Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
Gönyeli KTSYD Kupası'na da göz dikti: 7-6
Cihangir Turan ile turladı:1-0
BİR YASTIKTA 50 YIL
Rum yönetimi, 100 bin Euro'ya kadar olan mevduatlara teminat verecek
Simitis: Her iki tarafın da çıkarlarına saygı gösterilmeli
Kara Kitap
Basketbol hakemleri hazırlıklarına başladılar
DİSİ: Rumlara hizmet edecek bazı takvimler var
PORTRE BARMEN Hüseyin Dermuş

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [1]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [2]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [3]



1 MAYIS'IN ARDINDAN

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Mayıs 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

1 Mayıs'ta iki ayrı kutlama yapılması ve sivil toplum örgütlerinin hükümet yanlıları ile karşıtları olarak ikiye ayrılması tartışılmaya devam ediyor.

Dün, Hasan Hastürer, köşesinde, Dev-İş Genel Başkanı Mehmet Seyis'in mektubuna yer verdi.

Seyis, özetle, hükümeti eleştirirken, girilen yeni sürecin heba edilmemesi gerekliliği üzerinde duruyor.

Ve "yalnız bulunduğu noktayı düşünen, dünyayı kendi eksenlerinde sanan yöneticiler ile hem Sendikalara, hem de Hükümete duyulan güven dibe vuruyor" tesbitinde bulunuyor, Dev-İş Başkanı.

Şimdi bir taraftan, toplumda güven erozyonu yaşanırken, bir taraftan da sivil toplumla hükümet, defterleri yırtma noktasına geldi.

Hükümetin büyük ortağı CTP, hükümet sürecinde yaptığı ve yapmadığı icraatlar dolayısı ile eleştiriliyor. Şüphesiz CTP'nin iktidara geldiği günden bu yana icraatlarında eleştirilecek birçok konu sıralanabilir.

Ama ben bugün, bu eleştirileri sıralamak yerine, konuya daha farkı bir noktadan yaklaşıyorum.

Çünkü, bu noktayı herhangi bir partinin başarısı, ya da, başarızlığından daha önemli sayıyorum.

Mutlaka hayat devam ederken, hükümetler eleştirilir. Ama özlenen, bu yapıda ideal bir hükümet modeli değildir.

Özlenen, bir çözümle ortaya çıkacak yeni düzeni yönetebilecek iradeye sahip olabileceklerdir.

Kıbrıs'ta yeni bir çözüm sürecine girildi.

Geçmiş süreçlerle kıyasladığımızda, daha karamsar, daha yorgun takip edilen bir süreç var karşımızda.

Ama herşeye rağmen yine de korunmaya çalışılan bir umut var.

Şu bir gerçek ki, sürecin işlemesi, sadece Kıbrıslılara değil, dış unsurların pozisyonlarına bağlı olarak da şekillenecek.

Ancak ne olursa olsun, bu süreçte yaratılacak ortak irade, önemli bir kader sınavı verecektir.

Özellikle başlaması beklenen müzakere sürecine girildiğinde, bu iradeye daha fazla ihtiyaç duyulacak.

Pazarlıklar yapılırken, provakasyonlar havada uçuşurken, ortak bir hedef ve ortak bir dil yaratmak gerekecek.

Beğenilse de beğenilmese de çözüm yanlılarının birbirine ihtiyacı var. Çünkü, bu, birlikte kaybedilip, birlikte kazanılacak bir mücadele.

Bugünün dünden farkı, sadece sivil toplum CTP kavgası değil, çözümün olası bedelini ödemekte gösterilebilecek tereddütlerdir de.

Bugün, birçok kişinin mevcut düzen değişirken, kaybedecek daha fazla şeyi var, düne göre.

Bugün, çözüm iradesi mevcut dursa da çözüm şekilleri ve çözüm bedelleri konusunda ciddi farklılıklar yaşandığı gerçeği, yapılan araştırmalarla ortaya çıkıyor.

Oysa bu gerçekliğe rağmen, sürecin sağlıklı işleyebilmesi ve bir sonuca gidebilmesi için ortak noktaların ve ortak kaygıların çoğlatılmasına ihtiyacımız var.

Bugün biryesel kaygılarımız toplumsal kaygıların önünde.

Bir taraftan uzun yıllar çözüm olmayacağı inancını kabullenmiş ve referandum sonucunun sağladığı göreceli gelişmelerden olumlu etkilenmiş bir toplumuz artık.

Bir taraftan da güven konusunda ciddi sorunlar yaşayan bir toplumuz.

Ne sivil toplum örgütlerinin samimiyetine ve sağduyusuna, ne de temiz sayfa gözüyle bakılan hükümet ortağı CTP'ye tam olarak güvenemeyen bir toplum.

"Gelen giden hepsi aynı, değişen birşey yok" cümlesi değişmeyen bir toplum.

Oysa çok değil, birkaç yıl önce çözüm adına irade ortaya koyan sivil toplum ve siyasi partilere gözü kapalı güevenebilecek bir ortam vardı.

Yoksa birkaç yıl öncesinde olsaydık, bu kavgalar bu noktaya taşınamaz, toplum bunun garantisi olurdu.

Bugün, bu güvenin erozyona uğramasının sorumluluğu, şimdi her iki tarafın omuzlarındadır.

Yıllardır çözümsüzlük ortamında yaratılan mevcut durum, bütünüyle ortadan kaldırılmadıkça, kimse başarılı addedilemeyecek bir durumda, bugün.

Çözümsüzlük devam ettiği sürece, şu haliyle ikitdarların gerçekten erk sahibi olabilmesi ve sürdürülebilir icraatlar ortaya koyabilmesi zor.

Mutlaka yapılabilecekler vardır ve mutlaka "süreç önemlidir, herşey mübahtır, susulmalıdır" demek de yanlıştır, ama bir yeni sürece girilirken de gerçekte çözümün getireceği legaliteye ve düzene ihtiyacımız olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Bu noktada, hem sivil toplum örgütlerine, hem de CTP'ye önemli bir sorumluluk düşüyor.

Bugün, bir tarafta herşeyin sorumluğunun yüklendiği bir parti ve yaptıkları herşey radikal çizgi olarak nitelendirilen sivil toplum var.

Her iki duruş da kimseye birşey kazandırmaz.

Çünkü, konu artık kimin ne kadar haklı olduğu noktasını aşmış, yarına zarar verecek bir konuma gelmiştir.

Bu ortamda hükümeti eleştirenler, ortaya sağlıklı bir alternatif koymakla yükümlüdür.

Sivil toplum ile inatlaşanlar da sonuca gitmekle.

Ne var ki, şu anda girişilen ne bir seçim yarışı, ne de kahramanlık kavgasıdır. Şu anda işleyen bir çözüm sürecidir.

Ve mevcut durumun devam etmesi halinde ortaya çıkacak her yeni alternatif, çözümsülük değirmeninin taşları arasında ezilmeye mahkum kalacaktır.

Ve bu kargaşa içinde değirmen döndükçe, kurban sadece iktidar yarışına giren siyasiler değil, sivil toplum da oluyor.

CTP'nin bugünkü durumunu değerlendirken, belki konuya biraz da bu yönden bakmak gerekiyor. Sonuçta çözümsüzlüğün devam etmesi, bütün siyasi partilere ve anlayışlara zarar veriyor.

Çünkü düzen, mevcut yapıyı kouyarak ayakta kalmayı dayatıyor.

Bir taraftan ayakta kalmak, bir taraftan yapıyı bozmak çok kolay değil.

Ama hayatta kalabilmek için de bu yapının bir çözümle değişmesi gerekiyor.

Şimdi verlecek sınav, bir süre daha ayakta durabilmekle, bundan sonra hayatta kalabilmek arasında verilecek.

Bugün en fazla sağduyuya ihtiyaç vardır.

   680 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ
10 Ekim 2008, Cuma   ÖLMEDEN GÖREBİLECEKLER Mİ?
09 Ekim 2008, Perşembe   AVRUPALILIK KAÇ PARA?
08 Ekim 2008, Çarşamba   DOKTOR KEMAL'E AŞK MEKTUBU
07 Ekim 2008, Salı   KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİREN YASA
27 Eylül 2008, Cumartesi   Eylüle veda ederken
26 Eylül 2008, Cuma   Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı'nın Sorumluluğu
25 Eylül 2008, Perşembe   NE KORUYABİLİYORUZ NE DE KURTULABİLİYORUZ AMA BATIYORUZ
24 Eylül 2008, Çarşamba   TABİBLER BİRLİĞİ YENİ YÖNETİMİNİN DÜŞÜNCELERİ
23 Eylül 2008, Salı   TABİBLER BİRLİĞİ ESKİ YÖNETİMİ'NİN DÜŞÜNCELERİ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Farkı kalitesi...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital