|
Geçtiğimiz hafta, KTTO'nın davetlisi olarak TC Rekabet Komisyonu Kuzey Kıbrıs'a geldi. Açıkcası, ilk bakışta ABD ve İngiltere'nin "rekabet politikaları ve hukuku" konusundaki yaklaşık 120 yıllık tecrübesi yanında, Türkiye'nin 11 yıllık toy tecrübesi bize ne kadar faydalı olur diye düşünmedim değil?
Ama Türkiye piyasasının büyüklüğü ve kurumda çalışan kaliteli, selektif- eğitimli personel ve komisyon üyeleri sayesinde, TC Rekabet Komisyonu,- yaşayarak ve deneyerek de olsa- 11 yılda epey yol almış, rüştünü ispat etmiş.
Komisyon üyeleri ve personelleri 11 yıllık tecrübelerini, hem meclisteki yasa yapıcılarla (ilgili komisyon vekilleri ile), hem de KTTO'daki seminerle bizimle paylaştılar.
Neticede, bizim açımızdan faydalı ve öğretici bir ziyaret oldu. Mevcut yasa tasarısındaki eksikliklerimizi ve yanlışlarımızı görmemiz yanında, artılarımızı da görmüş olduk.
Türkiye'deki rekabeti koruma yasası, 11 yıl önce yürürlüğe girdiği için ve o vakitler AB'ne uyum zorunluluğu olmadığı için (sadece gümrük birliği uyum zorunluluğu vardı), rekabet yasalarının en önemli bölümü olan "devlet yardımları" konusu yasa dışında tutulmuştu. Ki, halen kapsama alanı dışındadır, lakin şimdilerde AB uyum zorunluluğu gereği yasa da "devlet yardımlarını" da kapsayan yeni bir revizyon yapmak üzereler.
O yüzden, en hayati konu olan devlet yardımlarıyla ilgili Türkiye tecrübesini ve derslerini öğrenemedik. Fakat, onun dışındaki konularda öğretici dersler aldığımızı söyleyebilirim. Ha, bizim açımızdan işin sevindirici tarafı ise, mevcut yasa tasarısına yaptığımız eleştirilerin ve önerilerin önemli bir bölümünü onların da yapmasıydı.
Gelelim aldığımız derslere...
Ders 1 :
İkincil düzenlemeler (tüzükler..vs) yapılırken, uluslararası uygunluğun yanı sıra ülke koşullarının da mutlaka dikkate alınması gerekliği, sanırım bizim açımızdan en büyük ders. Aslında, bu hem iyi hem kötü. İyi, çünkü özel koşullarımız var; kötü, çünkü hükümet bunun arkasına saklanıp-tıpkı taslak yasada olduğu gibi- yasayı kadük haline getirebilir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinde olabilir.
Ders 2 :
Rekabet konusunu ve kültürünü " rekabet politikaları ve rekabet hukuku" ile eşzamanlı ve tamamlayıcı olarak düşünmemiz ve uygulamamız gerektiğini bir kere daha teyit ettiler. Yani, rekabeti koruyan yasanın etkin çalışan piyasalar yaratmasını istiyorsak, mutlaka topyekun ekonomik hayatı çevreleyen tüm yasaları, rekabeti artıran enstrümanlarla-uygulamalarla devreye koymamız gerekiyor. Tek başına rekabet yasası ile olmuyor.
Yani, özelleştirme, deregülasyon, dış ticaret rejimi, yatırım iklimi ortamı, vergi mevzuatı..vs konularda rekabeti koruyan liberal politikalar uygulamamız gerekiyor.
Rekabet yasası ve genel mevzuatla ilgili de TC tarafı diyor ki; aman
1-Kamu-özel ayırımı yapmayın
2- Yerli-yabancı ayırımı yapmayın
3- Sektörel ayırım yapmayın
4- Sektörel istisna yapmayın ve
5- Kararlarınız mutlaka yargı denetimine açık olsun....
Bir de rekabet kurallarını uygularken, her konuya bakamayacağımızı, dolayısıyla enerjimizi ve önceliğimizi verimli kullanmak için aşağıdaki vizyon çerçevesinde davranmamızı tavsiye ettiler. Buna göre, Komisyon;
A-Ağır rekabet ihlalleri konusuna öncelikli önem vermeli. Ki bunlar;
i-kartellerle mücadeledir,
ii-ihale piyasalarında danışıklı hareketlerdir
iii-Pazar gücüne sahip olan firmaların yarattığı giriş engellerinin ortadan kaldırılmasıdır.
B-Komisyonun ikincil derece önem vermesi gereken konuları da;
i-düzenlemeye tabi sektörlerde rekabetçi düzenleyici-denetleyici yaklaşımının benimsenmesi (ör. enerji, telekomünikasyon, bankacılık, ulaşım... vs)
ii-Özelleştirmeler dahil birleşme ve devralmaların dikkatle incelenmesini tavsiye ettiler... Özetle, B grubuna giren konularda "regülasyon fani, rekabet baki" mantığıyla olaylara yaklaşın diyorlar.
Bu arada, yasanın gündeme geldiği günden itibaren çok tartışılan "hakim durumun kötüye kullanılması ve hakim teşebbüs" kavramlarına (tekelleşme çabası) açıklık getirelim.
Burada dikkat edilmesi gereken konu şudur; bir şirket kendi içsel büyümesi ile piyasada tekelleşmeye gidebilir, bu her şirketin gizli hedefidir (kar maksimizasyonu) ve suç değildir.
Burada sorun; eğer, şirketin içsel büyüme ile tekelleşme çabası, müşterileri ve rakipleri açısından fiyatın piyasada bağımsız olarak oluşmasını etkiliyorsa; o vakit şirketle ilgili hakim teşebbüs ve hakim durumun kötüye kullanılması gündeme gelebilir. Bu, hakim durumun kötüye kullanılması fiil gerçekleştikten sonra komisyonun yapacağı hamledir.
Fakat, bu konuyla ilgili bir de komisyonun kontrol niteliğinde önceden bu tür yoğunlaşmaları (birleşme ve devralmalar) engellemesi konusu var. Eğer, bir şirket içsel büyüme ile değil de, dışsal büyüme (rakipleri ve diğerlerini satın alarak) ile tekelleşmeye ve hakim durumu kötüye kullanmaya gidiyorsa, o vakit komisyon bu birleşmeyi ve devralmayı önceden (fiil gerçekleşmeden) engelleyebilir.
|