Cyprus Today sol

Siyasiler de, seçmen de bireysel düşünüyor

Türk ve Rumların ortak yer aldığı Temsilciler Meclisi’nde ilk ve tek Kıbrıslı Türk kadın vekil olarak görev alan Ayla Halit Kazım, şimdiki siyasetten ve siyasilerden hiç memnun değil.

Siyasiler de, seçmen de bireysel düşünüyor
  • 19 Aralık 2017, Salı 9:37

Ceren ÖZBİL

Birçok ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı ülkenin kuruluşundan yıllar sonra verildi. Ancak Kıbrıslı Türklerde kadınlar 1960’lı yıllardan beri siyasetin içerisinde yer aldı.

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasama organı olup, Kıbrıslı Türk ve Rum vekillerin yer aldığı Temsilciler Meclisi’nde dahi Kıbrıslı Türk olarak bir kadın vekil görev yaptı.

Ayrıca aynı dönemlere sadece Kıbrıslı Türk vekillerin bulunduğu Cemaat Meclisi’nde de yine bir kadın vekil yer aldı.

Her ne kadar o dönemlerdeki bu iki kadın vekil, göreve seçimle gelmemiş olsa bile ülkede yaşanan çatışmalar ve olaylar nedeniyle çok zor bir görev üstlenmek zorunda kaldı.

İşte o dönemlerde Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Kıbrıslı Türk kadın vekil Ayla Halit Kazım yaşadıklarını ve verdikleri mücadeleyi anlattı.

Her kelimesiyle şu andaki siyasilere sitemini dile getiren Kazım, şu andaki siyasi ve seçmenleri bireysel davranmakla suçladı.

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?

Ayla Halit Kazım: Larnaka’da doğdum. Babam Larnakalı, annem Limasolluydu. 17 yaşına kadar Limasol’daydım. 17 yaşından sonra evlendim. Baf’a taşındım. Eşim vefat ettikten sonra köydeki işin başına geçmek zorunda kaldım. Eşimin köyde çiftliği vardı. Köye gittim. Zaten olaylar başlamıştı.

KIBRIS: Milletvekilliği görevine nasıl geldiniz?

Ayla Halit Kazım: Eşim bir süre belediye başkanlığı yaptı. Daha sonra cumhuriyet kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Temsilciler Meclisi’ne milletvekili seçildi. Daha sonra trafik kazası geçirdi ve vefat etti. Tarih 24 Eylül 1963’tü. Eşim 24 Eylül 1963’te kaza geçirdi, 26 Eylül 1963’te de gömüldü. Ondan sonra onun yerine birini seçmeleri gerekirdi. Olaylar başlamak üzereydi. Bu süreci devam ettirmek için bir gün geldiler ve beni milletvekili yapmak istediklerini söylediler. Bana seçime gitmek istemediklerini ve beni vekil yapmak istediklerini söylediler. Ben de bu olaydan bir gün önce rüyamda eşimi görmüştüm ve bu rüyada eşim gelip bütün arkadaşlarını evde toplamıştı. Öyle bir rüyanın ardından kabul ettim. Seçime gidilmedi.

KIBRIS: Sizin vekilliğinize itiraz eden oldu mu?

Ayla Halit Kazım: O zamanlar herkesin bir birine karşı sevgisi, saygısı vardı. Rahmetlik, sevilen sayılan bir insandı. Onun hatırı da vardı. Kimse itiraz etmedi. Böylece milletvekili oldum. Seçimle değil tayinle geldim ancak, o zamanlar bu gerekirdi. Bir de olaylar başlamak üzereydi. Henüz 27 yaşındaydım.

KIBRIS: Temsilciler Meclisi’nde kaç toplantıya katılabildiniz?

Ayla Halit Kazım: İki ya da üç toplantıya katılabildim. Ondan sonra olaylar çıktı. Temsilciler Meclisi’nde 15 Türk vardı, 35 de erkek vardı. O dönem iki meclis vardı. Temsilciler Meclisi’nde tek kadın bendim. Cemaat Meclisi’nde ise başka kadın vekil de vardı. Cemaat Meclisi de 30 kişiden oluşuyordu. Cemaat Meclisi’nde kadın olarak Kadriye Hulusi’ydi. Cemaat Meclisi’nin başkanı Rauf Denktaş’tı, Temsilciler Meclisi’nin başkanı ise Glafkos Klerides ve başkan yardımcısı da Orhan Müderrisoğlu’ydu. Benim amcamın oğluydu.

KIBRIS: Hem vekillik, hem iş hayatı, hem de anneliği bir arada yürütmek zor olmadı mı?

Ayla Halit Kazım: Eşim Baf kasabasının belediye başkanıydı. Daha sonra eşim ve Aziz Altay vekil seçildi. Bir gün Lefkoşa’da toplantıları vardı. Aziz Altay arabayı kullanıyordu. Lefkoşa’ya da yaklaştılar. Limasol -Lefkoşa arasıydı. Arabada 4 kişiydiler. Eşim yaşamını yitirdi. Ardından çiftlik işleri bana kaldı. 4 çocuğumu yalnız başıma büyütmek zorunda kaldım. Büyük oğlum 9, küçüğü ise 3 yaşındaydı.

KIBRIS: Mecliste ilk toplantılara katıldığınızda neler hissettiniz?

Ayla Halit Kazım: Ben hiç bir zaman hiç bir ortamda yabancılık hissetmem. Ailem de zaten siyasetin içindeydi. Bu nedenle yabancılık hissetmedim.

KIBRIS: Okuldan çıkıp, evlenmek sizin mi tercihiniz oldu?

Ayla Halit Kazım: Beni okuldan çıkarıp, evlendirdiler. Larnaka Amerikan Akademi’ye gidiyordum. O zaman okumak istediğimi söyledim ama kimseye dinletemedim. Kızlar çok okumaz dediler. Babam “ kalbim rahatsız” dedi, “Öleceğim ortada kalacaksınız” dedi. Biraz da kadere inanmak gerek. 1952’de nikah oldum. 1953’te evlendim. 1963’te eşim vefat etti.

Şu andaki siyasilere sitem etti

KIBRIS: Bugünle o günleri kıyaslarsanız, neler söylemek istersiniz?

Ayla Halit Kazım: O zaman hisler daha farklıydı. Milli hislerimiz de yüksekti, dinimize de bağlıydık. Bizi yere yere başkaları bu durma geldik. Hiç hak etmedik. Türklüğü aşılamak istediler bize, ancak biz zaten Türktük. Bizim sayemizde yürüdü Türklük. Dinimize de bağlıydık, her şeyimiz tamamdı. Ama kafamıza vura vura, hakaret ede ede bizi bu hale getirdiler. Ben zaten milliyetçilikten de soğudum, neredeyse dinden bile soğuyorum. Kıbrıs Türkü’ne bu iki konuda da çok baskı yapılıyor. Herkes biribirini dinler ve sayardı. Ben bir Türk köyüne gittiğimde konuştuklarımı herkes dinlerdi. Herkes biribirini dinler ve sayardı. Şimdi seçen de menfaatini düşünerek seçime gider. Seçime giderken herkes ‘ben bunu seçeyim de bu bana kolaylık yapacak, yardım edecek’ diye düşünüyor. Seçilen de kendini düşünür. Hiç toplumun menfaatini düşünen yok. Biz o zaman öyle değildik. Topluma hizmetti bizim hedefimiz. Şimdi her şey sahte... Vekiller, adaylar seçim zamanı görür halkı. Onun dışında kimse gezip halkın sorunlarını dinlemez. Tanıdığının, akrabasının işini yapar. Fabrikalarımız vardı. Bu fabrikalar neden kapandı, neden kapattırdılar. Biz üretken bir toplumduk, şimdi hazır yiyici olduk.

KIBRIS: Rumlar toplantı yapmanıza izin veriyor muydu?

Ayla Halit Kazım: Rauf Raif Denktaş bir dönem Türkiye’deydi. Daha sonra geldi ve Temsilciler Meclisi ve Cemaat Meclisi üyelerini toplantıya çağırdı. Lefkoşa’ya girerken barikatlarda yoklanırdık. Kadınları kadın polisler yoklardı, erkekleri erkek. Geçer giderdik toplantılara. Bazılarımız helikopterle toplantılara giderdi ve helikopteri seçenler de erkeklerdi. Ben hiç korkmadım.

20 gün esir tutuldu

KIBRIS: Hiç esir alındınız mı??

Ayla Halit Kazım:1974 olayları başladığında gücümüz yoktu karşı duralım. Türkiyeli bir komutan vardı. O mücahitleri bıraktı, sandal vardı, bindi ona gitti. Hatta karargahtaki mücahit listelerini bile yok etmedi. Rumlar girdi köye. Defterlere baktılar, listeleri buldular. Bizi top sahasına topladılar. İsimleri okudular, arabalara koydular. İki kamyon dolusu mücahit, aldılar götürdüler. Aileler ağlama kıyamet arkalarından... Biz dedik bu olacak iş değil. Yaşlıları ve bir kısım gençleri de sinemaya koyup kapattılar. Bir tek kadın ve çocuklar dışarıda kaldı. Barış Gücü vardı karşı tepede. Ne zaman Rumlar teslim aldı köyü, Birleşmiş Milletler çekildi. Ama her gün köyün içinde gezerlerdi. Alıp götürdükleri mücahitlerin isimlerini aldım ve Barış Gücü Komutanlığı’na ve Denktaş beye yazı yazdım. Benim ev yüksekti. Pencereden baktım, Barış Gücü köye giriyor. Yavaş yavaş yolda yürümeye başladım. Her tarafta Rum polisi ve askeri vardı. Yazıyı ise elimde tutuyordum. Kahvelerin önünden geçtim, mahalle içine girdim, uzattım elimi arabanın içindeki Barış Gücü askerinin kucağına attım kağıdı... Hiç durmadı adamlar. Hiç konuşmadık. Akşama Yunanlı komutan ve polisler geldi ve evimi aradı. Arayın dedim. Aradılar, çıkıp gittiler. Ertesi gün sabah sabah geldiler. Aşağıya inmemi istediler. Polis aracına aldılar beni... Girdim baktım, sahile doğru gidiyoruz. Tedbir ve korkutmak için gittiler, gittiler geri döndüler. Sinemada tuttukları esirlerin yakınında bir ev vardı, beni oraya götürdüler. Bir oda tuvaleti, mutfağı oraya götürdüler. 20 gün esir tutuldum. Benim ikinci oğlum da sinemada esirdi. Sinemadaki esirlere çok işkence yapılıyordu. Hep mermi deliğiydi sinemanın duvarları. Geldi bir gün komutan ve ‘oğlunu görmek ister misin?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. Oğlumu 5 dakika gördüm. Sonra alıp götürdüler oğlumu. Baktım iki tane askeri kamyon geldi. Sinemadakileri de askeri kamyona doldurdular, aldılar götürdüler. İyi ki götürdüler. Çünkü ikinci harekat oldu. Çoluğu çocuğu, kadını dizdiler yola vuruyorlardı. Ancak Yunanlı komutan yetişti ve engelledi. Beni ise harekata bir kaç gün kala çıkardılar. ‘Sen evine gideceksin’ dediler. ‘Yakında erkekleriniz de gelecek’ dediler. Ancak ikinci harekat oldu. Erkekler Lefkoşa’ya gitti. Sadece bir kaç tanesi köye geldi. Benim oğlum da geldi. Beni merak etmiş. Çünkü durumu biliyordu. Aldı kardeşlerini Limasol’dan İsrail’e, İsrail’den de Türkiye’ye gitti. Diğer oğlum da İngiltere’deydi. Onlardan haber alıncaya kadar ecel terleri döktüm. Çünkü onları Limasol’a kadar Rum taksi şoförü götürmüştü. Rum polisinden izin almıştık, pasaportlarını almıştık. Hemen pasaportları bize vermişlerdi.

Rumların telefonunu dinliyorduk

KIBRIS: Ulaşımı nasıl sağlıyordunuz?

Ayla Halit Kazım: Köyde sadece kahvelerin yanında bir telefon vardı. Hatta o telefonla Rum yetkililerin konuşmalarını da dinliyorduk. Telefonlarda çalışan bir arkadaşımız vardı, tel attı ve biz de Rumların konuşmalarını dinliyorduk. Kasaba savaşı olurken ne olup bittiğini biz biliyorduk. Ben yazıyordum ve kasabaya gönderiyordum. Hatta Klerides ve Yorgacis’in konuşmasını dinledik. Nöbetleşe telefonu dinliyorduk ve not düşüyorduk. Klerides ve Yorgacis’in konuşmasını ben dinledim. Yorgacis, Klerides’e kasabanın bir tarafından girip, diğer tarafından çıkacaklarını söylemişti. Klerides ise Yorgacis’e hemen durdurmasını söyledi ve İskenderun tarafından dördüncü filonun hareket ettiğini belirtti ve durdurdular. Yoksa kasabalıları keseceklerdi. Daha sonra esirleri aldıklarını anlattılar. Bazı esirleri asit kazanlarına attıklarını anlattılar. Zaten o esirler hâlâ bulunmadı. Hâlâ kayıptırlar. Hiç ummadığımız kişilerdi bunlar. Aralarında doktor Papadabulos da vardı.

KIBRIS: Rum ve Türk arasında ticari ilişkiler var mıydı?

Ayla Halit Kazım: Rum köylerine de gittim. Biçerdöverimiz vardı. Rumlara arpa buğday biçtim. Ortak iş de yapıyorduk. Rum tüccarlar gelir, bütün ürünümüzü alırdı. Soğan, fıstık, fasulye kalmazdı. Kamyonlara doldurup giderlerdi. Türk mücahit komutanı vardı, kapıda girişte iki tane mücahit dururdu. Onlar haber verirdi komutana izin çıkardı, gelip alırlardı. Biz Rum kooperatifine verirdik zahiremizi, onlardan da zahire encümeni alırdı. Çiftçiler Birliği başkanı geldi ve bizi uyardı, ‘arpanızı, buğdayınızı Rum Kooperatifleri’ne verin. Çünkü zahire encümeni Türklerden almayacak’. Köylü biçer, şirkete verirdi. Bir tanıdık vardı. Onun vasıtası ile Rum Kooperatifi’ne verdik. Ondan sonra zahire encümeni haber aldı ve durdu. Ramadan efendi muhtarımız ve şirket katibimiz o vasıta oldu, komşu Türk köylerde zahireleri bize getirdi. Biz de hepsini Rum Kooperatifi’ne verdik. 33 milsden satılırdı arpalar, adamlar dedi 3 mils biz alacağız, 30 mils size vereceğiz. Ona da razı olduk. Köylüleri topladık sorduk, kabul ettiler. Verdik zahiremizi... Adam haber verdi bize ‘gelin de ödeyim’ diye. Ödemese de bizi bir şey yapamazdık. Bizi Rum kahvesine çağırdı ödeme yapmak için... Ben kadın olarak gitmek istemedim. Babamı gönderdim. Ödendik. Bizimkilerin Rum tarafından gözcüleri vardı. Gözcüler gidip dedi ki birilerini gördüm Rum kahvesinde... Ancak kimse çağırıp ne işiniz vardı Rum kahvesinde diye bile sormadı. Bayraktara bildirdiler bizi Rumlarla iş yaparık diye. Bir haber bize, böyle böyle mesele bayraktara bildirildi. Çıkıp gittim bayraktara, anlattım durumu. Eğer siz bir sancaktar göndermezseniz Baf’a hepimiz mahvolacağız. Bu adamlar sormadan iş yapar.

“Türk’e Türkü vurdurdular”

KIBRIS: Çatışmalar yaşandığı bir dönemde aktif bir rol üstlendiniz? Ne gibi olaylara şahit oldunuz?

Ayla Halit Kazım: Salih Zeki bey diye bir öğretmen vardı Aydoğan’da... O mücahit başkanlığı yapardı. Mücahitleri anlaştırmaya gitmedi. Mücahitler arasında ikilik vardı. İkiye bölündü mücahitler... Bir gün bir kısmı aldı silahları gitti nöbete, götürüp, karargaha geri vermedi. Çağırdılar beni “git” dediler, “bu adamlara rica et, karargaha teslim etsinler ellerindeki silahları”... Gittim Aydoğan’a... Topladım adamları, konuştum, karargaha gidip silahları teslim ettiler... Ertesi gece adam gönderildi. Köylüler kahvede oturur, güya onları vuracaklar. Bizim serdarlar o kadar beceriksizdi ki bunu da yaptılar. Herkesin kime karşı öfkesi kini varsa bir çeşit cezasını verdirdi. Kahveye ateş açtılar. Bunlar atladılar pencereden kaçtılar, korkularından Rum tarafına geçtiler. Hiç suçsuz insanları vurdular. Bir kaç kişi öldü. Çocukları öksüz kaldı. Ben hâlâ vicdan azabı çekiyorum. Keşke gitmesem, keşke köylü ne isterse yapsaydı o silahları... Başka köyden silahlı adam yolladılar, Türkü Türk’e öldürttüler. Bu nedenle ben duyduğumda biri vatan hainidir inanmam. Mutlaka altında bir sebep vardır. Beni nasıl vatan haini ilan ettiler. Daha önce de benzer bir olay oldu. Silahlı adam gönderdiler.

KIBRIS: KKTC’nin ilanından sonra siyasete devam ettiniz mi?

Ayla Halit Kazım: Hayır etmedim. Bir süre Kadınlar Birliği’ni kurduk. Daha sonra onu da bıraktım. Siyasetten soğudum.

Beğendim 0 Muhteşem 1 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 28 18 7 3 34 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 28 16 5 7 18 53
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 27 16 4 7 15 52
4 BİNATLI YSK 28 14 7 7 19 49
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 27 11 10 6 8 43
6 BAF ÜLKÜ YURDU 28 11 8 9 14 41
7 LEFKE TSK 28 12 5 11 11 41
8 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 28 13 2 13 2 41
9 CİHANGİR GSK 28 11 6 11 2 39
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 28 12 2 14 2 38
11 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 28 10 7 11 3 37
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 28 10 2 16 -25 32
13 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 28 8 7 13 -15 31
14 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 28 5 8 15 -32 23
15 YALOVA SK 28 5 7 16 -21 22
16 OZANKÖY SK 28 4 7 17 -35 19
yukarı çık