TAHAMMÜLÜMÜ ZORLAYABİLİR... "Biri gelir ve babanızı katleden şudur dediği zaman, kendimi kontrol etmeye mutlaka çalışacağım. Onu bilmek ve hayattaysa eğer, halen hiçbir ceza görmeden kendi yaşamını sürdürmesini kabullenmek benim için zor olabilir. Ben, 45 yıl birçok sıkıntı yaşarken, onun mutluluk içerisinde yaşamış olmasını bilmek beni zorlayabilir"
l KİM YAPTI, NEDEN YAPTI?... Kutlay Erk, babası Mustafa Arif'in yıllardır 'kayıp' olmasının kendilerinde açık bir yara olarak durduğunu belirterek, "Bizim için kapanmıştır bu yara, ama izleri var. Bütün bunlara baktığımız zaman, kalıntılar bulundu ve nasıl bir öldürme olayı olduğu anlaşıldı. Peki ama bunu kim yaptı? Neden yaptı?" diye konuştu
Aral MORAL
Lefkoşa eski Belediye Başkanı Kutlay Erk, 45 yıl önce EOKA'cılar tarafından, tedavi gördüğü hastaneden alınarak şehit edilen babası Mustafa Arif'i kimin öldürdüğünü bilmek istediğini ifade ederek "Babamı öldüreni bilmek istiyorum, ama yarayı kazıyıp kanatacaksa ve bir takım farklı, olumsuz duyguları geliştirecekse ve Rum toplumuyla barış duygumu zedeleyecekse bunu istemem" diye konuştu.
Babasının kalıntılarına ulaşıldığı zaman ne hissettiği sorusuna, "Çok karmaşık" yanıtını veren Kutlay Erk, 45 yıl önce canlı olarak evden ayrılan babasının, kemik yığını olarak geri verilmesinin kendisinde duygu fırtınası yaşattığını belirtti.
"Yıllardır onun gelişini bir şekilde beklediniz ama beklediğiniz şekil bu değildi. Onun bu dönüşünü özlediniz ama özlediğiniz dönüş bu değildi. Ama bu şekildeki bir dönüş de sizi mutlu etti. Çünkü 45 yıl kadar sonra ona kavuştunuz. Ama kavuştuğunuz insanı kucaklayamıyorsunuz. Bunlar çok karmaşık hisler" diye konuşan Erk, babasının kalıntılarına ulaşılmasının ardından, kimin, neden böyle bir şey yaptığını merak ettiğini söyledi.
Geçmişi affetmenin, unutmaktan daha kolay olduğuna dikkat çeken Kutlay Erk, "Af belki bir erdemdir. Ama af daha kolaydır, unutmaktan daha kolaydır. O affı yapabildik biz" diye konuştu.
Babasının ölümünden Kıbrıs Rum toplumunu değil, EOKA'cıları sorumlu gördüklerinin altını çizen Erk, merhum annesinin, "Eşimi EOKA'cılar öldürdü" dediğini hatırlatarak, "Annemin sözünü, bilincimize yansıttığımızda, bize göre babamızı faşistler öldürdü. Bize göre EOKA'cılar, faşist bir örgütün, paramiliter bir örgütün unsurları öldürdü" dedi.
Erk, babasını öldüren kişiyi bilmek istediğini ancak bu konunun çok hassasiyet taşıdığına dikkat çekti.
Kutlay Erk, "Biri gelir ve "Sizin babanızı katleden şudur" dediği zaman kendimi kontrol etmeye mutlaka çalışacağım. Onu bilmek ve onun hayattaysa eğer, hala daha kendi yaşantısını sürdürmesini kabullenmek, hiçbir ceza görmeden kendi yaşamını sürdürmesini kabullenmek benim için zor olabilir. Ben 45 yıl bir çok sıkıntı yaşarken, onun mutluluk içerisinde yaşamış olmasını bilmek beni zorlayabilir. Benim babamı öldürmüş olması kendisini, kendi kitlesi içerisinde kahraman yapmış olması ve belki de ondan dolayı, bir devlet memuru iseydi eğer terfi bile etmiş olmasını, EOKA'cı olması nedeniyle terfi etmiş olması, mal varlığı elde etmesi ve kendi kitlesi içerisinde kahraman muamelesi görmesi benim tahammülümü zorlayabilir" diye konuştu.
"Çok karmaşık hisler..."
KIBRIS: Babanız yıllarca kayıptı ve yapılan çalışmalarda bulundu. Neler hissettiniz?
ERK: Bulunma olayı çok karışık hisler verdi bize. Yaklaşık 45 yıl sonra biri gelir ve size; "Bulundu, kalıntılarını size teslim edebiliriz" der. Siz, 45 yıl kadar önce onu canlı bir insan olarak evden gönderdiydiniz ama 45 yıl sonra size bir kemik yığını olarak geri verilecek; hatta kemikler de eksik olarak verilecek. Dolayısıyla çok karmaşık hislerdir. Yıllardır onun gelişini bir şekilde beklediniz ama beklediğiniz şekil bu değildi. Onun dönüşünü özlediniz ama özlediğiniz dönüş bu değildi. Ama bu şekildeki bir dönüş de sizi mutlu etti. Çünkü 45 yıl kadar sonra ona kavuştunuz. Ama kavuştuğunuz insanı kucaklayamıyorsunuz. Çok karmaşık hislerdir. Siz onu görüyorsunuz; bir kemik yığını olarak, ama o sizi görmüyor. O görme anında hissedersiniz ve algılarsınız ki; arada bir iletişim var. Yani sizin o duygularınızın o kemiklere aktığı, o kemiklerin de bazı duyguları size aktardığını hissedersiniz.
"Sağ şakağa dayalı bir silah... O anı
kafanızda kurgulamak üzüyor"
KIBRIS: Duygu fırtınası gibi
ERK: Evet, bir duygu fırtınasıdır. Algılama konularıdır ya da bu sizin psikolojik senaryonuzdur. Yani, ben duygularımı kemiklere aktarıyorum ve duygularımı alıyor... Belki psikolojik senaryonuzdur ama çok karmaşıktır. Çok üzülüyorsunuz. Bütün olanlardan dolayı çok üzülüyorsunuz, ama 45 yıl sonra ona kavuşmaktan müthiş mutluluk duyuyorsunuz. Ve işte bizim için, annem 1999'da vefat ettiği zaman defin yapmıştık ve yanında babam için yer ayırtmıştık. Hep, bir gün bu kemiklerin bulunacağı ve bize iade edileceğini ümit ediyor ve onu yıllarca özlemle bekleyen eşinin yanında defin yapacağız diyorduk. Onun için bir yer ayırtmıştık. Bunu biz yaptık. Ama belki de, bizim dışımızdaki insanlar bizi yadırgamıştı. Yani "Halen bulacaklar diye ümit ediyorlar. Bunca yıl sonra bulacaklar ve getirip buraya defin yapacaklar" diyenler de olabilir belki. Ama biz bu umudu hep taşıdık ve bunu mutluluk olarak görüyorsunuz. Neticede bu umut gerçekleşti, bu hayal gerçekleşti ve bir başka özlem de gerçekleşti; onu eşinin yanına defnetmek. Çok karmaşık, çok zor hislerdir aslında. Anlatılması zor. Tabuta alıştık, ama bu bir tabut da değildi, küçük bir sandıktı verilen... Dolayısıyla bunu yadırgarsınız. Kemikleri gördük, nasıl bir öldürme olduğunu kemiklerin üzerinden anlıyorsunuz. Tabi ki o senaryoyu kafanızda kurgulamaya başlarsınız. Yani bu doğrudan, sağ şakağa dayanmış, yüksek ateş gücüne sahip bir silahla öldürülmüş ve kafatasının bir kısmı dağılmış. Şimdi, o senaryoyu düşünmeye başlarsınız. Yani bu çok ani bir ölüm dersiniz ama onun öncesi; bir korku yaşadı mı, korku hisseti mi? Neyi düşündü? Çocuklarını ve eşini mi düşündü? O anda ne yaşadı? O senaryoyu düşünmeye başlarsınız ve ona üzülmeye başlarsınız. Ama neticede dersiniz ki, işkence ile dövülerek olmadı. Ani bir ölüm oldu dersiniz.
"Peki ama bunu kim yaptı, neden yaptı?"
KIBRIS: Tabiri caizse, temiz bir ölüm oldu dersiniz.
ERK: Evet, temiz bir ölüm oldu dersiniz. Ölürken ne düşündüydü dersiniz. Yani çok karmaşık hislerdir. Bununla yüzleşmek, karşılaşmak çok karmaşık hislerdir. Yıllardır açık bir yara olarak durdu bu. Bizim için kapanmıştır bu yara ama izleri var. O izler hala daha vardır ve taşınacaktır. Bütün bunlara baktığımız zaman, kalıntılar bulundu ve nasıl bir öldürme olayı olduğu anlaşıldı. Peki ama bunu kim yaptı? Neden yaptı?
"Affetmek bir büyüklüktür, erdemdir. Affedersiniz ama unutamazsınız"
KIBRIS: İşte bu nokta çok önemli. Burada şunu sormak istiyorum; siz 45 yıl önce babanızı kaybettiğiniz dönemden bu güne kadar, bir kayıp yakını, şehit yakını olarak çok ilerici bir tutum içinde oldunuz. Bunca olaylardan sonra barış mesajlarını verdiniz. Buradan yola çıkarsak, geçmişi unutmadınız ama affedebildiniz mi?
ERK: Elbette ki affedersiniz ama unutmazsınız. Af daha kolaydır. Af, belki bir büyüklüktür. Af belki bir erdemdir. Ama af daha kolaydır, unutmaktan daha kolaydır. O affı yapabildik biz. Ta başından diyebilirim. Benim annem okumuş yazmış bir kadın değildi ve her zaman için annem, "Eşimi EOKA'cılar öldürdü" dedi. Yani "Kıbrıslı Rumlar öldürdü" demedi.
"Sorumluluğu Kıbrıslı Rumlara
değil, EOKA'cılara yükledik"
KIBRIS: Yani genelleme yapmadı.
ERK: Hayır, yapmadı. Hep EOKA'cıların öldürdüğünü söyledi. Neticede kültürlü bir insan değildi annem, yani okumuş yazmış bir insan değildi, ama annemin sözünü, bizim bilincimize yansıttığımızda, bize göre babamızı faşistler öldürdü. Bize göre EOKA'cılar, faşist bir örgütün, paramiliter bir örgütün unsurları öldürdü. Ve bütün Kıbrıslı Rumları faşist olarak görmüyoruz elbette. Dolayısıyla biz, o sorumluluğu Kıbrıs Rum halkına yüklemedik. O sorumluluğu bir faşist, paramiliter örgüte yükledik.
"Faşizmin kurbanları olduk"
KIBRIS: Genellemeden daha çok kişiselleştirme yaptınız. Yani belli bir gruba sorumluluk yüklediniz.
ERK: Evet öyle yaptık. Ve biz onları affettik. Bütün Kıbrıslı Rumların suçlanmaması için onları affettik. Ama faşistlerin yaptığını unutmadık. İlerici bir insan olarak, devrimci bir insan olarak faşizme karşı mücadelede hiç geri durmadık. Çünkü biz faşizmin kurbanlarından olduk. Faşizmin ne olduğunu yaşayanlardan olduk. Biz faşizmin acısını tadanlardan olduk. Dünyada bütün ülkelerde, bütün halklara faşizmin nelere mal olduğunu az çok bilebildik. Bir normal insandan daha fazla bildik. Faşizmin ne zarara yol açabileceğini yaşayabildik. Onun için biz unutmadık ama unutmadığımız, faşizme karşı mücadeledir. Faşizmin yol açabileceği zararlardır. Unutmadığımız budur. Af... Affı yaptık. Bütün Kıbrıslı Rumları affettik. İçindeki faşist unsurlarla affettik. Ama faşizme karşı mücadelemizi de kesintisiz olarak sürdürdük. Biz şunu düşündük; bizim yaşadığımızı, eğer biz bir intikamla sürdürmeye çalışırsak ve o kavgayı öne çıkarırsak karşı intikam yaklaşımlarıyla beraber, bir kan davası gibi sürer ve benim çocuğum beni kaybedebilir ve benim torunum da kendi babasını veya annesini kaybedebilir. Ve onlar da benim yaşadıklarımı yaşayabilir. Onun için en akıllıcası, Kıbrıs'ta barış içinde iki halkın yan yana bir federal yapı içerisinde yaşayabilmesi, bir an önce gerçekleştirmektir ve uzun vadeli vicdana sahip olmak gerekir.
KIBRIS: Bunun için geçmişin hakikatinin öğrenilmesi ve açığa çıkarılması ne kadar önemlidir sizce?
ERK: Bu işte bir dilemmadır. Kıbrıs'ta, bu geçmişin açığa çıkması, şu aşamada açığa çıkmasının nasıl bir tepki yaratacağı veya kişinin bu etkiyi ne kadar kontrol edebileceğinden ben emin değilim. Biri gelir ve "Sizin babanızı katleden şudur" dediği zaman kendimi kontrol etmeye mutlaka çalışacağım. Onu bilmek ve onun hayattaysa eğer, hala daha kendi yaşantısını sürdürmesini kabullenmek, hiçbir ceza görmeden kendi yaşamını sürdürmesini kabullenmek benim için zor olabilir. Ben 45 yıl birçok sıkıntı yaşarken, onun mutluluk içerisinde yaşamış olmasını bilmek beni zorlayabilir. Benim babamı öldürmüş olması kendisini, kendi kitlesi içerisinde kahraman yapmış olması ve belki de ondan dolayı, bir devlet memuru iseydi eğer terfi bile etmiş olmasını, EOKA'cı olması nedeniyle terfi etmiş olması, mal varlığı elde etmesi ve kendi kitlesi içerisinde kahraman muamelesi görmesi benim tahammülümü zorlayabilir. Dolayısıyla, burası bir çelişkili durumdur. Babamı öldüreni bilmek istiyorum ama yarayı kazıyıp kanatacaksa ve bir takım farklı, olumsuz duyguları bende geliştirecekse ve Rum toplumuyla barış duygumu zedeleyecekse bunu istemem. Orasını istemem. Dolayısıyla benim teorim aslında bir dilemmaya dayanır. Bu tespitler yapılsın. Bütün kayıplarda kimin infaz yaptığını, kimin öldürdüğünü, kimin suçlu olduğunu, kimin sebep olduğunu, olayların tespiti yapılsın diyorum. Ve bunlar devlet arşivi gibi arşivlensin. Kimi devletlerin arşivleri 20, 25, 50 yıl muhafaza edilir. Tutun ki bir nesillik süre için bu bilgiler muhafaza edilsin. Gelecek nesiller bunu öğrensin. Ben olayı bileyim ama kişileri bilmeyim. Babamın nasıl öldürüldüğünü bileyim, ama kimler tarafından öldürüldüğünü bilmeyim.
KIBRIS: Sanırım zorlayıcı olurdu.
ERK: Evet zorlayıcı olabilir.
"Olayı söylesinler. Kimin yaptığını sonraki kuşaklar bilsin"
KIBRIS: Diyelim ki liderler Kıbrıs sorunun çözdü ve yeni bir demokrasiye, yeni bir yönetime, insan haklarına saygılı bir devlete geçiyoruz. 20'den fazla ülke Hakikat Komisyonları kurdu. Böyle bir komisyonun, çözümden sonra kurulup, bu konuların üzerine gitmesini destekler misiniz? Şu an için zor olabilir ama ilerisi için böyle bir şeyi destekler misiniz?
ERK: Böyle bir komisyonun kurulmasını desteklerim. İhtiyaç da vardır. Ancak dediğim gibi bize, hayatta olan yakınlara olayı söylesinler. Kişileri değil. Kişileri daha sonraki nesillere bıraksınlar. Onlar neyin nerde, kim tarafından yapıldığını öğrensin. Onlarda, intikam duygusu veya bir takım olumsuz duygular yaratmayacak. O zamana kadar gelişmiş olacak barışçıl atmosferi ve iklimi etkilemeyecek, aksine güçlendirecek bile. Ama şimdi barış yapmaya çalışıyoruz. Birbirimize güveni tesis etmeye çalışıyoruz. Çok zor bir şey yapıyoruz aslında, kolay değildir, 50 yıllık bir süreçte birbirine üzmüş, yaralamış, iki tarafın bunları aşara bir araya gelmesi kolay olmayacak. Dolayısıyla bunu yapmaya çalışırken duygularımızı şu ana kadar kontrol ettik. Ama bunu zorlayacak etkenleri ve etmenleri şu anda ön plana çıkarmamakta yarar var. Bu olayları bilme hakkımız var. Kimlerin yaptığını bilme hakkını ben ertelerim, ötelerim, benden sonraki nesiller bunu öğrensin ve o zaman barışçıl iklimi daha da güçlendirir ve kendinden önceki nesillerin neyi nasıl yaptığını öğrenerek, ne sıkıntılar yaşadığını da bilerek, ayni şeylerden uzak durabilirler. Düşünüyoruz ki şu anda bu bilgiye sahip olduğumuzda, bilinecek ki o Rum deşifre olacak. O Rum'un da çocukları, arkadaşları vardır. Belki de çocuklar, babalarının o suçu işlediğini bilmiyorlardır. Çocuklar, babalarını temiz bir insan olarak seviyor. Ve ansızın dönüyor "Sen bir katilsin" diyorsunuz. Sen bu şekilde bir infaz yaptın. "Sen bir katilsin" diye deşifre yapıyorsunuz. O insanın ve ailesinin de dengeleri bozulur. O dengeleri bozmak demek onların bize karşı olan duyguları olumluysa, o duygular da bozulacak. Ve bu barış ortamını zorlayacak. Onun için çok boyutludur. Biz küçük bir ülke olduğumuz için böyle. Ama Güney Afrika, Şili... Bunlar büyük ülke. Nüfusu kalabalık ülkeler. İnsanların birbirini tanımadığı kolay kolay bilmediği ülkeler. Oralarda bu iş daha kolay olabilirdi. Ama bizim ülkemizde mesafeler az. Küçük bir coğrafyadasınız. Kıbrıs gibi bir yerde nüfus az ve mesafeler de yakın, infazı yapanı bileceksiniz, belki akrabalarını da bileceksiniz... Bu çok büyük bir sıkıntı yaşatacaktır. Şu anda ve barışı kurduğumuz dönemde buna ihtiyacımız yok diye düşünüyorum. Kayıp yakınları, şehit aileleri bağrına taşı basacak ve kimin yaptığını, bana göre, bir nesil sonrasına öteleyecek. Ama olayı bilecek. Nerde yapıldığını, nasıl yapıldığını, yapıldıktan sonra ne olduğunu bilecek. Bu hakkımız vardır. Ama bizde hakikat komisyonu, itiraf komisyonu, kabullenme komisyonları gibi komisyonları kurmak başka ülkelerdeki gibi aynı sonucu üretmeyecek. Kaldı ki Güney Afrika'da da şimdi onun sosyal sorunlarını yaşıyorlar. Orada ilk kurulduğu zaman, çok pozitif sonuçlar elde ettiler ama şu anda psikolojik sıkıntılar yaşıyorlar, o komisyonun çalışmalarından dolayı. Bizim için o kadar süre de yaşanmayacak. Ben anında olumsuz bir etki çıkabilir diye bir endişem var. Bu evham da olabilir, haklı bir endişe olmaya bilir. Şimdiye kadar olgun davrandık, kabullendik, bilinçli davrandık, barış için ve insan sevgisiyle davrandık. Ama neticede karşınıza birini çıkarırlar ve babanızı öldüren buydu derlerse, suçsuz, günahsız bir insanı hastaneden alıp bir yerde diz çöktürüp, sağ şakağına silah dayayıp öldürürseniz ve ondan sonra da bir kuyuya atarsanız ve bütün bunlardan sorumlu şu adamdır derlerse, o anda duygularınızın ne kadar hakim olacağınızdan emin değilim. Ve bunu yaşayarak da olumsuz bir davranış içerisine girebilirsiniz. Ben bunu, barışın başlangıcı olan bir dönemde tehdit unsuru olarak görüyorum. Bu neslin bilmesinde tehdit olarak görüyorum. Ama gelecek nesillerin bilmesine de ihtiyaçtır diye düşünüyorum.
"Şovenizm ve milliyetçilik, Kıbrıslı
Türkleri ve Kıbrıslı Rumları sömürdü"
KIBRIS: Son mesajlarınızı alabilir miyim?
ERK: Umarım artık ne Kıbrıs'ta ne de dünyada bu tür olaylar yaşanmaz. Barış, Kıbrıs'ta tehdit altında oldu. Eğer bir anlaşma yapmazsak, Kıbrıs'ta barış sürdürülemez olacak. Ve Kıbrıs'ta barış hep tehdit altında olacak. Kıbrıs'ın AB üyeliği olmuş olmamış bu bir fantezidir. Bölünmüş bir Kıbrıs, iki taraf anlaşılmış bir hayatı paylaşmadığı sürece, barış tehdit altındadır. Barış, Kafkaslar'da tehdit altındadır. Barış, Asya'da, Latin Amerika'da tehdit altınadır. Ortadoğu'da barış yoktur. Ortadoğu'ya yakın ülkelerde barış tehdit altındadır. Suriye'de, İran'da sürdürülebilir barış tehdit altındadır. İnsanlar, bizim yaşadığımız olaylar ve daha da acılarını, yaşayabilecek iklimdedirler. Bunların olmamasını arzu ediyoruz. Bunları hiç kimse yaşamasın. Hiçbir çocuk bir savaş ortamı içerisinde ailesinin üyelerini kaybetmesin. Hiçbir kadın, anne, baba sevdiğini bir savaşta kaybetmesin. Savaşlar aslında halkların çıkardığı bir olay değildir. Savaşları halklar çıkarmıyor. Ama savaşları halklar yapıyor. Savaşlarda halklar ölüyor. Halklar, artık öğrenmeli ve kendilerini savaşlara sürükleyen politika ve politikacıları iş başına getirmemeleri gerekir. Barışçıl politikaları ve politikacıları seçmeleri gerekir ki acılar yaşanmasın. Bu savaşları çıkaranlar, halen halkların üzerinde yöneten diye oturduğu için, onların mutlu yaşamlarında bir değişiklik olmuyor. Perişanlığı, fakirliği yaşayan, savaşlarda emeği en kötü şekilde sömürülen halklardır, işçilerdir, emekçilerdir. Ölen de işçilerdir ve emekçilerdir. Bunun için, halkların bunu bilinçli bir şekilde önlemesini dilerim. Kıbrıs'ta, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar deneyimleriyle bunu görmüştür. Savaşlar döneminin yöneten kitlesinin ve yönetilen kitlesinin yaşam farklılıklarını Kıbrıslı Türkler ve Rumlar gözlemlemiştir. Dolayısıyla kendilerini savaştıracak politika ve politikacıları artık iş başına getirmemesi lazım. Daha sosyal ve sosyalist, paylaşımcı insancıl politikacıların Kıbrıs'ta yönetime olmasını Kıbrıs Türkleri ve Rumların benimsemesi ve kabullenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Kıbrıs'ta şovenizme, milliyetçiliğe ihtiyacımız yoktur. Şovenizm ve milliyetçilik Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları birbirine kırdırıp sömürmüştür. Bu dersi aldık. Bundan sonrasını umarım, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar daha bilinçli bir şekilde yönetirler. |