|
Aile beraberliği, paylaşmanın sağladığı bütünlüktür. Her evlilik maddi ve manevi birtakım şeyleri paylaşmak için yapılır. Ancak bu paylaşmanın gerçekleşmediği yerde gündeme gelen olgu ayrılıktır, boşanmadır.
Neleri paylaşır eşler? Tek kelime ile hayatı paylaşırlar diyebiliriz. Burada "hayat", bütün güçlükleri ve güzellikleri ile gündemdedir. Taraflardan birinin bu gerçeği gözden kaçırması, ya da görmezlikten gelmesi, üstü kapalı ya da açık, işlerin bir yerlerde iyi gitmediğinin göstergesidir. "Yalnızlık Allah'a mahsustur" der bir atasözümüz. İşaret ettiği asıl nokta ise, insanın hayatını tek başına sürdüremeyeceği, bir aile yuvasına ihtiyaç duyduğudur ve burada kesinlikle cinsiyet ayırımı yoktur. Yani eşlerden birinin diğerine duyduğu ihtiyaç, diğerinin berikine duyduğundan farklı değildir.
Evlilik sonuçta, ayrı cinsiyet, ayrı beden; farklı ruh, duygu, ekonomik durum ve dünya görüşündeki farklı iki insanın belli kurallar altında ortak bir hayat zemininde buluşmasını ifade ediyor. Evliliğin sağlam temele oturması ve süreklilik arz etmesi, evlilik öncesi ve sonrası birtakım ön şartlara bağlantılıdır. Eşlerin aralarındaki farklılıkların en aza indiği kimseler olması, evliliğin devamı noktasında gözetilmesi gereken önemli bir konudur.
Boşanmalar, ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel sayısız sebebe dayanıyor.
Zannedilenin aksine maddi zorluklar boşanma sebepleri arasında ön sıralarda yer almamaktadır. İnsanlar, zor durumlarda daha bir dayanışma içinde oluyorlar. Başta sadakatsizlik, şiddet ve aşağılayıcı muamele ise aile yuvasını tahrip eden temel etkenler olarak ön plana çıkmaktadır.
Boşanmayla sonuçlanan evlilikler konusunda yapılan araştırmalar, eşlerin evlilik kararı verirken "güzellik/yakışıklılık" unsurunu ön sıraya koyduğunu, aşkın ikinci sırada tutulduğunu; sevgi, dindarlık, güzel huy ve ekonomik gerekçelerin ise son sıralarda yer aldığını ortaya koymaktadır.
Evliliğe "soğuk bakmak" ise bir değer yargıları problemidir. Nikahsız birlikteliğe yönelişin bir göstergesi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Toplumdaki dini ve ahlaki değerlerin eğitimli genç nesil üzerindeki etki alanının daralma sürecine girdiğini gösteriyor. Şüphesiz ortada bir kültür aşınması ve yabancılaşma olgusu vardır. Batı'nın terk etmeye çalıştığı "değer yargıları" kültürümüzde ne yazık ki zemin buluyor. Ne yazık ki gazeteler ve televizyon programları bu olumsuz yönelişi teşvik etmektedir. Magazin dünyasının öne çıkarılan simalarının ağzından, evliliğin, bağlayıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı olduğu, buna karşılık "arkadaşlık beraberliğinin" çok "elverişli" olduğu bir şekilde ifade ediliyor.
Boşanmalarda, çoğunlukla kadınlar ve çocuklar mağdur oluyor. Nedenleri; "aldatma, ekonomik yetersizlik veya ani zenginleşme, alkol, kumar, uyuşturucu kullanmak, çocuk sahibi olamamak, şiddet, kültürel ve yaşamsal tatminsizlik (duygusal, sosyal, cinsel v.b.), sorumsuzluk, farklılıklar..." diye uzuyor.
İnsanlar modernitenin değerlerini ne derece benimserse, evlilik bağları da o kadar zayıftır. Modernizm evli çiftlere "özgür yaşa, bağımsız ol, canının istediğini yap, çocuk seni engeller" gibi telkinlerde bulunuyor. Ayrıca aileler, kız çocuklarının meslek sahibi olmasını, kocasıyla geçinemezse boşanabilmesi için istiyor.
Boşanma evlilikte fay kırılmasıdır. Bu zeminde yer alan her iki taraf üzerinde de tahribat yapar, herşeyi "dümdüz" eder. Bu sebeple aile yuvası kurulurken iyi bir "zemin etüdü" yapmak gerekir.
Doç. DR. Halil Altuntaş (Diyanet)
|