MARKAJ 02/05/2004

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   2 Mayıs 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

*******

Acaba...

UBP'nin duyarlılığı bu kadar!

UBP'nin yayın organı Birlik gazetesinin çalışanları, geçen hafta üç ay süresince maaş alamadıkları gerekçesiyle eylem yaptı. Seçimde, oy uğruna istihdam ettikleri kişiler işten çıkarılınca başta Derviş Eroğlu olmak üzere UBP'liler şahin kesildi, çalışanları kışkırttılar, insanlar meclisi taşladı. Ve Birlik gazetesi eylemi ile anlaşıldı ki bu UBP duyarlılığı gösterişmiş! Kendi çalışanını bile üç ay ödemeyip, açlığa terk eden UBP kurmaylarının "halk için çalışıyoruz" sözleri ne kadar inandırıcı olabilir ki?

Diyorum...

 

********

AŞK VARSA

Bir saat beklemek çok uzun iş-

aşk biraz ötede duruyorsa;

Kısadır sonsuzluğu bekleyiş-

sonunda aşk armağanı varsa.

EMILY DICKINSON

 

****************

Yavrularını yiyen kedi misali, Denktaş

bize acımadı da Rumlar mı acıyacaktı?

Arkadaşım, gazetenin manşetindeki "Rumlar AB'yi, Türkler 1 Mayıs'ı kutlayacak" başlığını işaret ederek; "Ne tuhaf değil mi onlar emperyalist bir birliği kutlayacak, biz ise sömürüye başkaldırışı, dünyanın en kutsal bayramı olan 1 Mayıs'ı kutlayacağız diye üzülüyoruz..." dedi.

Arkadaşım haklıydı, ben de aslında Avrupa Birliği'ne çok sıcak bakan birisi değilim ama Kıbrıs sorununu çözmek için bir çıkış noktası olarak görmüştüm bu birliği...

Yıllardır kapalı bir hayat süren, gayrı yasallıktan, ekonomik zorluklardan canı yanmış Kıbrıslı Türklerin çözüm ve AB ile nefes alabileceğine inanmıştım.

AB uğruna yerine getirilecek bazı yükümlülükler, standartlar ne de olsa bugünkü durumumuzdan daha iyi bir ortam yaratacak, bir nebze de olsa Kıbrıslı Türklerin "insan haklarından" nasibini almasına olanak sağlayacaktı...

Normal bir ülkede yaşamadığımız için AB bizim için bir çıkış olabilirdi.

Canlı yayında, güney Kıbrıs'taki AB coşkusunu izlerken tüylerim diken diken oldu, utanmasam ağlayacaktım.

Referandum sonucuyla yaşadığım hayal kırıklığının ardından, bir o kadar daha hayal kırıklığı ve hüzün kaplamıştı bedenimi.

Çözümü de AB'yi de daha çok istemişti Kıbrıslı Türkler...

Çözüme de AB'ye de daha fazla ihtiyacı vardı Kıbrıslı Türklerin...

Çözüm ve AB için daha fazla mücadele etmişti Kıbrıslı Türkler, daha fazla horlanmış, hırpalanmış, yollara düşmüş, meydanlara koşmuş, soğuk gecelerde ateşler yakmış, sabah akşam çözüm planlarını tartışmıştı...

Çözüme zemin hazırlamak için bu ülke insanı, bütün baskılara, akılamaz korku senaryolarına, ayak oyunlarına rağmen seçimde statüko karşıtı partileri zirveye taşıdı...

Kıbrıslı Türkler çok çabaladı, çok yoruldu, candan yürekten oldu, ne saraydaki çözümsüzlük yanlısı zata, ne de onun kışkırttığı kişilerin tehditlerine aldırış etmeden çözüm için sandıktan ezici bir "evet" çıkardı.

Ama olmadı, tam kucaklayacakken, ellerinin arasından kaydı gitti hem çözüm hem de AB...

Bu kadar yaklaşmışken kaybetmek çok koydu bize.

Bizi reddeden Rumlara da kızgınız ama esas suç onlarda değil, bizi buralara sürükleyenlerdedir.

Bizi bu kör kuyuda kaderine terk edilmiş halde bırakan, elindeki kozları Rumlara kaptırıp bize bu sonu hazırlayan, Denktaş'tan başkası değildir.

İnadı, ihtirası, zamanında verdiği yeminleri uğruna Laheyleri, Kopenhagları bir bir harcayıp, AB'yi tepsiyle Rumlara sundu.

Ondan sonra da Rumlardan "çözüm için taviz" beklemeye koyuldu.

Denktaş'ın Rumlara AB kapılarını açtığı gün, biz kaybetmiştik zaten.

Türkiye'deki hükümet de gerçekleri görüp politika değiştirene kadar atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmişti bile.

Koskoca otuz yılı, bir arpa boyu ilerlemeden geçiren, masaya anlaşmamak için çıkan Denktaş, hangi yüzle dünyaya "ambargoları kaldırın, bizi tanıyın" diyebiliyor, şaşıyorum.

Herkes onu istifaya çağırıyor ama o hayatından memnun, milim kıpırdamaya da niyeti yok.

Referandumdan çıkan sonucu bile kendi zaferi gibi sunmaya çalışarak, milleti enayi yerine koyan Denktaş'ın, artık bu ülkeye verecek bir şeyi kalmamıştır.

Evet Rumlara da kızgınız ama onlara kızarken esas suçluyu göz ardı etmeyelim.

Kim bilir, Rumların yerinde biz olsak, bütün kozlar bizim elimize geçse, AB üyeliğimiz garanti olsa, onlardan kat kat daha iyi bir yaşam düzeyine sahip olsak, belki de aynısını yapar, sandıktan biz de "hayır" çıkarırdık, değil mi?

Biz Denktaş sayesinde, kozlarını kaybetmiş, rakibinden kendisini acımasını bekleyen zavallı bir oyuncu pozisyonuna dönüştürüldük.

Çözüm ve AB isteğimizi dile getirirken, hep mağdur olduğumuz yönlerimizi ön plana çıkarmadık mı, kozlarımızı kaptırınca "bizi acıyın" demekten başka ortaya koyacak bir şeyimiz mi kaldı?

Yavrularını yiyen kedi misali Denktaş, bize acımadıktan sonra Rumların acımsını beklemek doğru mudur?

Arkadaşımın dediği gibi kuşkusuz "1 Mayıs İşçi Bayramı" kutsal bir bayramdır, AB için havai fişek patlatmaktan daha asil kutlamadır sömürüye karşı yumruk sıkıp slogan atmak ama ne yazık ki ortada gerçekler de var...

Öfkeliydik, slogan attık, haykırdık ama "kaybetmişliğimiz" gerçeği ortada duruyor.

*******

Bunlar çözümün yerini tutar mı?

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden (AKPM), BM güvenlik konseyinden ve AB Adalet ve İçişleri bakanları konseyinden Kıbrıslı Türklerin beklediği sonuçlar çıkmadı.

Yani AB kanadı pek tatmin etmedi Kıbrıslı Türkleri.

Şimdi gözler ABD'de.

Onlardan bir şey çıkar mı, "evet" için ödüllendirirler mi?

Yoksa ABD kanadı da kuru bir "teşekkür" ve "takdir"le mi yetinecek?

"Tanınma gelebilir", "ambargolar kalkabilir", "limanlarımız AB ülkelerine açılabilir", "ticaret kolaylığı sağlanabilir" gibi birçok öngörü ortaya konuluyor referandum gecesinden beridir.

Bunların pek de kolay olmadığı yavaş yavaş anlaşılmaya başladı.

Elbette bazıları gerçekleşse bir nebze rahatlama olabilir ama bunların hangisi çözümün yerini tutabilir ki?

Bizim istediğimiz, mücadelemiz bunun için miydi?

Biz çözüm istiyorduk...

İstediğimiz, çözümle birlikte statükoyu tamamen ülkeden silip atmak, gayrı yasal düzene son vermek, doğrudan dünyaya açılmaktı...

Mevcut düzen devam edecekse, yine Kıbrıslı Türkün söz hakkı olmayacak, kendi kendini yönetemeyecekse, yine benim hükümetim polise bile söz geçiremeyecekse, birçok olayda asker ve elçiliğin sözü daha fazla geçecekse, ben ne yapayım öyle parçacık külçecik hakları?

Yılladır Denktaş'ın yıkıp parçaladıklarını toparlamak, birtakım haklar elde etmek için şimdi Başbakan Talat ile Türkiye Hükümeti yetkilileri diyar diyar geziyorlar...

Çabalarını takdir ediyoruz ama yıkımı toparlamak kolay olmayacak.

Ne yazık ki bu düzeni kökünden değiştirmedikten sonra elde edeceğimiz ufak tefek haklar da bizi mutlu etmeyecektir, bu şartlarda mutlu etmesine olanak yoktur.

Bu saatten sonra nasıl olur bilmiyorum ama "Kıbrıs'ta çözüm"ün yollarını bulmaktan, Rumlarla cumhuriyete ortak olmaktan başka kurtuluşumuz yoktur!

Gerçeklerden kaçtığımız için başımıza gelmedik kalmadı, ne olur yine gerçekleri göz ardı edip olmayacak dualara amin demeyelim.

*********

AKEL tartışması

Rum AKEL partisinin referandumda "hayır" demesi bizdeki solcuları ikiye böldü.

Bir grup AKEL'in suçlanmasını doğru bulmazken, diğer grup başta genel sekreter Hristofyas olmak üzere bu partinin kurmaylarını "samimiyetsizlikle", "ikiyüzlülükle" suçluyor.

Denktaş fırsatları harcayıp, bizi kör kuyuya sürükledikten sonra, AKEL'in "evet" kararına muhtaç olup, onunla çıkış noktası aradık.

Bana göre, bu yüzde 75'lik oya baktığımız zaman AKEL "evet" kararı alsaydı da güneydeki referandumdan "evet" çıkmayacaktı.

Zaten AKEL kurmayları da bunu bildikleri için, partileri zarar görmesin diye "hayır" kararı aldı.

Ama bana sorarsanız, ne isterse olsun AKEL "evet" kararı almalıydı.

Milliyetçi takıldığımdan böyle demiyorum, AKEL'in geçmişteki "barışçıl" söylemlerine baktığımız zaman, onlardan "evet" tavrı beklerdik.

Bunları çok "kinli", çok "öfkeli" bir tavırla söylemiyorum, yalnızca "öyle olması gerekirdi" diyorum.

Bu planı Kıbrıs'ta çıkarları olan Amerikalılar, sırf çözüm olmasın, Rumlar planı kabul etmesin diye hazırlatmış, hiç bir Rum bu plana "evet" diyemezmiş!

Olabilir!

ABD'nin çıkarları uğruna yapmayacağı şey yoktur ve bu senaryo da doğru olabilir ama AKEL, bunu bozmak için ne yaptı?

Hiçbir şey!

Annan Planı ortaya çıktığından beri AKEL'in yaptığı nedir?

Koskoca bir hiç!

Planı anlatmak için zamana ihtiyaçları olduğunu söylediler, referandumu ertelemek istediler...

Tamam da planı anlatmak gerektiği, referanduma beş kala mı akıllarına geldi?

Türk tarafı İsviçre'de öneri sunarken onlar ne yaptı, neden karşı öneri sunmadılar, tek bildikleri Denktaş'ın uzlaşmazlığını silah olarak kullanmak!

AKEL kurmayları kuzeydeki yoldaşları kadar ellerini taşın altına koymadı, uğraşmadı, gerçek anlamda çözüm isteğini göstermedi.

Planı beğenmemişler!

Biz çok mu beğendik, biz "mükemmel bir plandır" mı dedik?

AKEL kurmaylarının endişelerini anlıyorum ve zaman zaman kendimi onların yerine koyup düşünüyorum ama öyle oturup kalarak, çaba harcamayarak ve yalnızca endişe ederek barışa ulaşılamaz.

Zerre kadar onlar kendilerini bizim barışseverlerin yerine koyabilse durum çok farklı olurdu.

Ve gerçekten çözüm isteseler, göstermelik olarak "vatandaşım" dedikleri Kıbrıslı Türkleri gerçekten düşünseler her şeye rağmen "evet" kararı aldırırlardı.

Samimi değildirler, sırf partileri zarar görmesin diye genel eğilimden yana oldular, onlara kin duyduğum veya milliyetçi duygulara kapıldığım için söylemiyorum, ne yazık ki gerçek olan bu!

   6026 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?