|
Acaba...
Bırak anlayanlar anlatsın!
Cumhurbaşkanı Denktaş, geçtiğimiz hafta içerisinde sırf Annan Planı'nı kötülemek için "7 defa okuduğu halde Annan Planı'nı tam olarak anlayamadığını" söylemişti. E be kardeşim anlamadığın planda tuzakları, cinleri, gulyabanileri, gurkuncelloları nereden gördün de durmaksızın felaket tellallığı yapıyorsun? Planı anlamadıysan eğer, insanları nasıl aydınlatıyorsun? Madem anlamadın, bırak da anlayanlar konuşsun!!
Diyorum
***********************
Kimi?
Kapıyı açık bırak Hiç kimse görmese de Belki biri gelir Elsiz ayaksız Varla yok arası Hanidir bekliyorum
ATİLLA İLHAN
************************
Bir Denktaş klasiği
Cumhurbaşkanı Denktaş, revize edilerek sunulan Annan Planı'nın son halini de beğenmedi...
Zaten beğenmesini de beklemiyorduk.
Planda Türk tarafı, bundan çok daha iyi kazanımlar da elde etse, Türk tarafına istediği her şey de sunulsa Denktaş yine de bu planı beğenmezdi.
Çünkü Denktaş çözüm istemiyor.
Çözüm istemediği için de "çuvallar dolusu" bahanesi var.
Aslında saltanatının bitmesini istemiyor...
Dünyadan kopuk halde imparatorluk sürsün, Türkiye para göndersin değirmen dönsün, imparatorun her sözü buyrukçasına değer görsün, imparatorun çevresi ihya olsun, ona yağ çekmeyenler, fikirlerini beğenmeyenler de "hain" damgasını yesin, bu düzen böyle sürüp gitsin...
Dünya tarafından tanınmadığı için de istediğinde Hanney'e, istediğinde Weston'a, istediğinde de Verheugen'e ağza alınmadık sözler sarf etsin...
Verheugen'i diplomasi kurallarına uymamakla suçlayan Denktaş, esas kendisi diplomasi kurallarını çiğneyerek, Verheugen'e "Nazi generali" yakıştırması yapmıştır...
Tanınmış bir ülke olsaydık, AB'nin en yetkili kişisine "Nazi generali" diyen Denktaş, diplomatik bir krize neden olabilirdi...
Ama Denktaş, tanınmamış ülkede her istediğine istediği sözü söyleye alıştı...
Elinde hiçbir kanıt yokken, kendi insanına "hain", "Rumcu", "ajan" diye yakıştırmalar yapan bir adamın Verheugen'e "Nazi generali" demesine şaşırmadık ama böyle bir ortamda koskoca cumhurbaşkanı ağzından çıkana dikkat eder.
Denktaş, önceki akşam çıktığı televizyon programında yine planın kabul edilmez olduğunu söyledi ve bu haliyle kaldığı takdirde "hayır" kampanyasına katılacağını kaydetti.
Tarafsız olması gerektiği yönündeki söylemlere karşı da partiler arası seçimlerde tarafsız olunabileceğini ama referandumun seçim olmadığını, "devlet ortadan kalksın mı?" diye sorulduğunu, bu nedenle tavrının "hayır" olacağını söylüyor.
Seçimlerde tarafız davranmış da referandumda taraf olacakmış!
Allah aşkına Denktaş, genel seçimde tarafsız mıydı?
Sırf seçimi statüko kazansın diye memleketi karış karış dolaştığını, UBP-DP'ye oy dilendiğini, hatta bununla da yetinmeyip Türkiye'deki televizyon kanallarını tek tek dolaşıp, propaganda yaptığını unuttuk mu sanıyor?
Erdoğan, Denktaş'ın her şeyden haberi olduğunu, her adımdan ilgili herkesi bilgilendirdiklerini söyledi. Erdoğan, dolaylı olarak Denktaş'ı işaret ederek "kimse köstek olmamasın" dedi.
Başbakan Talat da Denktaş'ın Annan Planı'ndaki iyileştirme konusunda ikna olduğunu ama önemli olanın bunu benimsemek olduğunu söyledi.
Aynı günün akşamı görüldü ki Denktaş, değişiklikleri benimsememiş.
Benimsemiş olsaydı, yine felaket senaryoları yazıp, "hayır" kampanyası başlatacağını söylemezdi.
Denktaş, Talat'ın "Türkiye kökenli 45 bin kişinin belirlenme çalışmalarının başladığı" yönündeki açıklaması konusunda da çelişkili ve vatandaşları kışkırtacak ifadeler kullandı.
Önce "listeleri göreceğiz" dedi, sonra lafı değiştirip kimseyi göndermeyeceklerini, herkesin yerinde duracağını ifade etti. Açıklamayı yapan Talat'ı suçlar pozisyona büründü.
Halbuki Başbakan Talat bu açıklamayı, Cumhurbaşkanlığında yapılan toplantının ardından yapmıştı, yani bu konudan Denktaş'ın da bilgisi vardı ama her zaman olduğu gibi bu konudan da sıyrılmak istedi.
Görüşmeleri yürüten kişi olarak Denktaş, Annan Planı gereği olan 45 bin Türkiye kökenli kişinin kalacağı meseleyle ilgili çalışmayı nasıl bilmez?
Yıllarca, "tek karış toprak vermeyiz", "Güzelyurt verilmez", "Çözüm olmadan Kıbrıs AB'ye giremez" gibi sözlerle halkı uyutmaya çalıştı, foyası meydana çıktı, şimdi bu kişinin "45 bin Türkiye kökenli kişiyi belirlenme çalışmaları" hakkında bilgisi olmadığını söylemesine inanabilir misiniz?
******************
Sevgili adamıza borcumuz var
Avrupalı Yeni Kıbrıs'a "EVET"
İnsan yaşamının en önemli, onurlu, sevgi yüklü, hayat veren, mutlu eden, en sıcak, sevimli, dost, kararlı, en tatlı, en güzel sözüdür "EVET"... Ve tabii ki en cesur
Yaşamın tüm güzellikleri işte bu nitelikteki "EVET"le başlar. Ve yaşamın devamı ancak "EVET"le mümkündür "EVET" yaşamın başlangıcıdır
Sevgili adamıza borcumuz var Son 50 yıldaki ihanetlerimize, birbirimize yaptığımız kötülüklere, doğamıza ve tarihimize karşı acımasızlığımıza rağmen biz çocuklarını 10 bin yıldır hep sevgiyle kucaklayan biricik adamız Kıbrıs'a, borcumuz var Artık gözyaşlarını silmesi, o güzel yüzünün gülmesi, yeni ve mutlu yaşamına başlaması için, sevgili adamıza borcumuz, "EVET"tir
Kıbrıs insanının yaşadığı inanılmaz acılara ve dramlara; insanlık onurunu ayaklar altına alan baskılara, düşmanlığa ve gözyaşına; doğamızın ve tarihi mirasımızın yaşadığı yıkıma dur demek için, Avrupalı yeni Kıbrıs'a "EVET"
Dünyanın en fazla asker, silah, dikenli tel ve sınır varili bulunan toprak parçası olan Kıbrısımızın sivilleşmesi, zaman para ve emeğin insan ve doğa için harcanması, tarihimize uygun Avrupalı yaşam için, ada insanının yüzünün gülmesi, doğanın korunması, tarihi-kültürel değerlere sahip çıkılması için "EVET"
Yakın tarihimiz beni mutlu edecek nitelikte değildir. İnsanların öldüğü, ağladığı, göç ettiği, acı çektiği, aç kaldığı ve inanılmaz acılar yaşadığı bir yakın geçmiş, beni sadece üzüyor. Ve yakın tarihteki düşmanlıklar nedeniyle hiç kimse bizi alkışlamadı, sadece acıdı. Zamanımızı, paramızı ve emeğimizi mazgal deliklerinden düşman gözetleyerek, en güzel gençlik yıllarımızı dağlarda askerlik yaparak geçirdik. Başarı düşmanlık ve savaş değildi; barış ve dostluktu. Bunu ancak yıllar sonra anlayabildik.
Adanın yakın tarihindeki acıları iktidarları için sıçrama tahtası yapanlar; sözüm sizedir Cevap verin; körüklediğiniz düşmanlığın yok ettiği yaşamları geri getirebilecek misiniz? Dökülen gözyaşlarını yerine koyabilir misiniz? Yaşanan dramları nasıl tazmin edeceksiniz? Babasız büyüyen çocuklara baba sevgisini nasıl yaşatacaksınız? Dul kalan genç kadınların yüzlerini nasıl güldüreceksiniz? Sonbahar yaprakları gibi uçuşup kaybolan gençlik yıllarının hesabını, sizler mi ödeyeceksiniz. Söyleyin; ada insanının onurunu çiğneyenler, meçhul faiiler cezalandırılacak mı? Söyleyin; yanan ormanları, sökülen mozaikleri, çalınan ikonları ve yıkılan tarihi eserleri sizler mi yerine koyacaksınız?
Cevabınızı biliyorum: zavallı, korkak bir "hayır"
Bizim; cesur yüreklerin, sevgi yüklü, sıcak ve dost yüreklerin, Kıbrıs seven ve vatan bilen onurlu yüreklerin bu sorulara cevabı, "EVET"tir.
Avrupalı yeni Kıbrıs'ın bu sorulara cevabı, "EVET"tir
ALİ'nin Radikal Abisi
*********************
Eroğlu ile Ertuğruloğlu'nun halleri
Derviş Eroğlu, AKP Hükümeti'nden referandumda tarafsız davranmasını istedi!
Vay vay vay...
Söyleyene bak sen!
Eeee, ne de olsa seçimlere müdahaleyi en iyi onlar bilir!
Türkiye'den nasıl müdahale edilir, seçimlerin kaderiyle nasıl oynanır, bunu Eroğlu'ndan daha iyi bilen var mı ki?
Bu yüzden Türkiye Hükümeti'ne yalvarırcasına "karışmayın" çağrısı yapıyor.
Ya Tahsin Eruğruloğlu, maşallah Türkiye Başbakanı Erdoğan'a söylemediğini bırakmadı.
Bak sen, bir zamanlar Türkiye ile "etle tırnaktılar" ama şimdi bu ülkenin başbakanına küfredebiliyor Sayın Ertuğruloğlu?
En ağır sözleri sarf edebiliyor!
İşe bakın siz, zaman aşımında nasıl da değişmiş Eroğlu ile Ertuğruloğlu.
Onların yaptığını eskiden muhalefet yapsa "vatan haini" ilan ederlerdi.
Sahi şimdi, onların mantığıyla baktığımızda, Türkiye hükümeti düşmanı kesilen Eroğlu ile Ertuğruloğlu vatan haini olmadı mı?
Yalvarın...
Ya da hızınızı alamayarak küfredin...
Nasıl olsa bunlar son çırpınışlarınız, Kıbrıs'ta varılacak bir çözümden sonra tarihin çöplüğünde kaybolup gitmeye mahkumsunuz...
|