|
Çağlayan Parkı ile ilgili tartışmalar devam ediyor.
Pazar günü bu köşeden yayımlanan konuyla ilgili yazıya onlarca mail aldım. Hepsinin tek bir ortak noktası var;
Değerlerimiz kayboluyor, sahip çıkamıyoruz ve yok oluyoruz.
Parkın isminin değiştirilmesi, sivil toplum örgütlerinden, sadece, Baraka Kültür Merkezi tarafından protesto edildi.
Ellerinde döviz tutanlar, muhtemelen, Çağlayan Parkı'nın iyi günlerinin son demlerine yetişmişlerdi, ancak benim gibi.
Oysa, o parkta daha fazla anı biriktiren, binlerce insan var.
Hiçbiri yok ortalarda.
Popüler paylaşım sitelerinden Facebook'da, "Çağlayan Parkı Yılların Çağlayan Parkı'dır, Ankara Çağlayan Parkı Olamaz" adıyla bir grup oluşturuldu.
Çok kısa sürede, 600'e yakın bir üye biriktirdi grup.
Üyeler tartışıyor.
Artık tepkilerimiz de sanal ortamlarda.
Ne kolaydır internetten kavga etmek. Herşeyimiz oturduğumuz yerde artık.
Dün, Kıbrıs TV'de, Sevgili Baykan Gürses Özdağ, Haber Masası programında konuyu ele aldı. CTP'nin Belediye Meclis Üyeleri'nden, Pembe Avşaroğlu, telefon konuklarından biriydi.
Avşaroğlu, belediye meclisinin, sadece Ankara Belediyesi ile işbirliğinde yapılacak düzenlemeyi içeren protokole imza koyduklarını, bu imzanın da şartlı bir imza olduğunu açıkladı. Çağlayan Parkı gibi tarihi bir öneme sahip bir yerin düzenlenmesinde, mutlaka, eski tarihi dokusu da göz önünde bulundurularak, bu konuda profesyonel destek alınmasını şart koymuş, CTP'li belediye meclis üyeleri.
Ve Pembe Hanım, toplantıda, Cemal Bulutoğluları'nın, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in bizzat isim değişikliği talebini ima ettiğini söylediğini de açıkladı.
Şimdi, CTP'li belediye meclis üyeleri, ilk toplantıda bu şekilde bir isim değişikliğine karşı tepkilerini dile getirmeye hazırlanıyorlar.
Söylenenler ciddi şeyler.
Ancak, Ankara Belediyesi'nin, yaklaşık 2 trilyon verdiği parkın adının değiştirilmesi ile ilgili, sanırım partinin bir rahatsızlığı yok!
CTP'li İçişleri Bakanı Özkan Murat, pazar günü açılışta yaptığı konuşmada, "Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde tarihi öneme sahip, Ankara Çağlayan Parkı" ifadelerini kullandı.
Belli ki, yeni ismi çok erken kanıksamış, Sn Bakan.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Ankara Günleri'ne Belediye Başkanı Bulutoğluları'nın tavsiyesiyle, Kıbrıslı Rumları da davet ettiklerini söylediği demeci, zaten herkeste yeterince şaşkınlık yarattı.
Yeni bir başlangıç yapılmaya çalışılırken, şimdi, düşmanla mücadelemizde yardıma koşanlara minnetimizi paylaşıyoruz, Rum halkıyla!
Dün, Haber Masası'na telefonla bağlanan Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, oldukça ilginç açıklamalarda bulundu.
"Parkın adını Atina mı koyacaktık" açıklamaları daha kulaklardayken, Bulutoğluları, bu kez de "bu park, adını, Ankara'daki Çağlayan bölgesinden aldı" şeklinde bir açıklama yaptı.
Dün bu söz üzerine heyecanımı dizginleyemedim ve yaklaşık 3 saat süren bir telefon trafiği ile kısa bir araştırma yaptım.
İlk aradığım isim Mustafa Doğrusöz'dü.
Yakın tarih ile ilgili bilgilerde, Mustafa Ağbi, el altındaki bir ansiklopedi gibi, ilk akla gelenlerdendir.
Herkes gibi, O da parkın adını zaman içinde, zaten bölgeye adını veren Çağlayan'dan aldığını bildiğini söyledi.
"Bizim zamanımızda, biz orayı çocuk bahçesi olarak bilirdik" diyor, Mustafa Doğrusöz. Bizim zamanımız dediği, 1950'li yılların sonu.
Sonra Hüseyin Çağlayan'ı ve bölgenin ilk restorantı Çağlayan restorantı anlatıyor.
Kendisi de genç bir çocukken gitmiş ilk defa.
Kıbrıslı Rumlar arasında da çok popüler olan, bir dönem de gece kulübü, ya da, o zamanların deyimiyle, kabare olarak çalıştırılan restorant ile ilgili herkesin bir anısı var.
Çağlayan Park'ına Feri Cansel geldiğinde, ne kadar büyük bir kalabalık olduğunu hatırlıyor, Mustafa Ağbi, tekrar o yıllara giderken.
"Bizim hayatımız boyunca, bir Millet Parkı, bir de çocuk bahçesi vardı" diyor tekrar. Ve Çağlayan'daki Akpınar Pastanesi düşüyor aklına.
Hüseyin Çağlayan, şimdilerde adını uluslararası moda alanında da duyuran, Kıbrıslı Türk modacı Hüseyin Çağlayan'ın dedesi.
İlk gazetecilik yıllarında, kendisiyle röportaj yapan Doğrusöz, Çağlayan adının, uzun yıllar, aileye ait olduğunu anlatıyor. Soyadı kanunuyla da bu ismi soyadı olarak almışlar.
Ve Çağlayan adı, daha sahibi yaşarken, bir bölgeye isim olmuş.
Önce restorant kurulmuş bölgeye. Hemen yanında da sahibi Çağlayan'ın evi, bölgenin ilk yerleşkelerinden. Zaman içinde, Lefkoşa'nın kalbur üstü ailelerinin yerleştiği, bütün sinemaların kurulduğu, eğlence kültürünün merkezi haline gelmiş, Çağlayan.
Annemin çocukluk yıllarından en fazla hatırladığı cümle, "hadi çocuklar hazırlanın çocuk bahçesine gidiyoruz" cümlesi.
Çocuk bahçesinin, ismini bölgeden aldığı düşünülüyor.
Ama Cemal Bulutoğluları'nın, "bilmeyenler araştırıp, öğrensin. Burası Ankara'daki Çağlayan bölgesi'nden adını aldı" cümlesi karşısında tatmin olmuyorum ve Lefkoşa Eski Belediye Başkanlarından Mustafa Akıncı'yı arıyorum.
"Ben 1976'da belediye başkanı seçildiğimde, Orası Çağlayan Parkıydı." diyor, O da.
Kendisi de Limasollu olmasına rağmen, parka sık gittiğinden bahsediyor, gençlik yıllarında. "Gençlerin uğrak yeriydi. O yol üzerinde gençler toplanır, yürüyüş yaparlardı" diye anlatıyor, o yılları.
"Eğer bir isim verilecekseydi, yeni yapılan bir parka, "Ankara Parkı" ismi verilebilirdi, ama mevcut bir değer, bu şekilde harcanmamalıydı" diyor Mustafa Akıncı da.
Akıncı tepkisini, açılışa katılmamakla koymuş.
Ama ne acı ki, bir zamanlar kimlik için savaş veren CTP, oradaydı.
Yakın tarihin en önemli isimlerinden, görüşmeci, milletvekili, bakan ve belediye kurucusu Av.Ümit Süleyman Onan'ı arıyorum, biraz da sıkılarak.
Saat gece 8'i gösteriyor.
"Aysu kızım, sen misin?" diye sıcacık karşılıyor beni. Sağlığımı soruyor. Hiç karşılaşıp tanışmışlığımız yok, ama sözleşiyoruz.
En yakın zamanda, o yılları yüzyüze anlatacak bana.
"Biz 1958'de, Türk belediyesini kurduğumuzda, park vardı" diyor Sn. Onan da. O'nun da düşüncesi, parkın zaman içinde, adını, kendiliğinden bölgeden aldığı yönünde.
Geçici Lefkoşa Belediye Meclisi olarak da isimlendirilen, ilk Türk belediye komitesinde, Dr. Tahsin S. Gözmen Belediye Başkanı iken, Ümit Süleyman Onan da Asbaşkanlık yapmıştı.
20'li yaşlarda, genç bir avukat olarak, Lefkoşa'ya geldiğinde, ki, 50'li yılların sonuna denk geliyor takvim, dönemin avukatları ve hakimleri, Çağlayan'ın restorantına çok sık giderlermiş.
Hatta Rum hakimlerin de özellikle, Çağlayan'ın kebabını çok beğendiklerini ve restoranta çok rağbet ettiklerini anlatıyor, Ümit Süleyman Onan da.
İsmail Bozkurt ile de konuşuyorum.
Özür diliyorum önce, bir gece vakti, tam da yemek saatinde rahatsız ettiğim için.
Son derece kibar ve sıcak karşılıyor, İsmail Bey de beni. Sağlık haberlerimle yakından ilgileniyor.
İsmail Bey'in de anlattığı hikaye, diğerlerinden farklı değil.
"Avrupa'da tarihi mekanların, mutlaka asılmış bilgi panoları vardır. Keşke biz de bunu yapabilsek" diyor.
Çağlayan, restorantıyla, sokağıyla çocuk bahçesiyle, hepimizin hayatına adını yazmış bir yer.
Bilinen bölgenin yarım yüzyılı aşkın bir tarihinin olduğu.
Kültürümüz. Değerimiz.
2 trilyona tamir edip, parka tavuz kuşu bırakmakla sahip çıkılmıyor, tarihi değerlere.
Özellikle sosyal geçmişe dair sağlıklı bilgi toplamak kolay değil. Önemli dönemlere tanıklık edenler aramızdan ayrılıyor, birer birer.
Çağlayan Park'ı bize bunu da yeniden hatırlattı.
Şimdi, "Lefkoşa Belediyesi bölge ve park ile ilgili tarihi bilgi ve belgelerini de paylaşsın, hepsi birarada toplansın" demek gerekiyor, ama, bir isim bile bu kadar kolay harcanırken, bu yapılabilir mi, emin olamıyorum.
Ama ne olursa olsun, bu parka önce biz sahip çıkmalıyız.
En azından, bu gece toplanıp gidelim. Eski hatıraları uyandırmak bazen iyidir. Neleri, ne kadar hızlı kaybettiğimizi hatırlatır bize.
Bugün meydanlarda, kimliğine, kültürüne ve geleceğine sahip çıkmak için onbinleri toplayan sivil toplum örgütleri, o meydanlardan çıkıp, meclise giren milletvekilleri, o meydanlardan güç bulup hükümet kuranlar, ses çıkarmıyorsa da, o meydanlarda toplananlar, eski değerlerine sahip çıkabilirler.
En azından buna inanmak istiyorum.
|