|
Ünlü Amerikalı gazeteci John Reed, 1917 Bolşevik Devrimi'ni Rusya'da yakından izlemiş ve "Dünyayı sarsan on gün" isimli eserini yazmıştı. Ekim Devrimi'ni ilk elden aktaran bu kitap klasikler arasına girdi. Her aydının okuması gereken bir kitap. Bilindiği gibi John Reed, 1920'de Moskova'da ölmüş ve Kızıl Meydan'daki Kremlin Duvarı'na gömülmüştü. Yanılmıyorsam Kremlin Duvarı'na gömülen tek Amerikalıdır.
John Reed dünyayı sarsan on günü yazmıştı. Devam etmekte olan finans krizi, şimdi yine dünyayı sarsıyor. John Reed'e göndermede bulunarak, son bir haftayı "Dünyayı sarsan yedi gün" diye niteleyebiliriz.
Sarsıntı devam ediyor. Ne zaman biteceği henüz belli değil. Bildiğimiz bir şey var. Bu krizden çok ciddi bazı dersler çıkarılmalıdır. Bunlar tartışılıyor ve tartışılacak. Bu krizi sadece iktisatçıların tartışacağı bir konu olarak görmek yanlıştır. Kriz, sosyal yaşamın tüm alanlarını etkileyecek. Dolayısıyla, ekonominin yanısıra, sosyal sistemin bütününün masaya yatırılması gerekiyor. Sadece "Nasıl bir ekonomi?" değil, Eflatun'dan beri insanların kafasını meşgul eden "Nasıl bir toplum?" sorusu yine gündemde. Var olan toplumsal sistemin sorgulanması gerekiyor. Düşünen yaratıklar olarak hem ekonomiyi, hem de sosyal düzenimizi iyileştirmeye çalışmak görevimizdir. Elbette, burada ütopyalardan değil, gerçekçi değerlendirmelerden söz ediyoruz. ( Bazen ütopyaların da yararı olabilir.)
Ekonomi, sosyal sistemin en önemli parçalarından biridir. Toplum yapısını büyük oranda etkiler. Toplumda zenginlerle fakirler arasında büyük uçurumlar olup olmadığını ekonomik sistem belirler. ABD'de Başkan Reagan ile başlayan neo-liberal dönemin en büyük özelliği, zenginlerin çok daha zengin, fakirlerin çok daha fakir olmasıydı. Zenginler milyarlarına milyarlar ekledi. "Daha fazla kâr" tek amaç haline geldi. Kâr güdüsü, kapitalizmin gücünün ve yaratıcılığının kaynağıdır. Ancak, sadece daha fazla kâr amaçlayan ve sosyal adaleti çöpe atan bir düzen sorunlar yaşamaya gebedir. ABD şimdi, son 25-30 yılın günahlarının cezasını ödüyor. Tabii, cezayı sadece bu duruma neden olanlar değil, herkes, tüm dünya ödüyor.
Kriz şunu açıklıkla ortaya koydu. Adam Smith'in "görünmez eli" piyasaları düzeltmeye yetmiyor. Kriz milyarlarca doları silip süpürürken "görünmez el" hiç bir şey yapamadı. Devletin olaya müdahalesi gerekti. Devlet müdahalesi bile henüz istenen sonuçları doğurmadı. Hiç bir kurala bağlı olmayan kapitalizmin vardığı nokta şimdiki büyük krizdir. Doymak bilmeyen açgözlülük bu duruma neden oldu. Piyasanın ve özel girişimin önemi ortadan kalkmıyor ancak bunların toplumsal bütünün yararları göz önünde bulundurularak hazırlanan düzenlemeler, kurallar çerçevesinde çalışması gerekir. Bir yanda kâr varsa, diğer yanda da sosyal adalet olmalı ve ikisi arasında belirli bir denge kurulmalıdır.
ABD'de konut sektöründe başlayan kriz nasıl oldu da Avrupa'nın büyük bankalarını salladı, Uzak Doğu ekonomilerini vurdu, İzlanda'yı iflasın eşiğine getirdi? Küreselleşmenin vardığı boyut, yangının kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasına neden oldu. En fazla küreselleşen alan finans alanıdır. Bu nedenle, krizin sonuçları küresel oldu.
Cuma günü, panik satışlar nedeniyle, dünya borsalarının toplam kaybı 2.7 trilyon Sterlin'di. Krize karşı önlemlerin de küresel olması şarttır. İçinde bulunduğumuz bir kaç gün içinde global düzeyde koordineli önlemler alınmazsa, durum daha kötüye gidebilir. Geçen cuma günü, Washington'da bir araya gelen G-7 Maliye Bakanları ve Merkez Bankaları müdürlerinin aldığı kararlar, doğru yönde atılmış adımlardır.
ABD'deki finans sistemi kumdan şatolar yaratmıştı. Bir nevi sanal dünyada akla hayale sığmaz paralar kazanılıyordu. İş spekülasyona dönüşmüş, bir nevi kumar ekonomisi oluşmuştu. Süper kârlar arttıkça realiteden kopuş da arttı. Nasıl olsa denetleyen yoktu. Sonra, bir kelebeğin kanat çırpması (konut sektöründeki kriz) ile başlayan olaylar zinciri, tüm dünyada depreme yol açtı. Kumdan şatolar yıkıldı. Şimdi, daha sağlıklı bir finans sistemi, ekonomik ve sosyal sistem oluşturma ihtiyacı var. Ancak önce yangını söndürmek gerek.
|