Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Korkunç trafik kazası: 2 yaralı
Taşkın serbest, diğerleri cezaevinde
Yine Afrikalı bu kez hepatitli
Yangın büyüdü
Yine Ercan, yine uyuşturucu
Liderler umut verdi
Yeni santral ünitesi Teknecik'e taşındı
UBP'nin yeni yüzlere ihtiyacı var
Soyguncuya 5 yıl hapislik
Görüşmelerin makul bir sürede tamamlanması önemli

YORUMLANANLAR
Büyük sınav [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [1]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [1]
Bu kez Girne zehirlendi [2]
13. maaş ve emeklilik ikramiyesinin budanacağı iddiaları cinayettir [1]
Defne öykü yazma yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi [1]
YDÜ Tıp Fakültesi törenle eğitime başladı [4]
Bankalarımız güçlü [1]
Bu sefer ölümlü isyan çıkacak [1]
Girne'de yine fuhuş, yine Afrikalı [5]
Annesini dövdü, tutuklandı [4]
Mecbure Esen kurtarılamadı [4]
Talat değişmezse çözüm bulamayacağız [1]
KKTC'de "ozon"lu tedavi başlıyor [2]



Grup ve birey

Dr. İsmail KEMAL

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Ocak 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Başbakan Erdoğan'ın Alevi iftarına katılması konusundaki tartışmalarda Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol önemli bazı noktalara değindi. Sn. Akyol, "Aforoz, tekfir ve düşkünlük" başlıklı yazısında, Başbakan Erdoğan'la iftara katılanların "düşkün ilan edileceği" yönündeki açıklamaları değerlendirdi. Taha Akyol, "düşkün ilan edilmenin" anlamını şöyle aktarıyor: "Düşkün ilan edilen kişi, belli sürelerle veya ömür boyu, cem törenlerine alınmaz, o köyde, o mahallede barınamaz, kendisiyle evlenilmez." Sn. Akyol, daha sonra "düşkün ilan edilme" ile Hristiyanlıktaki "aforoz" ve Sünni İslamdaki "tekfir" arasındaki benzerliklere işaret ederek, her üç durumda da grubun "daire dışına çıkan " bireyi kollektif olarak cezalandırdığını, farklı davranan ve düşünen kişinin itikadın dışına itildiğini, cemaatten atıldığını, bunun "özgür birey" kavramına aykırı olduğunu, demokratik "açık toplum" anlayışıyla bağdaşmadığını yazdı. Bunlar doğru.

Benzeri kolektif cezalandırma Musevi dininde de var. Bu konuda örnek ünlü filozof Spinoza'nın 1656'da Musevi cemaatinden kovulmasıdır. Spinoza ile ilgili kararda şöyle deniyor: "Spinoza, İsrail halkından kovulmuştur. Hiç kimse onunla sözlü veya yazılı olarak temas kurmayacak, ona hiç bir yardım yapılmayacak, aynı çatı altında olunmayacak, yanına yaklaşılmayacak, onun tarafından yazılan hiç bir şey okunmayacak."

Peki, "daire dışına çıkanı" kolektif olarak dışlayan ve cezalandıran sadece dinler mi? Sn. Akyol, konunun sadece dinlerle sınırlı olmadığını aktardı. " Totaliter siyasi hareketlerdeki "partiden atma" cezasını da bu arada hatırlatmak gerekir. Ait olduğu toplumun, cemaatin, veya inanç dairesinin dışına atılmak öyle ağır bir yaptırım ki, intihar edenler olmuştur. Hatta ajan, casus, hain olduğunu "itiraf" edenler bile olmuştur, hiç olmazsa öldükten sonra adını "temizlemek" için." Kanımca bu konuda en iyi edebi eserlerden biri Arthur Koestler'in Öğle Karanlığı (Darkness at Noon) isimli romanıdır. Romanın kahramanı Rubashov eski Bolşeviklerdendir. Devrime katılır. Devrimden sonra önemli görevler üstlenir. Stalin döneminde "parti çizgisinden sapmaktan" hapse atılır ve karşı devrimci amaçlarla yabancı güçler hesabına çalıştığını "itiraf" ederek idam edilir.

Dinlerin (ve diğer grupların) "daire dışına çıkana" verdikleri kolektif ceza sadece gruptan kovmak olmamıştır. Katolik Kilisesi örneğinde Engizisyon Mahkemeleri'ni hatırlayalım. Dinden saptığına inanılan kişilere korkunç işkenceler yapılmış, çoğu öldürülmüştü. Giordano Bruno yakılmadı mı? Tüm gruplar, üyelerinden itaat bekler, "dairenin dışına çıkanları" şu veya bu şekilde cezalandırır. Cezalandırma ve yarattığı korku, grubun varlığını koruma yöntemlerinden biridir. Akyol "Modernleşme sürecinde "birey" fikri oluştukça bu tür "kolektif cezalandırma"lar hem hukuk sistemlerinden, hem de itikat sistemlerinden zamanla siliniyor, "literatürde" kalıyor" diyor. Bu genel bir doğru ama yaşam çok daha karmaşıktır.

İnsan olarak aynı zamanda, farklı grupların üyesiyiz. Kimi gruplara doğar doğmaz dahil oluruz ve ayrılmamız ya imkansız, ya da çok zordur. Kimilerine kendi isteğimizle katılırız. Bebek doğduğu anda iki cinsiyetten birine aittir. Bir ailenin, dinin, etnik grubun üyesi, bir devletin vatandaşıdır. Sonra çeşitli gruplara, örneğin siyasi bir partiye katılır. Her grup, bireyden yaşamı boyunca ona uygun düşünce ve davranış sergilemesini bekler. Sapan cezalandırılır. Modern toplumlarda hukukta düzeltme yapılsa bile, farklılık sergileyenin toplumdan veya gruptan dışlanması kolayca sona ermez.

Toplumların ve grupların bireyden beklediği konformizmdir. Esas cezalandırılan, ortaya konan farklı görüş veya davranıştan çok gruba uymamadır. Grup, bir süre sonra cezalandırdığı görüşleri benimseyebilir. Katolik Kilisesi şimdi dünyanın döndüğünü reddetmiyor. Ama, bunu reddettiği dönemde "dünya dönüyor" diyenler cezalandırılmıştı. Şimdi de tüm gruplar için durum aynıdır. Erken öten horozun başı kesilir.

Her zaman çeşitli grupların üyesi olacağız. Az veya çok onların kurallarına uyacağız. Aksi takdirde toplumsal yaşam mümkün olmaz. Ancak, grubun konformizm, itaat talebi ile bireyin özgür olma, yaratıcı olma isteği arasındaki gerginlik de hep var olacak. Toplumların ileri gitmesi, "dünya yine de dönüyor" diyecek cesarete sahip bireylerin var olması ve toplumun bu bireylere hoşgörü ile yaklaşmayı öğrenmesi ile mümkündür. Farklılıklara hoşgörü ile bakmayı, bireyi ve özgürlüklerini ön plana çıkarmayı başaran toplumlar daha dinamik, daha yaratıcı ve başarılı oluyor.

Taha Akyol'un da belirttiği gibi sırf dini ve etnik kimliğinden (yani bir gruba ait olmasından) dolayı bir kabile gibi herkesten aynı siyasi davranışı istemek ve "dairenin dışına çıkanlar"ı hain, dönek, zındık, düşkün ilan etmek özgür birey kavramına aykırıdır. John Stuart Mill, tüm insanlık bir düşüncede, bir kişi de farklı düşüncede olsa, insanlığın o kişiyi veya o kişinin (gücü varsa) insanlığı susturmasının haklı olmayacağını yazmıştı.

   1318 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Ekim 2008, Perşembe   Mali kriz ve AB
05 Ekim 2008, Pazar   ABD hegemonyası zayıflıyor
02 Ekim 2008, Perşembe   Global finans krizi ve gelecek
28 Eylül 2008, Pazar   Global finans krizi ve Marks
25 Eylül 2008, Perşembe   Nükleer enerji ve Türkiye
21 Eylül 2008, Pazar   AB'de hoşgörüsüzlük artıyor
18 Eylül 2008, Perşembe   Denizlerde rekabet
14 Eylül 2008, Pazar   Bekleme odasında 45 yıl
11 Eylül 2008, Perşembe   Pakistan'da Zerdari dönemi
07 Eylül 2008, Pazar   Futbol diplomasisi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Farkı kalitesi...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital