|
Diplomasi tarihinde spor bağlantılı en ünlü girişim, 1970'li yılların başında ABD ile Çin arasında yakınlaşmanın başlangıcı sayılan "masa tenisi diplomasisidir." Şimdi de Türkiye ile Ermenistan arasında "futbol diplomasisi" yaşanıyor. Belirli koşullarda spor etkinlikleri, ülkeler arasında ilişkilerin yumuşatılmasında, belirli diplomatik çabaların başlatılmasında rol oynayabilir. Spora siyaset karıştırılmaması gerektiği devamlı söylense de, bazen bundan kaçınmak mümkün değil. Spor vesilesi ile başlayan diplomatik girişimler olumlu sonuç verebilir veya vermeyebilir. İşin bu yanı spor ve sporcularla değil, politikacılarla ilgili.
Masa tenisi veya futbol diplomasisinde spor sadece bir vesiledir. Esas neden değildir. Masa tenisi diplomasisi olmasa da ABD ile Çin arasındaki ilişkiler düzelecekti. Çünkü iki ülke, Sovyetler Birliği'ni ortak düşman olarak görüyordu. Pekin'deki masa tenisi karşılaşmaları politikacılara atmak istedikleri adımlar konusunda fırsat sundu. Şimdi, Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan "futbol diplomasisinde" de spor vesiledir. İki ülkenin yöneticileri belirli adımlar atmak istiyordu. Bunun için koşulların oluştuğuna inanıyordu. İki ülkenin üst düzey diplomatları temmuz ayı başlarında İsviçre'de gizli temaslarda bulunmuştu. Erivan'daki maç, bu çabaları geliştirme olanağı sundu.
ABD-Çin örneğinden farklı olarak Türkiye ile Ermenistan arasındaki bu ilk önemli adımın geleceğini tahmin etmek çok zor. Çok büyük beklentiler içine girmek doğru olmaz. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, kısa sürede sağlanacak bir şey değil. Tabii ki, en üst düzeyde ilk girişimin yapılmış olması önemli. ABD ve Çin'in 1970'li yıllardaki konumu, onları işbirliği yapmaya itiyordu. Böylesi bir işbirliği ikisinin de çıkarınaydı. Türkiye ve Ermenistan'ın şimdi içinde bulunduğu uluslararası ve bölgesel sistem, iki ülke arasındaki sorunlar çok farklı. Türk-Ermeni ilişkilerinin geliştirilmesi, futbol diplomasisinden çok daha fazla çaba ve girişim gerektirecek.
Türk basınının bir bölümü, özellikle hükümete yakın olan basın, her zaman olduğu gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Erivan ziyaretini aşırı iyimser değerlendirmelerle sunuyor. Hava, Annan Planı döneminde Kıbrıs konusunda oluşturulan havayı hatırlatıyor. O dönemde bol bol toz pembe Kıbrıs değerlendirmeleri yapılmıştı. Sonuçta tümü yanlış çıktı. Şimdi de, toz pembe Ermenistan değerlendirmeleri yapılıyor. Ayaklar yine yere basmıyor. Halbuki gerçekçi olmakta yarar var. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Erivan ziyaretinin sembolik yönü önemli. İlk kez bir Türkiye Cumhurbaşkanı Ermenistan'ı ziyaret etti. Ne var ki, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların çözümü kolay değil.
Türkiye ve Ermenistan arasında var olan malum anlaşmazlıklara diplomatik yollardan çözüm bulma ihtiyacı, Kafkaslar'da Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaştan sonra daha acil hale geldi. Özellikle Türkiye'nin ortaya attığı "Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu" önerisinin hayata geçirilebilmesi, Ermenistan'ın da katkılarını gerektiriyor. Ancak, Kafkaslar'da iki ülkenin pozisyonu farklı. Ermenistan, Rusya ile sıkı ilişki içinde. En önemli stratejik müttefiki Rusya. Türkiye ise, Azerbaycan ve Gürcistan'la sıkı ilişkiler içinde. Bu durumda Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu girişiminin başarılı olması, öncelikle Rusya'ya bağlı. Bence Rusya bu girişime gerçek anlamda destek vermez. El altından köstek olur. Türkiye'nin bu girişiminin Azerbaycan tarafından sıcak karşılanmadığı sır değil. Demek ki, bölgesel işbirliği konusu çetrefil bir konu.
Türkiye ile Ermenistan arasında var olan diğer anlaşmazlıklara gelince. Bunların çözümü de kolay değil. Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerini koşulsuz olarak düzeltmek istiyor. Türkiye, koşulsuz olarak ilişkileri normalleştirmeyi kabul eder mi? Ederse, Azerbaycan'la ilişkileri ne olur?
Cumhurbaşkanı Gül'ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın davetini kabul etmesi önemli bir diplomatik adımdı. Futbol diplomasisi, bir başlangıç vesilesi oldu. Bundan sonraki gelişmeler taraflara, bölgesel ve uluslararası diğer aktörlere bağlı.
|