|
Gecenin geç bir vaktiydi. İnsanların nerdeyse tamamına yakını uykudaydı. Bazı evlerin pencerelerinde televizyon ışığının yansımaları fark ediliyordu.
Uyuyordu insanlar; Ölü gibi... Uyumayanlar ise televizyon seyrediyordu, ölüm yokmuş gibi...
Ölümün kardeşi olan uykuya, ölüm hiç düşünülmeden yatılıyordu çoğunlukla. Ve hiç düşünülmeden uykudan kalkılıyor; gündelik hayat gerçeğin, sonsuzluğun, bekanın ta kendisi olarak yaşanıyordu. Ölümün yaşandığı evlerde bile, taziye için gelenlerin arasında, ölümü unutmak ve unutturmak istenircesine, ölüm hariç her şey konuşuluyor; ölünün en yakınları hariç mezardaki vücut soğumadan hisler soğumuş, her şey olağan akışına girmiş oluyordu. Çok değil elli yıl sonra, şu an gerçeğin peşine düşebilecek zihin olgunluğuna sahip insanların tamamına yakınının soluğu kesilmiş, üzerlerine toprak örtülmüş olacaktı. Duracaktı nefesler, damarlarda akan kan da duracaktı.
Ölümün gerçekliğini inkâr edebilen hiç kimseye rastlamamıştım bugüne kadar, rastlamak da imkansızdı. Gerçekti ölüm! Ama yaşanan gerçek ile asıl gerçek örtüşemiyor, yalnızca gerçekler, asıl gerçekleri örtüyor, alıp götürüyordu.
Uyuyordu insanlar! Hisler dumura uğramış, uyuşturulmuş gibi hissizleşilmişti. İblis ise bu gafleti kalınlaştıracak, her türlü hileye başvuruyor, her türlü dikkat dağıtma tekniğini büyük bir ustalıkla kullanıyordu. Üstüne üstlük, yalnız da değildi, insanlardan dostlar edinmişti kendine. Gaflet kalınlaşıyor, uykular derinleşiyor ve fırsattan istifade, şeytan malı götürüyordu. İblis, zamanı götürüyordu. Gerçeğe yönelmiş duyguları törpülüyordu.
Varoluş gerçeğini ve ubudiyet, kulluğu unutan insan, yeryüzünde kendini, kendi neslini helak etmek için düşmanı olduğunu fark edemediği İblis'e yardımcı olmaktan ise bir an olsun geri kalmıyordu.
"Çok uyanık olmamız şimdi elzemdir" diyenler ve insan kitlelerini peşlerinden sürükleyenler ne yazık ki en derin uykuda olanlardı.
Zihinler paraya, mala mülke boğulmuştu. Oysa insan, paranın beş para etmediği; malın, mülkün geridekilerin kavgasından başka bir fayda sağlamadığı bir sona doğru gitmekteydi. En güzel hisler, kalpler, makamların mevkilerin ardında, arasında törpüleniyor, zulümlere bulaşıyordu.
Zaman sınırlıydı. Düşünülmeden geçirilen zamanın ise yokluktan hiçbir farkı yoktu... İblisin dehşetli kıyımından yakayı kurtarmak için bu yattığımız ölümcül uykulardan uyanmamız gerekiyordu. Uyanmak ve düşünmek, neyin ortasında olduğumuzu...
Salih ÖZAYTÜRK (Zafer)
|