Kibris Gazetesi
Orams Kararına Karşı Alınabilecek Önlemler (4)
Yazan: Taner Erginel
   Perşembe 09:35
   11 Mart 2010
Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazı dizisinin dünkü bölümünde Kıbrıs Rum devletinin 21 Aralık 1963 etnik temizlik saldırıları sonunda Rum kesiminde kurulmuş uluslar arası hukuka aykırı yönetimin devamı olduğunu, KKTC nin ise eşit hak sahibi bir halkın zorunlu koşullarda kurduğu yönetimin devamı olduğunu, bu nedenle KKTC nin RumYönetimi’nden daha yasal olduğunu görmüştük. Bu gün de KKTC’deki mülkiyet rejimini incelemeye çalışalım. 
   KKTC’deki mülkiyet rejiminin uluslar arası hukuka uygun olup olmadığını anlamak için konuyu önce anlaşmalar ve sonra teamüller açısından değerlendirmemiz gerekmektedir.

Kıbrıs’ta mülkiyet konusunda Türk ve Rum görüşleri

Mülkiyet konusunda Türk görüşü yakın tarihe kadar  sorunun global (toplu) bir şekilde çözülmesi gerektiği idi. Bu görüşe göre toplu göç bireysel bir olay değildir. Genellikle savaşlardan sonra meydana gelen toplu göçlerde  haklı veya haksız olan kişiler değil devletlerdir. Dolayısıyla sorunların devletler düzeyinde çözülmesi gerekir. Bu görüşe karşı olan  Rum görüşü ise sorunun bireysel olarak çözülmesi ve herkesin eski malına dönme hakkını kazanması şeklinde özetlenebilir. Acaba bu görüşlerden hangisi uluslar arası hukuka uygundur.

KKTC’deki mülkiyet rejiminin yapılmış anlaşmalar açısından değerlendirilmesi

Kıbrıs’ta iki halk arasında mülkiyet konusunda açık bir  anlaşma yapılmış  değildir. Buna rağmen yapılmış olan  anlaşmaların yorumu bize Türk görüşünün daha doğru olduğunu göstermektedir. Taraflar arasında  1975 nüfus mübadele anlaşması ile, 1977 ve 1979 doruk anlaşmaları yapılmıştır. Bu metinler  incelenince taşınmaz malların toplu takası hususunda iki taraf arasında zımni bir anlaşma olduğu sonucuna varmak  gerekir. Çünkü gerek nüfus mübadelesi, gerekse iki bölgeli federasyon toplu mal takası ile tutarlı bir anlam kazanmaktadır.  BM Güvenlik Konseyi’nin onayladığı BM Genel Sekreterinin,1989-1990 yılları raporlarında belirttiği iki bölgeliliğin tanımı da bu görüşü desteklemektedir.
Buna ek olarak şu hususu da göz önünde bulundurabiliriz. 1974’ten önce Rum Yönetimi de işgal ettiği bölgelerde mülkiyet sorununun toplu olarak çözülmesi gerektiği görüşünde idi. Bilindiği gibi Rum Yönetimi o tarihlerde işgal ettiği bölgelerdeki Türk mallarına, Türk göçmenlerin dönmelerine izin vermiyordu. Bunun bir güvenlik sorunu olduğunu öne sürüyor ve  toplumlar arası anlaşmada karara bağlanmasını istiyordu. Rum Yönetimi o tarihlerde daha da ileri gitmiş ve Rumların Türklerden taşınmaz mal satın almalarını desteklerken Türklerin Rumlardan mal satın almalarını yasaklamıştı. Böylece iki halk arasında diskriminasyon yaparak insan haklarını ihlal etmişti.
 İki taraf arasındaki anlaşmalardan, BM milletlerin yaptığı iki bölgeliliğin tanımından ve diğer olaylardan  hareket ettiğimiz zaman Kıbrısta mülkiyet sorununun bireysel olarak değil toplu  olarak çözülmesi gerektiğini ve bunu öne süren Türk görüşünün uluslar arası  hukuka uygun olduğunu görürüz.

KKTC’deki mülkiyet rejiminin teamüller açısından değerlendirilmesi

Bir an için yazılı anlaşmaları ve kararları unutalım ve  teamüller açısından konuyu değerlendirmeye çalışalım. O zaman da kendimize  şu soruyu sormamız gerekiyor. Dünyada, Kıbrıs ta olduğu gibi savaş ve toplu göçler yaşanmış, aradan geçen zaman içinde farklı mülkiyet düzenleri oluşmuş iki ülke arasında  mülkiyet sorununun bireysel olarak çözüldüğü bir olaya rastlamak mümkün mü?  Ne kadar araştırırsak araştıralım böyle bir örnek bulmamız mümkün olmuyor. Diğer taraftan bu durumlarda toplu mal takası yönteminin uygulandığını gösteren örnekler bulmakta zorlanmayız. Bunun  için fazla uzağa gitmemize  gerek yoktur. Kurtuluş Savaşından sonra  Türkiye ile Yunanistan arasında bu yöntem uygulanmış ve iki ülkenin halkları arasında yeni kavgalar ve acılar yaşanması önlenmiştir.
İkinci dünya savaşında birçok ülkede toplu göç yaşanmıştır. Daha sonra Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünyanın birçok yerinde savaşlar ve toplu göçler olmuştur. Bu ülkelerin hiçbirinde mülkiyet sorunu Kıbrıs’ta AİHM ve ABAD’ın çözmek istediği gibi  bireysel olarak ve eski mal sahiplerine geri dönme hakkı tanınarak çözülmemiştir.

Adil bir mahkeme kararı nasıl olur?

Adil bir mahkeme bir ilkeyi ortaya koyduğu zaman aynı durumda olan herkesin bu ilkeden yararlanabilmesini öngörür. İstisnalar koyarak veya bahaneler uydurup ayırımlar yaparak,  aynı durumda olan insanların bir bölümünün farklı sonuçlar almasına izin vermez. AİHM’in ve ABAD’ın  Kıbrıs’ta mülkiyet konusunda benimsediği ilkenin Kıbrıs dışında toplu göç yaşanmış diğer  ülkelerde uygulanması söz konusu olamaz. Uygulandığı takdirde milyonlarca insan yer değiştirme hakkını elde edecek ve dünya yeniden savaş alanına dönecektir.  Kaldı ki söz konusu ilkeler karşılıklı göç yaşanmış Kıbrıs’ta bile sadece Rum halkın yararlanmasını sağlayacak şekilde uygulanmak istenmiştir. Dolayısıyla teamüller açısından bakıldığı zaman da mülk sorununun bireysel olarak değil toplu takas yoluyla çözülmesi gerektiği ve toplu takasın uluslar arası hukuka uygun olduğu sonucuna varmak gerekir.

AİHM ve ABAD kararları Kıbrıs’taki gerçeklere uygun değildir

AİHM ve ABAD’ın verdiği kararlar toplumsal göçlerin yaşanmadığı bir ülkede örneğin Almanya’da bir Türkün bir Rumun malını işgal etmesi durumunda verilebilecek kararlardır. Her iki Mahkeme de Kıbrıs’taki gerçekleri göz ardı ederek kararlarını vermişlerdir. Diğer bir ifade ile kararların dayandığı olgularla uygulanan hukuk birbirine uygun değildir. Bir Mahkeme kararının düşebileceği en büyük hata budur.
KKTC Meclisi, AİHM in Loizidu kararı haksız olmasına rağmen bu karara uymuş ve 67/2005 Sayılı Taşınmaz Mal Tazmin,Takas ve İade Yasasını kabul etmiştir. Başvuran Rumlara toplu göç yaşanmış hiçbir ülkelerde olmadığı  ölçüde büyük tazminatlar ödenmiştir. Maalesef  ABAD bunu da yeterli bulmamış ve bir adım daha ileri giderek Kıbrıs Türklerini doğrudan Rum halkın insafına terk eden  kararını vermiştir. 

KKTC’de terk edilmiş Rum mallarının kamulaştırılması uluslararası hukuka uygun mu?

Toplu mal takası ilkesi benimsendiği zaman KKTC’nin terk edilen Rum mallarını kamulaştırması bir hak ve zorunluluk haline gelmişti. Nitekim KKTC Kurucu Meclisi de bunu yapmış KKTC Anayasasının 159’uncu maddesi ile terk edilen Rum mallarını kamulaştırmıştır.
Bilindiği gibi hukukta hiyerarşi vardır. En üstte Anayasa, daha altta yasalar, daha altta ise tüzükler ve diğer mevzuat bulunur. Eğer bir konu Anayasa düzeyinde ve referandumla çözülmüşse en üst düzeyde çözülmüş demektir ve yasallığını artık tartışmak mümkün değildir.
Kıbrıs’ta Anayasa ile gerçekleşen kamulaştırmanın daha sonra toplumlar arası bir anlaşma ile tamamlanacağı ve  Türk göçmenlerin Güneyde kalıp  KKTC lehine feragat ettikleri  malların Rum göçmenlere verilebileceği ifade edilmişti. Bunun gibi sınır düzeltmesi yapılması  ve karşılıklı tazminat konularının görüşülmesi de kabul edilmişti. Bu hususlar dikkate alındığında ve dünyada gerçekleşen diğer toplu göçlerde mülkiyet sorununun nasıl çözüldüğü ile kıyaslandığında KKTC’deki uygulamanın diğer ülkelerden çok daha adil ve uluslararası hukuka çok daha uygun olduğu görülür.

Güneyde  yapılan kamulaştırmalar uluslar arası hukuka uygun mu?

Güneyde  Rum devletinde yapılan kamulaştırmalar ise ayırımcı bir yaklaşımla, eşitlik ilkesine aykırı ve şaibeli olmuştur. Kamulaştırmanın en önemli unsuru olan kamulaştırma bedeli mal sahiplerine ödenmemiştir. Kamulaştırma bedeli ödenmediği zaman  kamulaştırılan malın iade edilmesi gerektiği halde bu yapılmamıştır. Loizidu ve Orams kararlarında Güneyde yapılan bu haksızlıklar göz ardı edilmiş Kıbrıs Türklerinin tüm temel haklarını ihlal eden ayırımcı kararlar verilmiştir.

Yazı dizisinin yarınki bölümünde ABAD’ın Orams davasında verdiği kararın Kıbrıs Türk Halkına yaptığı haksızlığın boyutunu göreceğiz.

Diğer haberleri
31 Temmuz 2010, Cumartesi   10:02   Londra’ya dönüş yolu açıldı
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:59   Kıskançlık cinayeti
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:55   Gazimağusa’da şok eden ölüm
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:53   Adana’ya uçamadılar Girne turu yaptılar
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:51   Gölgede 43 derece
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:49   Et skandalıyla ilgili tahkikat sürüyor
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:48   Süher Bozalanlar gözyaşları arasında toprağa verildi
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:43   “İhmali olanları tespit ettik”
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:42   Kefil bulamadılar
31 Temmuz 2010, Cumartesi   09:41   Zeki Çeler’e yazık ettiler
   692 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder


© 2003 - 2010 Kıbrıs Gazetesi
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır.
Kıbrıs Gazetesi harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
Gazete Otomasyonu
Technology by:
                     
D��ar�ya link Last Digital