|
Geçenlerde, "Elbirliğiyle Tüketiciyi Güney'e Gönderiyoruz" diyerek, "Kuzeyden Güney'e doğru yolcu beraberi perakende ticarette" yaşanan artışa dikkat çekmiştik. Elbette, tespitlerimiz ekonomik gerçekler ve akla dayanıyordu.
Eğer, perakende ticaret Güney'e kayıyorsa, yani ortada bizim açımızdan istenmeyen bir sapma varsa, o vakit bu durumda yapmamız gereken, bu sapmaya neden olan ekonomik motivasyonları bulmaktır.
Böylesi disiplinsiz bir entegrasyonu, tarafların fırsata veya handikapa dönüştürmesi için kullanabileceği en büyük silah " rekabetçi maliye (vergi) politikasıdır".Yani, dolaylı ve dolaysız vergilerdir. Ki, disiplinli entegrasyonlarda, birlik (AB gibi) içinde makro ekonomik kazalar, sapmalar olmaması için "dolaylı vergi" silahı da taraflarda yoktur.
Güneyle aramızdaki entegrasyon disiplinsiz (Yeşil Hat Tüzüğü yetersiz ve dar) olduğu için,biz her ikisine de sahibiz. İnanın, Güney, AB üyesi olduğu için, bu konuda bizden daha zayıftır, onlar sadece "dolaysız vergileri" kullanabilir.
Biz ise AB dışında olduğumuz için bütçe kabiliyetimiz elverdiği ölçüde, hem dolaylı hem de dolaysız vergileri dilediğimiz kadar kullanabiliriz. Mesela, petrolde ve içki-sigarada bunu kullanmıştık.
Bu tür bir disiplinsiz entegrasyonda kullanabileceğimiz bir diğer enstrüman da "görünmeyen ticaret engelleri" yaratmaktır. Mesela Rumlar bunu kullanıyor. Neticede, devletler bu ikisini kullanabilir, gerisine piyasaya karar verir.
Bilmemiz ve anlamamız gerekir ki, tüketiciyi Kuzey'de tutmanın yolu, ekonomik akıldan geçer. Peki, bu konuda neler yapabiliriz ona bakalım?
Evvela, kısa vadede değiştiremeyeceğimiz ama alacağımız tedbirlerle belki bir miktar bazılarının etkilerini minimize edebileceğimiz, perakende ticarette Güney'e önemli avantajlar sağlayan temel unsurlardan bahsedelim.
1-Ticarette "ölçek avantajları" var. Hem ithalat yaparken hem de içerde daha büyük bir tüketiciye hitap ederken bu avantajları var. Bunu ancak muadil malları Türkiye pazarından daha iyi fiyatlarla sağlayarak bir miktar aşabiliriz.
2-Ticarette navlun-ulaşım avantajları var. Türkiye dışındaki ithalatımızın Güneye göre navlun maliyeti çok fazladır (3 katı kadar) ve bu fazlalık içerde aleyhimize birim maliyetlere artış olarak yansıyor. Bunu minimize etmenin yolu, bütün sübvansiyeleri kaldırıp, sadece ekonomide herkese ve sektöre eşit uzaklıkta olan "navlunu-ulaşımı sübvansiye etmektir".
3-Ticarette, Türkiye dışındaki ithalatta "acente ve marka" sorunumuz var.
4-Büyük alış-veriş mekanları ve bunların yarattığı cazibe ve vakumlar var.
Gelelim yapabileceklerimize, kısmen elimizde olanlara?..
1-Rekabetçi vergi-maliye politikası uygulayabilmek. Bu durum, hem vergi yükleri açısından hem de girdi maliyetleri açısından bizi pahalı yapıyor. Bunun için elbette yapmamız gereken, mevcut cari harcama düzeyinden "daha düşük düzeyde denk bir bütçeye ulaşmaktır" .Çok net olarak,cari harcamalarda radikal indirim yapmalıyız. Yani, personel harcamaları ve transferleri azaltmalıyız. Özelleştirme yapmalı, sübvansiyeleri azaltmalıyız.
2-EURO'ya geçmeliyiz. Sanırım, ilk kez aşırı değerli bir paranın da sorun olabileceğini bazıları yaşayarak öğrendi. Son dönemde, düşen kura tepki vermeyen Kuzey piyasasının tüketiciyi nasıl Güney'e kaydırdığını gördük. Tüketici, değerlenen YTL'nin satın alma gücündeki artışı direkt ve tam zamanlı Güney'deki marketlerde, mağazalarda karşılığını alabildiği için hızla Güneye kaydı.
Bu konuya daha sonra değineceğiz ama bilin ki, Güney'in EURO'ya geçmesi ile hızla Kuzey'deki piyasa, "fiyatlama aracını" değiştirmek zorunda kalacaktır. Güneyin EURO ile Kuzeyi vakumlama ve çekim etkisi çok artacaktır. O yüzden yapmamız gereken, duygusallığı bir kenara bırakıp, resmi olarak da EURO'ya geçmek ve en azından iki tarafa fiyat şeffaflığını tam zamanlı sağlamak ve paradan kaynaklanan dezavantajları ortadan kaldırmaktır. Zaten, piyasa yavaş yavaş geçecek.
3-Medya veya iş dünyası örgütleri düzenli olarak, iki taraf arasında temel tüketim gruplarının fiyatlarını şeffaf olarak kamuoyuna duyurmalıdır. Bunun piyasa disiplini, algılamalar ve beklentiler üzerinde önemli etkileri olur.
4-Devletin, icraatlarında ve uygulamalarında adaletli ve meşru olması lazım. Kıbrıslı Türklerin Rumlara göre, "fiyata" karşı daha rasyonel ve duyarlı davranmalarının (buna karşın Rumlar,"siyaset ve kilise" baskısı ve ortak ülküleri ile fiyata karşı daha duyarsız kalabiliyor) nedenlerinden biri; kuzeydeki vatandaşlık bilincinin-algılamasının, emek ve üretim üzerinden değil, devletin adaletsiz ve karşılıksız dağıttığı "ganimet, gelir ve fahiş mali haklar" üzerinden gelmesidir.
Böylesi bir algılamanın olduğu ülkede, "gemisini kurtaran kaptan" misali bireyci tavırlar ve bireylerin katıksız rasyonel tüketici davranışları (normalde istenen bir davranıştır)göstermeleri doğaldır. Bilahare, adaletsizliğe karşı tüketici, Kuzeydeki kurulu düzeni bilinçaltı cezalandıran bir tepkide (Güneyde alış-veriş) gösteriyor.
Neticede, Kuzey'de adalet ve vergi bilinci (direkt ilintilidir) hasarlı bir toplum vardır. Başta iskan (beleş arazi, hakkından fazla mal verme) ve devlet kaynaklarının, imkanlarının adaletli kullanılmaması, toplumda adalet mevhumunu sıkıntıya sokmuştur.
Bilesiniz ki, bir tarafta beleş veya haksız iktisapla (gayrımenkul aktarımı) zengin edilen vatandaşların, bir tarafta da alın teri ile hayatını idame ettirmeye çalışan vatandaşların olduğu bir ülkede, ortak ülkü ve vatandaşlık yaratılamaz. Böyle bir ortamda, ne adalet, ne de vergi bilinci oluşur. Zaten, bunu anlamayan, içinde insan davranışı esas olan ekonomiyi de anlamıyor demektir. Bize, topluma adalet dağıtan ve bunu her hareketinde gösteren bir hükümet ve devlet lazım
5-Elbette, 4.cünün de etkisi var ama önemli sayıdaki devlet memurunda, sermaye düşmanlığı olduğunu kabul etmeliyiz. Yoksa, sınır kapılarındaki alış-verişlere, gümrük memurlarının bu kadar kayıtsız kalması mümkün değildir. Gümrük memurları, ara sıra gelen baskı günleri hariç, yolcu beraberi ticarete karşı yasal limit ötesinde duyarsız davranıyor. Bu denetimsizlik ve duyarsızlık, tüketiciyi Güney'de yasal limit ve kapsama alanı dışındaki alış-verişler için motive-teşvik ediyor.
6-Kapılarda, Rumlar gibi görünmeyen ticaret engelleri yaratarak Güneye kayan perakende ticareti bir miktar engelleyebiliriz. İki taraf arasında, serbest ticareti savunan bendeniz elbette bu bezdirme ve caydırma taktiklerini benimsemiyorum. Ama bu da bir araç.
7-Kuzey'de gıda ve halk sağlığı konusunda büyük ihmaller, disiplinsizlikler yapılıyor. Bu yanlışlar, haliyle tüketiciyi güvenli bulduğu Güney piyasasına kaydırıyor. Bu konuda Kuzeyde acilen "düzenleyici ve denetleyici standartlar" oluşturulmalıdır.
|