Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Sigara artık yasak
Annesini dövdü, tutuklandı
Mecbure Esen kurtarılamadı
Banka soygunu soruşturması sürüyor
Cinayette son 4 gün
Şimdi de Avrupa sallanıyor
Büyük Av açılmadan, kaçak av başladı
Greeny sarmaşıkları Girne'de tanıtıldı
"Cezaeviyle ilgili iki önemli hususta anlaşma sağlandı"
Futbolda transfer dönemi sona erdi

YORUMLANANLAR
Arasta'ya 6 milyon [1]
Piknik alanı değil çöplük [2]
Özmen Yılancılar baba oldu [2]
Türkiye'de saldırı, 15 asker şehit [1]
Güney zengin Kuzey pahalı [2]
Rum muhalefet kanadından gençlerin tutuklanmasına sert tepki [2]
BİR YASTIKTA 50 YIL [1]
Çağlar ve Özgürgün, AKPM'nin Kıbrıs kararını değerlendirdi: [2]
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor [2]
Lefkoşa'ya cami yapacakmış [19]
Tadı bozuk, yenecek pilav değil [1]
Cezaevini yaktılar [2]
Rumlar AKPM kararına tepki gösterdi [1]
Rapor tek taraflı [3]
Kermiya'da bayram izdihamı [4]



VE BİTTİ...

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   7 Mayıs 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bu sefer yaklaşık 2 hafta geçti son yazının üzerinden.

Biraz bahardan, biraz gündemin usanmışlığından, ama, en fazla da bir son sürecin zorluğundan yaşandı, ayrılık bu kez.

Yaklaşık 6 ay önce, bu köşeden, çok da hoş olmayan bir deneyim paylaşmıştım sizlerle.

Ve sizin desteğinizle de bu zorlu 6 aylık süreç daha kolay geçti.

Şimdi o sürecin sonu işte!

23 Nisan'da verilen son kemoterapiyle, tedavi tamamlandı.

Bu zaman içinde en fazla uçaktan ilk adımı atıp, havayı kokladığımda iyileştim.

Bir keresinde, Sayın Başbakan, "döndüğünde özlediğini hissediyorsun değil mi bu ülkeyi" diye sormuştu.

Her gidişte özleyip, her dönüşte hasret kalacak kadar çok sevdim buraları, 6 ay boyunca.

Bu ülke öyle birşey ki, insan çok kolay ırkçı olabilir.

Çok kolay unutabilir dünyanın geri kalanını, buralarda baharın kokusunu duyduğu anda.

Ve kışın yağmur düştüğünde herşeyi bağışlayabilir.

Yazın kendini unutabilir denize sarhoş zamanlara dalıp giderek.

Dün, son ilave ilacımı da aldım ve uzun bir süre olmasını ümit ettiğim bir zaman, veda ettim, iğnelerle ilaçlara.

Sevgili Cenk, "biz hep yanında olacağız ve batan her iğnenin acısını paylaşacağız" gibi bir cümle kurmuştu, bu sürecin başında, köşesinde.

Gerçekten de batan her iğnenin acısının bir şekilde paylaşıldığını hissedecek kadar şanslıydım, ne mutlu ki.

Ama sadece 6 ay içinde, kaç kişinin, şanslarını farketmeye fırsat bulamayacak kısa bir savaşta yenik düştüğünü görecek kadar da şanssız!

Sadece 6 ay içinde, şimdiki ve geçmiş deneyimlerini paylaşan o kadar çok insan tanıdım ki, adını telafuz etmekten korktuğumuz kanserin, grip kadar yaygın bir deneyim olduğunu bir kez daha yaşayarak gördüm.

Ve bizim ülke olarak yapmamız gereken daha ne çok şey olduğunu bir kez daha hatırladım.

Şimdi, 2 hafta sonra bitecek olan görüşme yasağı ile tekrar sosyalleşme özgürlüğüne kavuşuyorum.

Televizyona dönmek için birkaç aya daha itiyacım var, ama, arkadaşlar o kadar yakınımdaydı ki, ayrılmış gibi hissetmedim hiç kendimi.

Tekrar normal hayatın akışına kaptırmak, biliyorum ki, güzel olacak.

Hayat bazen öğrenemeyeceklerinizi kendi öğretebiliyor.

Şanslıysanız, öğreniyorsunuz.

Çünkü her yaşanmışlık ayrı bir öğreti.

Ve yaşanmışlıkları öğrenerek biriktirmek de en zor iş.

Önemli olan, herşeyiyle, hayatın içinde çoğalabilmek.

Yaşanmışlıkların tüketmesine inat, çoğalıp çoğaltabilmek.

Yoksa, o kadar çok şey tüketiyoruz ki, hayatın içinde.

Tükenen zaman, işin küçük ayrınıtsı.

Tükettiğimiz onca dostluk, mutluluk, sevgi, heyecan ve aşk varken.

Bütün bunlar arasında kendimizi tüketirken, hiç çoğalıp çoğaltamazken, geçen zaman küçük bir ayrıntı olarak kalıyor, oyunda.

Sonsuzluğa odaklanmak değil, bazen kısacık anların tadına varabilmek oysa, önemli olan.

Yoksa insanoğlu sonsuza kadar yaşamak ister, elinde sihirli bir değneği olsa.

Her aşık, aşkı sonsuza dek yaşasın, hiç bitmesin.

Her sevgili, sonsuza kadar birlikte olsun ister de geçirdiği zamanı yaşamayı unutur, çokluğuna takılıp kalırken.

Genç görünmek için önemli bir pazar yaratacak kadar önemser yaşamın içinde geçirilecek zamanın uzunluğunu.

Her geçen gün, devasa rakamlara ulaşan Pazar da genç görünmenin formüllerini sunarken, hayatın içinde genç durabilmenin formülünü satamıyor.

Kimse yeni doğmuş kalamıyor hayatın içinde.

Oysa herkes kendi Tanrısı, kendinin ve hayatının.

Önemli olan Tanrılığını da hatırlayabilmek.

Ve var kalabilmek için savaşırken, kendini yaratabilmek.

   804 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Ekim 2008, Salı   KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİREN YASA
27 Eylül 2008, Cumartesi   Eylüle veda ederken
26 Eylül 2008, Cuma   Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı'nın Sorumluluğu
25 Eylül 2008, Perşembe   NE KORUYABİLİYORUZ NE DE KURTULABİLİYORUZ AMA BATIYORUZ
24 Eylül 2008, Çarşamba   TABİBLER BİRLİĞİ YENİ YÖNETİMİNİN DÜŞÜNCELERİ
23 Eylül 2008, Salı   TABİBLER BİRLİĞİ ESKİ YÖNETİMİ'NİN DÜŞÜNCELERİ
20 Eylül 2008, Cumartesi   SAĞLIK KAVGALARINDA KKTC GERÇEĞİ
19 Eylül 2008, Cuma   Uyuşturucu, polis ve işkence
18 Eylül 2008, Perşembe   KAMU SAĞLIK KAVGALARI DEVAM EDERKEN
17 Eylül 2008, Çarşamba   GELECEK TÖRPÜLEYEN DİŞLİ; EĞİTİM SİSTEMİ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3326 1.3419
1 STERLİN 2.3424 2.3598
1 EURO 1.8113 1.8240



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Sonun başına geldik





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital