İNSAN HAKLARI... Erk: Bizim şu anda acilen yapmamız gereken, kendi toprak parçamız içinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde mümkün olduğunca insan haklarını istenilen düzeye getirmektir
FUHUŞ YASAKLANMIŞTIR... Bizim özel bir yasamız var. Gece Kulüpleri ve Eğlence Yerleri Yasası, bu kulüplerin işletmelerini yapan iş adamları orada çalıştıracakları kadınlara özel çalışma izinleri de alıyorlar. Bu yasayla fuhuş ve cinsel hizmet kesinlikle yasaklanmıştır. Burada çalışacak olanlar çalışma izniyle ülkeye getiriliyor, bu bayanların getirilme amaçları müşterilerle içki içmek ve dans etmek olarak gözüküyor
Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğunun AB'ye giriş için çağrı yaptığını hatırlatarak, KKTC'nin o zamana dek gerek insan hakları konusunda, gerekse diğer yasalarıyla hazır gale gelmesi gerektiğini vurguladı.
Her pazartesi KIBRIS TV ekranlarında izleyicisi ile buluşan Hukuk Dosyası programının bu haftaki konuğu Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk oldu.
Program yapımcısı Serkan Soyalan'ın sorularını yanıtlayan Erk, insan haklarının uygulanmasının önemine değinirken, Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nın bu yönde yaptığı çalışmaları da değerlendirdi.
Emine Erk'in KKTC'deki insan ticareti ve insan kaçakçılığından tutunda insan haklarına kadar bir çok konuya değindiği söyleşisi şöyle:
SORU: Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı ülkemizde ne zaman kuruldu ve faaliyetlerine başladı?
CEVAP: Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nı 2005 yılında kurduk. Oldukça kabarık bir sayıda kurucu listemiz var. Kurucularımız arasında sivil toplum aktivistleri, sendikacılar, sanatçılar, gazeteciler ve hukukçular var. Diyebilirim ki, 2005 yılına kadar o dönemden bir kaç yıl önce yaşadığımız Annan Planı ile gelen aktivite, sivil toplumun canlanması ve büyük mitinglerle bizi referanduma kadar götüren süre içerisinde çok aktif olan kişiler, ki bende dahil, büyük bir grup insan bir araya geldik. O günlerde oturup düşünmüştük biz bu süreci yaşadık, bir çözüm planı çıktı, biz bu plana 'evet' denilmesi için çaba sarf ettik, ancak başaramadık. Dolayısı ile bundan sonra ne yapmalıyız diye düşündük. İnsan hakları alanında çok yapılacak iş olduğunu düşündük, bir de rehber olma alanında çok işimizin olduğunu gözlemledik.
SORU: Rehber olma derken neyi anlatmak istiyorsunuz?
CEVAP: Eğer Kıbrıs Türk halkı büyük bir çoğunlukla Avrupa Birliği'ne, dünya ile barışmaya, adada barış ve refah içinde yaşamaya evet demişse, o zaman bizim şu anda acilen yapmamız gereken, kendi toprak parçamız içinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde mümkün olduğunca insan haklarını istenilen düzeye getirmektir. Nedir o düzey? İnsan hakları konvansiyonundan tutun, Avrupa Birliği'nin belirlemiş kuralları ve Birleşmiş Millet'lerin insan hakları ile ilgili getirdiği standartları biz kendimiz için ve kendi iç hukukumuzda, ertelemeden, derhal bu konuda çalışmalar için bir mesaj aldık ve bu yönde çalışmalara başladık. O gün bugündür de kısıtlı imkanlarımızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Önümüzde daha yapılacak çok işimiz var diye düşünüyoruz.
SORU: İnsan Hakları dediğimizde çok büyük bir yelpazeyi ele alıyoruz. Sizlere başvuran vatandaşlarımızın talepleri en fazla ne yönde?
CEVAP: Vakfın çalışmalarının başında bizlere çok sayıda gelip başvuran kişiler oldu. Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bazı sorunlar oldu. Örneğin mülkiyet sorunu, bir Kıbrıslı Türk malını güneyde bırakmıştır, 2003'te kapılar açıldığında, gider bakar evinin olduğu yerde başka bir bina yükselmiş, bir futbol sahası ya da bir elektrik santrali, ya da evinde başka biri yaşıyor, oradaki kişilere 'bana malımı ver' diyor, Rum yönetimi de vermiyor. Bu gibi şikayetler oldukça fazlaydı, bir de kayıp yakınlarının sabrı tükenmişti, biz vakfı yeni kurduğumuzda. Kayıp yakınları tarafından da bize çok sayıda başvuru yapılmıştı.
SORU: Ülkemizde de en büyük sorunlardan biri de, insan haklarına da aykırı olan insan tacirliği. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
CEVAP: İnsan ticareti ve insan kaçakçılığı olarak 2'ye ayırabileceğimiz bir problemimiz var. İnsan ticareti dediğimizde fuhuşla bağlantılı bir olaydan söz ediyoruz. Yani genellikle Doğu Avrupa'dan ve değişik ülkelerden, genellikle kadınların ülkemize, genellikle net olmayan koşullarla ve kurallarla, baskılarla ve etkenlerle getirilip, burada yine çok net olmayan bir şekilde tutularak, şu anda gece kulüpleri diye adlandırılan bir aktivitenin içinde çalıştırılmasını anlıyoruz.
Burada bu işin iki yönü var. Birincisi fuhuş, para karşılığı bir bedeni satın alabilmek, cinsel hizmet satın alabilmek bu işin bir yanıdır. Bu çok eski asırlardan beri bilinen bir meslektir. Bunun sosyal yönleri de var. Bir de insan ticareti var bu biraz farklıdır. Tek olarak görülmemesi lazım. İnsan gidip bir meslek olarak tercih edip, iznini alır, genelev şeklinde bilinçli, kendi tercihiyle bir meslek tercih edebilir bu farklıdır. İnsan ticareti kişinin iraadesini yok edecek şekilde ve koşullar altında, bedeninden faydalanılması ve istismar edilmesi için başkaları tarafından kullanılması şeklindedir. Ticaretin tanımı buna daha yakındır.
Ülkemizde gece kulüpleri yasaldır, bizim özel bir yasamız var. Gece Kulüpleri ve Eğlence Yerleri Yasası, bu kulüplerin işletmelerini yapan iş adamları orada çalıştıracakları kadınlara özel çalışma izinleri de alıyorlar. Bu yasayla fuhuş ve cinsel hizmet kesinlikle yasaklanmıştır. Burada çalışacak olanlar çalışma izniyle ülkeye getiriliyor, bu bayanların getirilme amaçları müşterilerle içki içmek ve dans etmek olarak gözüküyor. Bazen gazetelerde okuyoruz ve gülüyoruz, gece kulüplerine baskın ve 'fuhuş yaparken bu kadar kişi yakalandı' diye, halbuki bir gerçek var ve buna müsamaha gösteriliyor. Bu bizim insan hakları ayıplarımızdan biridir. İnsan tacirliğinin modern çağdaki ismi modern çağın köleliğidir. Tüm dünyada bu isim kullanılıyor.
SORU: Son zamanlarda çoklukla gündemi rahatsız eden bir diğer konu da işkence, bu konuda neler söylemek istersiniz?
CEVAP: Biz vakıf olarak işkence ve tutuklu hakları dediğimiz konularda çalışmalar yapıyoruz. Cezaevindeki mahkumlar ve polis karakollarında tutuklu bulunanlara tanınan haklar var. Bu haklar, uluslararası hukuğa uygun mu? Bu konularda da büyük sıkıntılarımız var. Her gün basına olaylar yansıyor ve bu basına yansıyan olaylar acaba abartma mı, çarpıtma mı, diye insan sorgulayabiliyor, ama ne yazık ki bu haberlerin gerçeklik payı var. Biz bunun araştırmasını yapıyoruz, bizim genç aktivistlerimiz var, hukukçularımız var, onları gönderiyoruz ve mülakatlar yapıyoruz. Kendisine görevliler tarafından veya polis tarafından işkence yapıldığını iddia eden kişilerle birebir görüşüyoruz, gerek duyulursa onu doktorlarca da görülmesine aracı olup bunu kayıt altına alıyoruz. Bu kayıtları alınca teker teker yetkili mercilere de aktarıyoruz. İnsan Hakları'na göre kimse işkence göremez, bir kişi işkence gördüğünü iddia ederse yetkili merci veya idare bunu soruşturmak zorundadır. Bu yalan da olabilir, bir suçlu veya mahkum sempati kazanmak için birilerini kötülüyor da olabilir. Böyle olup olmadığını ancak bir soruşturma ile öğrenebilirsiniz. Bu soruşturmayı yapmak için bizim yetkililere karşı ciddi talebimiz ve takibimiz de olacaktır.
Diğer bir hususta, şu anda hizmet vermekte olan cezaevimiz kapasitesinin çok üstünde hizmet veriyor. Bunu geçen haftaki olaylarda da gördük. Ne kadar iyi niyetli olsanız da, ne kadar çaba sarfetseniz de bu sayıyla ve bu kadar yetersiz imkanlarla ne disiplin kurabilirsiniz, ne de insan haklarını uygulayabilirsiniz. Bu mümkün değildir.
İçişleri Bakanlığı ile bu konularda sürekli temas halindeyiz ve onlarında çalışmalarının olduğunu biliyoruz. Finansmanının da sağlandığını biliyoruz ama ne yazık ki artan mahkum sayısına onlar da yetişemiyor.
SORU: Çocuk hakları konusunda neler söylemek istersiniz?
CEVAP: Bu konuda da bir çalışmamız var. Genç araştırmacı arkadaşlarımız gerek mevzuat açısından gerek dışarıda çalışmalarını sürdürüyorlar. Çalışan çocukların durumu nedir, okula gitmeyen ve gidemeyen çocukların durumları ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Son aylarda bize bir teklif geldi ve bizi daha da mutlu etti, bu teklifte bir platform oluşturulacağı ve bizim de bu platformda yer almamız istendi. Bu platformda SOS Çocuk Köyü Derneği aktiftir ve bu platform içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Dairesi ve Sosyal Riskleri Önleme Vakfı da yer alıyor. Amaç, bir platform oluşturmak ve çocuk hakları ile ilgili olarak somut bir şeyler yapmak. Neler yapılabilir sorusuna cevaplarda belirli başlıklar ön plana çıkıyor, bunların başında da çocuk suçlular geliyor. Bir suç işlemiş ve başı belaya giren, yargılanmış çocukları biz ne yapıyoruz şimdi, yetişkin kişilerin yargılandığı yerde ve usulde yargılıyoruz. Ayrı çocuk mahkemelerinin kurulması şart ve ayrı ıslah evinin ya da çocuklara yönelik ıslah edici bir yerin açılması gerekli. Onları yetişkinlerle hapse atıyoruz. Bunun yanında da çocuk haklarını herkese öğretmemiz gerekiyor. Ailelere, öğretmenlere ve çocuklara öğretmemiz gerekiyor.
SORU: Ülkemizin en büyük sorunlarından biri de mülteciler. Mültecilerin sahip olduğu haklar nelerdir?
CEVAP: Birçok ülke bu sorunla boğuşmaktadır. Bu niye artıyor, globalizasyon dediğimiz gelişmeyle, nüfus hareketleri kolaylaştı, maalesef savaşlar tekrar tekrar patlak veriyor.
Savaşlara çözüm bulamayınca insanlar sefil olup hareket etmek istiyor, dolayısıyla mülteci sorunu birçok ülkenin yaşadığı ve giderek artan bir durum halini aldı. Bunun yanında ülkemizin bazı ilginç özellikleri de var. Bir adayız, çok miktarda sahilimiz var, kaçakçılar bizim ülkemizde iyi bir gelir kaynağı buldu ve Kıbrıs'ı AB üyesi olarak bilip gelen çok sayıda mülteci var ve geldikten sonra adanın kuzeyinin AB'de olmadığını öğreniyor. Bir kısmı da bunu bilerek geliyor, nasıl olsa adanın güneyine geçip AB yasalarından faydalanabileceğini umut ediyor. Göçmen ve mülteci arasında çok önemli farklar var onu da buradan vurgulamak istiyorum. Bu basınımızda da büyük bir sıkıntıdır. Bütün göçmenler ve mültecileri görüntüleyip kaçak, suçlu ismiyle yayınlıyorlar. Göçmen dediğimiz daha fazla ekonomik koşullardan dolayı göç edip daha iyi ekonomik koşullara sahip olmak isteyip, işlemek amacıyla geliyor. Adamıza daha çok Suriye'den geliyorlar. Onlara mülteci demek yerinde olmaz, mültecinin tanımı bir kişi yaşadığı ülkede, dininden, siyasi görüşünden, ırkından bir işkence, bir baskı, bir tehlike görüyorsa ondan kaçmak için kaldığı yeri terk edene mülteci denir. Mülteci olmakla da ona çok ayrı özel insan hakları tanınıyor. Bu kişiler de içeri alınır hemen gönderilmez. O bir iddiayla gelir, 'ben şu görüşteydim, şu dindeydim ve bu gibi bir tehdit altındaydım, hayatımı kurtarmak için geldim' dediği an, siz bunu ülkenizde barındırmak zorundasınız. Bu söylediklerinin doğruluğunu da araştırmak durumundasın. Bizim ülkemizde bu araştırma yönünde bazı sıkıntılar da var. |