|
Rum yönetimi dışişleri bakanı Markos Kiprianu'nun, Rum tarafının kırmızı çizgilerini açıklaması, kuzeyde kimi kesimlerde hayal kırıklığı, kimi kesimlerde de sevinç yarattı.
Rumun kırmızı çizgileri, çözüm umudu taşıyan iyimserlerin moralini bozdu.
Ya çözüme inanmayanlar ve istemeyenlerin?
İşte onlar da nihayet; "Aha bunların da Papadopulos'tan farkı yok" diyebileceği bir şey bulduklarına seviniyor.
Mesela UBP, anında açıklama yaparak lafı; "biz söylemiştik"e getirdi.
Dışişleri Bakanlığı da öfkesini ortaya koymakta gecikmedi.
Ben Kiprianu'nun dile getirdiği kırmızı çizgilere ne üzüldüm, ne sevindim, ne de şaşırdım...
Hristofyas, göreve geldikten sonra, Rum tarafının kırmızı çizgileri hakkında ufak imalarda bulunduysa da uzun süre açık açık dile getirmedi bunları.
Hristofyas işe başlarken, Papadopulos'u anımsatacak her şeyden uzak durdu.
Uzlaşmacı imajını zedelemesin diye işi hafiften aldı.
Nihayet Kiprianu, geçtiğimiz gün güneyin hassas olduğu noktaları sıraladı, üstelik de "müzakereler öncesi kartlarımızı açmamız doğru olmaz" sözünü sarf ederek.
Yani "daha bu başlangıç" demeye getirerek.
Bence normal.
Bu duruma şaşıranlara asıl ben şaşırıyorum, böyle olduğunu bilmiyor muydunuz yani?
Zaten bu kırmızı, kıpkırmızı çizgiler olmasa neden bu kadar görüşme hazırlığı yapılacaktı ki?
Herkes de biliyor ki her iki taraf da hassas olduğu noktalarda ısrarlı olacak.
Ne yani yılların birikiminin öyle sihirli değnek değmişçesine değişmesini mi bekliyordunuz?
Kesinlikle olmaz.
Zaten bütün sıkı pazarlıklar, en sert tekliflerle başlamaz mı?
Talat'ın da Hristofyas'ın da iyi niyetlerinden, çözüm istediklerinden şüphemiz yok ama bu iş o kadar ciddi bir iştir ki öyle iki liderin iyi niyetiyle bitecek bir iş değildir.
Aslında her ne kadar o klişe; "sorunu Kıbrıslılar çözecek" sözünü söylüyorsak da yalandır, Kıbrıslılara tek başlarına çözdürmezler bu işi...
Bu zor işe burnunu sokmayan kalmayacak.
Ancak konuyu dağıtmayalım, yine şu kırmızı çizgilere dönecek olursak; en çok da Rum yönetiminin; "yeni devletin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olacağı" yönündeki ısrarı tepki gördü Türk tarafında.
Rumların, dünyada legal olan, kabul görmüş, AB'ye girmiş bir cumhuriyetten kolay kolay vazgeçeceğini sanmıyordunuz herhalde?
Kiprianu'nun "Garantiler konusunda üçüncü ülkelerden garantör istemediklerini ve AB üyesi bir ülkenin buna ihtiyacı olmadığını" söylemesi de beklediğimiz AB'ye üye olma kozunu kullanacaklarının belirtisi değil midir?
Rumların, TC kökenli KKTC vatandaşları konusundaki korkuları ve ısrarlarının birdenbire yukarıdan vahi gelmiş gibi son bulacağını mı zannediyordunuz?
Toprak, güvenlik, mülkiyet kolay işler midir?
Bazı çevreler, kırmızı çizgilerini açıklamıyor diye Talat'ı eleştiriyor.
Peki Talat kırmızı çizgiler konusunda biraz ketumsa bile siz sanıyor musunuz ki Türk tarafının kırmızı çizgileri değişti?
Değişebilir mi birdenbire Türk tarafının politikası, ya da Talat'ın elinde midir doksan derece politika değiştirmek?
"Zor" dediğinizi duyar gibiyim.
Evet, aslında şu anda ortada pek de farklı bir durum yok...
Ne endişe edecek bir durum var, ne de sevinecek.
Mutlaka her iki tarafın da kırmızı çizgileri olacak.
Zaten çözümün bir türlü gerçekleşmemesi bu kırmızı çizgilerin aşılamamasındandır, görüşmelerde hedef de bu kırmızı çizgileri aşıp çözüme ulaşmaktır.
İşte taraflarda gerçekten çözüm niyeti varsa, bu kırmızı çizgiler pembeye dönüşür.
Nitekim Talat da dünkü Türkiye temaslarında, Türk tarafı olarak önerilerini sunacaklarını, Rumların da birtakım önerilerle geleceğini ve ortak bir noktada buluşmaya çalışacaklarını söyledi.
Kolay değil elbet, kolay olsaydı çözüm çabaları bu kadar yıl sürmezdi.
Lütfen olaylara biraz gerçekçi bakalım diyorum ve "inşallah çözüm için niyet olsun" sözünü tekrarlıyorum.
Yalnız Talat ile Hristofyas'ın değil, bu soruna dahil olan tüm tarafların gerçekten çözümü istemesi lazım, işte o zaman bu kırmızı çizgiler de aşılır, merak etmeyin.
|