YEDİ ÇOCUĞU BE GAVVOLEM, NE AZGIN KIZDIR BE BU!

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   2 Kasım 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Bugün pazar, sizinle biraz keyifli bir şeyler paylaşayım dedim ve yaşanmış bir öykücük kaleme aldım.

   Fatura ödemek için Elektrik Kurumu'ndayım...

   Yine çok yoğun günlerden birisi, insanlar dışarıya taşmış, kimisi banklarda, kimisi basamaklarda oturuyor, duvarlara yaslananlar var...

   İçeride durmak mümkün değil, oldukça kalabalık ve odanın içerisine tuhaf bir koku hakim olmuş durumda...

   Beklemesem gitsem diyorum ama geldim artık, biraz bekleyeyim belki sıra çabuk ilerler diye düşündüm.

   Dışarıya çıktım, etrafı süzdüm, oturacak bir yer bulabilir miyim diye.

   Yaşlı bir çift gözüme ilişti, yaşlı amca bastonuyla gel işareti yaptı, ağır hareketleriyle yana çekilip, bankta bana da yer ayırdılar.

    Ayakta birçok insan vardı, yaşlı amcanın beni çağırması, sanki haksız bir ayrıcalık gibi geldi bana.

    "Rahatsız olmayın" falan dedim ama ısrar etti...

    Yaşlı kadın aslında sıkışıp yer vermekten pek memnun görünmüyordu.

    Sol kolunu kocaman göğüslerinin altına alıp, sağ koluna destek verip, eliyle yanağını tutuyordu.

    İlk dikkati çeken, buruş buruş bilekleri üzerindeki altın bilezikleriydi.

    Sayamayacağım kadar fazla bilezik takmıştı bileğine, irili ufaklı.

    İçimden, "hırsızlar kafanı da kesecek be kocakarı" dedim.

    Başında, geçmişte nenemden hatırladığım ve çok zamandır görmediğim saçlarını tutturduğu filesi, onun da üzerinde gösterişli çemberi vardı, çember geriye kaydığı için file görülebiliyordu.

    Yaşı tahminime göre 80 dolaylarında olan yaşlı kadın buna rağmen bakımlı sayılırdı.

    Dümdüz ileriye bakarken, oturmakta tereddüt ettiğimi görünce, "E otur oğlum artık oturacaksan, naz etme bakalım" diye bastı bize fırçayı.

    Yaşlı adam kulağıma eğildi ve fısıldayarak; "sineklidir benim garı, hemen asapları bozulur, 50 senedir çekerim genni oğlum" dedi.

    Bu söz üzerine güldüm, yaşlı kadın konuşulanı duymadı ama hissetmiş gibi, öfkeli bir bakış attı bize.

    Kendimi azarlanan küçücük çocuk gibi hissettim.

    Adam, kadına göre daha yaşlı gösteriyordu, kıyafetleri daha bakımsızdı, pantolon paçaları biraz kısa geldiğinden çorapları görünüyor, bir çorabı aşağıya kadar sıvanmış, ayak bileği çıplak kalmışken, diğer çorabı yukarıya kadar çekilmiş durumdaydı...

   Çok sıkı giyinmişti, gömlek, gömleğin üzerine kazak, kazağın üzerine ceket; hava da sıcaktı, onu gördükçe neredeyse ben terliyordum.

   Yaşlı adam çok espriliydi, sürekli şakalar yapıyor, bana arkası gelmez sorular yöneltip duruyordu.

    Nereli olduğum, kimlerden olduğum yönünde uzun uzun sorguladı beni.

    Bir ara bastonuyla çaprazımızdaki bir gençle, kız arkadaşını işaret etti.

    Kız arkadaşı diyorum ama belki de nişanlısıydı, bilemiyorum ama bana kız arkadaşıymış hissi verdi.

    Biraz çaprazımızda duvarın kenarındaki bu kızla oğlan zaten oradakilerin tümünün dikkatini çekmişti, kaçak bakışlarla aslında onları izliyordu herkes.

    Kızla oğlan sürekli birbirlerine sarılıyor, bir iki dakika arayla kız oğlanın dudaklarına yapışıyordu.

    Ara ara oğlanı üzerine çekiyor, beline sarılıyor, kot pantolonları içindeki bacakları birleşiyor, tek vücut oluyorlardı.

   Kız sürekli oğlancığın yanaklarını sıkıyor, tokat atıyor, öpüyor da öpüyordu.

   Bu durum oradaki herkesin ilgisini çekiyor, arkadan homurdanmalar, "cık", "cık" sesleri geliyordu ama gençler orada kimse yokmuşçasına rahattı, sanki araya perde inmiş karşılarındaki yaklaşık 20 kişi ve oradan gidip gelenler yok olmuştu.

   Yaşlı adam bu duruma bayılmıştı; "ne kadar mutludurlar görün?" dedi.

   O hiç konuşmayan yaşlı kadın ise "yedi çocuğu be gavvolem, ne azgın bir gızdır be bu" deyiverdi.

   Elinden gelse kalkıp tokatlayacaktı kendilerini.

   Tespit doğruydu, gerçekten de hamleler hep kızdan geliyordu ama oğlan da hayatından memnundu.

   Bir ara kız, oğlanın arkasına geçti, belinden kavradı, karın boşluğuna çimcikler attı, sol eliyle oğlanın göğüs uçlarını sıkıp, canını yaktı, oğlan bir yan dönüşle tekrar onu önüne aldı ve uzunca bir öpüşme daha oldu.

    Yaşlı kadının dayanacak hali kalmamıştı; bu kez duyulacak bir tonda; "tövbe tövbe eve kadar sabredemediler yahu, nedir bu kuduruşma böyle ..." dedi.

    Bana döndü ve "görün ama neredeyse buracıkta yapacaklar o işi, ayıp değil mi oğlum?" diye sordu.

   O anda gözler bize döndü, hiçbir cevap vermedim, yalnızca gülümsedim ama arkadan belli belirsiz bir ses geldi, "zamane gençliği işte" diye ama dönüp bakmadım.

    Gülme gelmişti bana, gençlerin hali değil de etraftaki tepkiler güldürüyordu beni.

    Esprili ihtiyar, üzerime de yaslanarak eşine doğru eğildi ve "bağlarda bana verdiğin öpücükleri unuttun galiba kocakarı?" dedi.

    Kadın eliyle sus işareti yaptı ama ihtiyarın keseceği yoktu.

    "Ne, yalandır?" diye üsteledi ihtiyar.

    Kadın kızdı; "be bunamış, nedir yabancı çocuğun yanında söylediğin" diye tersledi ihtiyarı.

    İhtiyarın keseceği yoktu; "şimdi baddos olduk, işimiz bitti deyi kıskanın çocukları" dedi bu kez, arada bana göz kırparak ve koluma vurarak.

    Kadın "tövbe tövbe" diye söylenirken, ihtiyar bu kez de "unuttun ya gece yarısı evden kaçtın da pencereden enip, yatağıma girdiydin, hah hah haaa" dedi.

    Sonra bana da dönüp, açıklama da yaptı: "Evlerimiz yakınıdı, nişanlıydık ama babası goymazdı görüşelim, bu deli gaçtı geldi yatağıma girdi, bulsalar bizi geberdillerdi vallahi. Hem da gebe galdı. Az aracı goymadık düğünü önüne alalım da yediğimiz bok anlaşılmasın diye. Babama söylediğimde bir tokat vurdu yüzüme, dünüründen çekinirdi, aksi adamdı; 'şimdi elin delisini nasıl razı edeceğiz' diye söylendi. Bunun babası, 'ne aceleniz var?' deyip dururdu..."

    Kadın isyan etti: "Hus ol be adam, gakacam gaçayım ha."    

    Adam doya doya gülüyordu, ben de güldüm, baktım yaşlı kadın da artık gülmemek için kendini daha fazla sıkamadı ve eliyle ağzını da kapayarak uzun uzun güldü.

    Sonra bana dönüp, "filimdir işimiz vallahi" dedi.

    Bu arada iki gencin faaliyetleri sürüyordu ki, birden genç, cebinden çıkardığı numaraya baktı ve gidip kontrol etti, "Ohhooo iki numara kalmış, sıramız geliyor tatlım" diyerek, kızı bırakıp içeri girdi.

    Kız dışarıda kaldı, kapının önünde aşağıya yukarıya doğru yürüdü, saatine baktı, ellerini ceplerine soktu, sanki ilk kez görmüş gibi kalabalığa dönüp baktı, soldan sağa gözleriyle bekleyenleri süzdü, tüm gözlerin üzerinde olduğunu sanki o an fark etmiş gibi, tedirgin bir havaya büründü, hareketleriyle, "ne bakıyorsunuz be ama?" der gibiydi. Ve bu arada arkadaşı parayı ödeyip çıktı.

   Genci görünce yine o fettan haline büründü, bir birlerine sarılıp gittiler.

   Yaşlı çift ve ben, birbirimize bakıp başladık yine gülmeye ve gençler gitti diye daha yüksek sesle yorumlar geldi arkadan...

   Ne güzel, ilk kez sıramı beklerken, zamanı hissetmedim.

   4356 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?


Yorum Sayısı:   8
  cenap aslan         - lefkoşa 13 Kasım 2008, Perşembe 13:06 
abicim süpersin sen yaa
  O Da,         - Insan 06 Kasım 2008, Perşembe 15:53 
Tahsin Kaya;tanidik isimlerden birisi.Zaman,zaman farkli dusuncelerine gore, her zaman tartisilacak yorumlar yazmistir.Bence boyle seylere uzulmeye deymez.Sen asagidaki yorumlari bir oku,ne demek istedigimi anlarsin.
  Tahsin KAYA         - Güzelyurt 05 Kasım 2008, Çarşamba 11:54 
Sn. Editör, benim yorumum çok mu erotikdi da yayımlamayı uygun görmediniz. Ben kendimden bahsettim be arkadaş. Ben çekinmeden, aynen o ihtiyar gibi söyleyeceğimi söylerim de yazarım da. Lütfen bu tutuculuğu bırakınız. İranda yaşamıyoruz ya. O zaman niye daha düne kadar "Davulun Tokmağı"nı yayımlıyordunuz. Yorumlar, yorumcuyu bağlıyor madem niye bu kadar müdahale ediyorsunuz. Ara sıra Türkiye gazetelerini de okuyunuz bakalım onlar neler yazıyor. Üstelik en meşhur köşe yazarları. Lütfen bu kadar sansürlemeyiniz. Ben kimseye ne küfür ettim ne de gayri ahlaki kelime kullandım. Ara sıra yaptığım yorumlar için keyfime etmeyiniz. LÜTFEN
  Iste bu         - guzel 04 Kasım 2008, Salı 11:29 
Ali bey,simdiye kadar yazdigin konularin en iyisi.I was giving up on you,keep it up.On ustu on.
  Ayşe SEN         - MAĞUSA 03 Kasım 2008, Pazartesi 09:08 
İŞTE BİZİM HİKAYEMİZ. YENİ NESİL, ESKİ NESİL, DEĞERLERİMİZ, YENİ DEĞERLERİMİZ VE TABİİ Kİ KUYRUKTA BEKLEME SORUNUMUZ. DAHA NE OLSUN?
  Ayşe SEN         - MAĞUSA 03 Kasım 2008, Pazartesi 09:08 
İŞTE BİZİM HİKAYEMİZ. YENİ NESİL, ESKİ NESİL, DEĞERLERİMİZ, YENİ DEĞERLERİMİZ VE TABİİ Kİ KUYRUKTA BEKLEME SORUNUMUZ. DAHA NE OLSUN?
  Hasan H.         - Girne 03 Kasım 2008, Pazartesi 09:07 
aslında yalnızca komik bir hikaye değil bu... içinde birçok mesaj ve durumumuz saklı... eline sağlık
  MEHMET SEVEN         - MAĞUSA 03 Kasım 2008, Pazartesi 09:07 
Müthiş Kıbrıslı bir hikaye, bayıldım, keyifli bir pazar oldu gerçekten