|
İki haftayı aşkın bir süredir devam eden KTOEÖS'ün grevi, nihayet sona erdi.
Son olarak savcı görüşleri de çarpıştırıldıktan sonra, dün Başbakan, Bakanlar Kurulu girişinde, kıdemli öğretmen tefsirinin, yasanın genel kısmına konulacağını açıkladı.
Bir süredir, bakanlık ve sendika arasında gerçekleştirilen görüşmeler, velilerin de devreye girmesiyle birlikte sonuç vermiş olacak ki, Bakanlar Kurulu beklenen kararı üretti ve taraflar anlaşmaya vardı.
Ancak gelinen aşamada, öğrencilerin 2 haftasına mal olan ve ciddi bir motivasyonsuzluk yaratan grevin kaldırılması için tefsir neden daha önce konmadı sorusu akla geliyor.
Görünen o ki, ne hükümet, ne de sendika, vardıkları sonucu, bir uzlaşıyla değil, karşılıklı yürütülen savaşın sona ermesiyle elde ettiler.
Hükümet kanadı, "biz getirdik biz götürürüz diyen ve her fırsatta grev koyan sendikayı, yaptığı hataları da kullanarak yıpratma politikası güttü.
Olay, öğretmen itibarı ile kötü hükümet arasında gitti geldi.
Oysa, 21. yüzyılda, belli meslekleri efsunlamak, kutsal meslekler vurgusunu bu kadar çoğaltmak, bu kadar büyük genellemeler yapmak ne kadar anlamlıdır?
Eğitimde aslolan öğrenci.
Öğretmen de Bakanlık da aslında öğrenci için var.
Çünkü öğrenci, gelecek kuşak demek.
Sendika ise, biraz da bir bardak suda fırtına kopararak, hükümeti yıpratmak ve eğitimi kilitlemekle gündemi belirledi.
Sonuçta grev ödemeleri çığ gibi büyürken, bakanlık da sendika grevleri karşısında, sınav dönemi aciz kalırken, taraflar anlaşmaya vardı.
Bu aralar, gelen giden çok, eve.
Uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlar, dostlar artık hep biraradayız. Bu sohbetlerin genel ortak konusu da öğretmen grevleri, malesef.
Gelenler arasında veliler de var, öğretmenler de.
Herkes yaşadıklarını anlatıyor.
Özellikle öğretmen arkadaşlar, ciddi bilinmezlik ve motivasyonsuzluk içinde, grev kaldırıldığı gün, nereden başlayacaklarını bilememekten şikayetçiler.
Öğrenciler ise, 35 dereceyi aşan Akdeniz sıcağında, çoktan alışmışlar tatile.
Eğitim sistemi hala ezbere ve sadece sınav dönemi çalışmaya dayalı olduğu için, bu sıcaklarda sırtına üniformayı geçirip, kitap açmak ayrı bir kabusa dönüşüyor.
Üstelik bu kadar uzun süren bir inatlaşmanın ardından, öğrenciler, en haklı kendilerini görüyorlar, sınava girmek istememekle.
Öğretmen bir arkadaş anlatıyor;
Özellikle yeni sistem uygulamasıyla, sınıflar uzun bir süredir çok daha farklı alt yapılardan öğrencileri barındırıyor. Böyle karma sınıflarda ortak bir seviye tutturmak oldukça zor. Türkiye'den adaya gelen göçmen ailelerin çocukları da bu sistem içinde ayrı bir sorun yumağı oluşturuyor. Herkes için ortak bir dil yaratmak zorunda öğretmen de. İkinci dönemden itibaren, resmi tatiller ve artan sıcakların da etkisiyle, daha fazla ilgisizleşen öğrenciler, şimdi bu 2 haftalık ayrılığı kanıksamışken, dönemin uzamasını, sınıflarda tekrar ders yapılmasını ve sınava girmeyi ciddi bir haksızlık olarak görüyor.
Nitekim de öyle.
Çünkü haftada birkaç saat olan derslerin bir bölümü henüz müfredatlarını tamamlamamış. Bunların tamamlanması, sınavların yapılması gerekiyor.
ÖSS hazırlığı içindeki öğrencilerin sınavlarının yapılıp, diploma notunun verilmesi gerekiyor.
Bu grevin ardından, okullarda yaşanacak bu son kısa dönem, bir yandan bitmez tükenmez öğretmen grevlerini tartıştırırken, bir taraftan da eğitim sisteminin kendisini sorgulamaya devam edecek.
Ancak burada öğrencilerin de velilerin de talep etmesi gereken tek şey, kaliteli eğitim hakkıdır.
Sendika, üyelerine hak ararken, eğitimi böyle kilitlememeli.
Bakanlık ise, bu kadar sendika diretiyor noktasında, eğitim durmuşken bekleyememeli. Talep haklıysa, yerine getirilecekse, bu bekleme daha da kabul edilmez olarak ortaya çıkar, çünkü.
Bu bilinmezlik ve keşmekeşten hiç etkilenmeyen şüphesiz, özel okul öğrencileri ile Güney Kıbrıs'ta eğitim alanlar.
Onlar resmi olarak yaz tatiline girmek üzere. Kesintisiz ve yarını bilinen bir eğitim alıyorlar, çünkü.
Şimdi taraflar arasında bir anlaşma sağlanırken, bir şekilde bundan sonra böyle tabloların yaşanmaması için gerekenlerin yapılması şart.
|