kesimlere hak vererek, ülkemizde ticaret mahkemeleri bulunmadığı için insanların alacağını tahsil edemediğini, bu nedenle birçok olaya tefecilerin, çek-senet mafyasının karıştığını söyledi.
Hükümetin acilen küçük- büyük birçok işletmeyi bu darboğazdan kurtaracak önlem alması şart ama kendisi parasızlıkla uğraşan, sıkıntılarını aşmakta zorluk yaşayan hükümetin iş çevrelerine çare olacak bir reçete sunup sunamayacağı da tartışılır.
Öte yandan programa bağlanan gözü yaşlı bir kadın; “bir tabanca da bana lazım” demez mi?
Ama onunki farklı, onun derdi de hırsızlar.
Kadın hem ağlıyor, hem konuşuyordu...
Kümesten yumurtaları, hatta tavuklarını çalıyormuş hırsızlar, “yeter artık” diyor, bu duruma isyan ediyordu.
Kadın, “Size önemsiz gibi gelebilir tavukların, yumurtaların çalınması ama benim için önemlidir” diyor, bugün tavuk çalanın yarın başka şeyler çalabileceğine, kendisine daha vahim zararlar verilebileceğine işaret ediyordu.
Sorununu anlattığı bazı kişilerin kendisine, “Zaten o tiplerlerin ülkemize hırsızlık için geldiğini, yakalansa bile birkaç ay yatıp yine çıkacağını, suç işlemeye devam edeceğini, zaten o yakalansa bile başkasının gelip çalmaya devam edeceğini” söylediğini anlatan kadının kapıldığı dehşeti ekrandan hissetmek mümkündü.
Sesinden 65-70 yaşlarında birisi olduğu anlaşılan bu kadın, “bana da tabanca lazım” diyor, çünkü kendisini güvende hissetmiyor, bugün tavuğunu çalanın yarın evine de girebileceğini, boğazını da sıkabileceğini biliyor, rahat değil...
Ekranlardan evlerimize yayılan bu kederli hava, marazi bir toplum olduğumuzun bir göstergesi değil maalesef, ben insanların gerçekten zorda olduğuna, mutsuz olduğuna, geleceğinden endişe ettiğine, kendisini güvende hissetmediğine inanıyorum.
Yıllar boyu birçok sorunu çözüme endeksledik durduk, halbuki çözüm gelmeden de yapabileceğimiz çok iş vardı, aslına bakarsanız biz Kıbrıslı Türkler bu kafayla çözüm olsa da sıkıntı yaşayacağız.
Hatta bana kalırsa çözümden sonra kendi ayaklarımızın üzerinde durma sınavı vereceğiz ya, bu umursamazlık, bu hazırcılık, bu iş bilmezlik ile çok daha sıkıntılı günler bile yaşayabiliriz.
|