Orams kararlarına karşı nasıl bir önlem alınabileceğini tartışırken karşımıza bizi engelleyen iki görüş çıkıyor. Bu görüşlerin ilki Kıbrıs’ta devam etmekte olan müzakerelerde varılacak bir anlaşma ile bu sorunun çözülebileceği görüşüdür. Bu görüşün doğru olmadığını, ABAD (Avrupa Birliği Adalet Divanı) kararından sonra ikili müzakerelerin anlamını yitirdiğini ve varılacak anlaşmanın geçersiz olacağını yazı dizisinin dünkü bölümünde gördük. Diğer görüş ise Orams kararlarının uluslar arası hukuka uygun olduğu ve bu nedenle kaderimize razı olmamız gerektiği görüşüdür. Bugün halkımızı pasifliğe iten bu ikinci görüşün doğru olup olmadığını incelemeye çalışalım. Orams davasında verilen kararlar uluslar arası hukuka uygun mu? AİHM ve ABAD ın Kıbrıs Türkleri aleyhine verdiği kararların uluslar arası hukuka uygun olduğunu, kusurun bizde olduğunu ve durumumuzu düzeltip uluslar arası hukuka uygun hale gelmemiz gerektiğini öne süren bir görüş vardır. Bu görüş AİHM nin Loizidu, Aresti ve benzer davalarda verdiği kararlardan sonra sıkça öne sürülmüştü. Acaba bu görüşe katılmak mümkün mü? Konuyu incelemeye başlamadan önce Oramsları dava eden Apostolidesin avukatı Kandunas’ın sözlerini anımsamamızda yarar vardır. İngiltere Yüksek Mahkemesi 6 Eylül 2006 tarihinde Orams davasında Rum taleplerini reddederek Oramslar lehine, daha doğrusu KKTC lehine karar verdiği zaman Kandunas “ Biz mücadeleye devam edeceğiz ve sonunda kazanacağımızdan eminim. Loizidu davasını da önce kaybetmiştik fakat yılmadık ve mücadele ederek kazandık” demişti. İncelediğimiz zaman Kandunas’ın sözlerinin doğru olduğunu görürüz. Gerçekten bu iki önemli davada Mahkemeler önce Türk tarafı lehine karar vermişler, fakat daha sonra gerçekleşen yasal mücadelede Rumlar davaların seyrini değiştirip galip gelmeyi başarmışlardır. Eğer Kıbrıs Türk Halkının yaptığı işler uluslar arası hukuka aykırı olsaydı herhalde bu mahkemeler ilk aşamada bizim lehimize karar vermeyeceklerdi. Ortaya çıkan tablo uluslar arası davaları haksız olduğumuz veya uluslar arası hukuka aykırı hareket ettiğimiz için değil yeterince mücadele etmediğimiz için kaybettiğimizi göstermektedir. Bir olayın uluslar arası hukuka uygun olup olmadığı nasıl anlaşılır? Uluslararası hukuk, uluslararası anlaşmalardan oluşan bir hukuk dalıdır. Anlaşmaların bir konuyu düzenlememesi halinde ise teamüllere yani benzer olaylarda dünyada izlenen uygulamalara bakılır. İki konuda Kıbrıs Türk Halkının uluslar arası hukuka uygun bir konumda olmadığı öne sürülmektedir. 1. KKTC devletinin uluslar arası hukuka uygun olmadığı öne sürülmektedir. 2. KKTC deki mülkiyet rejiminin uluslar arası hukuka uygun olmadığı öne sürülmektedir. AİHM ve ABAD her iki konuda da aleyhimize karar vermiş ve kararlarını bu varsayımlar üzerine yapılandırmıştır. Bu iki konuda uluslar arası hukuka uygun hareket edip etmediğimizi anlamak için önce yapılan anlaşmalara bakmamız gerekiyor. Anlaşmalar bizi bir sonuca götürmezse o zaman da teamülleri yani dünyada benzer olaylarda izlenen uygulamaları gözden geçirebiliriz. Uluslararası antlaşmalar açısından KKTC nin yasallığı KKTC’nin yasal bir devlet olup olmadığını saptamak için önümüzde duran metinler Zürih ve Londra Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’dır. Bu belgeleri incelediğimiz zaman Kıbrıs’ta geçmişte iki eşit halk olduğunu, ortak bir Cumhuriyet kurduklarını ve Rum siyasi liderlerin bu eşitliği bozmak için Akritas planını hazırlayarak 21 Aralık 1963’te etnik temizlik saldırıları başlattığını görürüz. Güneydeki Kıbrıs Rum devleti uluslar arası alanda tanınmış ve egemenliğini Kuzeye yayma yönünde büyük başarılar sağlamıştır. Ancak bunlar siyasi başarılardır. Biz burada konuyu hukuk zemininde tartışmaya çalışıyoruz. O zaman görürüz ki antlaşmalar veya yazılı metinler Güneydeki Rum devletinin yasal bir devlet olduğunu göstermekten uzaktır. Çünkü Rum devleti yasal olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Akritas planı çerçevesinde yıkılması sonucu kurulmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti 21 Aralık 1963’ten beri ikiye bölünmüştür. Kıbrıs Rum Yönetimi işgal ettiği bölgelerde Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndan farklı bir hukuk uygulamaya başlamıştır. Bugün Güneyde bulunan ve AB’ye kabul edilmiş olan devlet, 21 Aralık 1963’te Rum bölgelerinde kurulmuş olan devletin devamıdır ve bu nedenle uluslar arası hukuka uygun değildir. Rum devletini yasal, KKTC’yi yasa dışı kabul eden görüş, geçmişte Kıbrısta iki eşit halk olmadığı, Kıbrıs Türklerinin azınlık olduğu ve Rum çoğunluğun Kıbrısı işgal etmeye hakkı olduğu görüşüne dayanmaktadır. Eğer Kıbrıs Türk Halkı Kıbrıs’ta yaşayan iki eşit halktan biri ise (ki Zürih ve Londra antlaşmalarına ve 1960 Anayasasına göre öyledir) uluslar arası hukuk ilkelerine göre Rum halkın yaptığı her şeyi Türk halkın da yapmaya hakkı vardır. Barış Harekatı, 21 Aralık1963’te gerçekleşmeye başlayan ve 15 Temmuz 1974 tamamlanmak istenen Rum işgaline karşı alınan yasal bir önlemdir. Hukuk ilkelerine göre Kıbrıs’ın bir bölümünü işgal etmiş olan Rum Yönetimidir. Bu nedenle tarafsız yabancı hukukçular Barış Harekatı’nın ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan KKTC’nin Rum Yönetimi’nden daha yasal olduğunu kabul ediyorlar. Uluslar arası teamüller açısından KKTC’nin yasallığı yukarıda değindiğimiz yazılı metinleri bir tarafa bırakarak teamüller açısından konuyu değerlendirmeye çalışalım. Bunun için kendimize şu soruyu sormalıyız. 1960-1963 arasında Kıbrıs’ta olduğu gibi önce ortak bir devlet kuran ve daha sonra diğer ortağın etnik temizlik saldırıları sonucu haklarını yitirip azınlık haline düşen veya düşürülmek istenen başka bir halk var mı? Ne kadar araştırırsak araştıralım dünyada böyle bir olayın benzerine rastlayamayız. Dolayısıyla teamüller açısından incelediğimiz zaman da KKTC’nin uluslar hukuka aykırı olmadığı sonucuna varırız. Bu gerçeklere karşı AİHM ve ABAD nasıl KKTC nin yasal bir devlet olmadığı varsayımı içinde kararlarını verebiliyorlar? Bu haksızlık belki de Kıbrıs Türk Halkının barışsever ve özverili karakterinin yanlış anlaşılmasından gerçekleşmektedir. Tutum ve davranışlarımız dış dünyaya KKTC’ye inanmadığımız, uyguladığımız mal rejimini benimsemediğimiz ve eşit halk statümüzden vazgeçerek azınlık olmaya razı olduğumuz görüntüsünü vermektedir. Rumların saldırgan ve kavgacı mücadele yöntemi onların lehine bir etki yapmaktadır.
Yazı dizisinin yarınki bölümünde KKTC’deki mülkiyet rejiminin uluslar arası hukuka uygun olup olmadığını inceleyecek ve Rum kesimindeki mülkiyet rejimi ile kıyaslayacağız.
|