Kibris Gazetesi
Orams Kararına Karşı Alınabilecek Önlemler (5)
Yazan: Taner Erginel
   Cuma 09:13
   12 Mart 2010
Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Orams davasında 28 Nisan 2009 tarihinde verilen ABAD (Avrupa Birliği Adalet Divanı) kararı Kıbrıs Rum Mahkemelerinin KKTC de meydana gelen olaylarda yargı yetkisi olduğunu ve bu kararların tüm AB ülkelerinde icra edilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. ABAD, buna ek olarak icraya ilişkin ilkelere de açıklık getirmiş ve Rum Mahkeme kararlarının üye devletlerde otomatik olarak uygulanması gerektiğini, çok istisnai bir neden olmadıkça üye devlet Mahkemelerinin icrayı önlememesi gerektiğini belirtmiştir. İngiltere İstinaf Mahkemesi ise  19 Ocak 2010 da tarihli kararıyla ABAD’ın görüşlerinin aynen uygulanacağını belirtmiştir. İngiltere İstinaf Mahkemesi ABAD kararına uymanın dışında bir şey yapmamıştır.
 Bu tablo bize yapılan haksızlığın kaynağının ABAD olduğunu, çözümü ABAD’ın kararını değiştirmekte aramamız gerektiğini göstermektedir. Maalesef soruna yanlış teşhis koymuş ve  çözümü farklı yerlerde aramaya başlamış bulunuyoruz.
Orams kararına karşı alınabilecek doğru önlemleri saptamak bu yazı dizisinin temel amacıdır. Bu konuyu ileriki bölümlerde ele alıp inceleyeceğiz. Bu aşamada Orams kararının neden haksız olduğu konusunda net bir görüş sahibi olmaya çalışalım.

Kıbrıs Türk Yasalarının geçersiz hale gelmesi
Bilindiği gibi 1960 da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 21 Aralık 1963 de Rum Yönetiminin etnik temizlik saldırıları sonucu ikiye bölünmüştü. O tarihten beri Kıbrıs Türk Halkı kendi bölgelerinde kendi egemenliği altında yaşamaktadır. Ayrı egemenlik ayrı yasa yapma hak ve zorunluluğunu birlikte getirir. Bu nedenle Kıbrıs Türk Halkı da 21 Aralık 1963 den itibaren kendi yasalarını yapmış ve toplum yaşamını bu yasalara göre düzenlemiştir. Kıbrıs Türk Yönetiminin ve yasalarının uluslararası hukuka uygun olduğunu veya en azdan Rum Yönetimi ve yasalarından daha uygun olduğunu bu yazı dizisinin 3. Bölümünde görmüştük. Gerçi dünyada tam ters bir anlayış oluşmuştur. Ancak bu Rumların propaganda alanında başarılı olmalarından Türklerin ise zayıf kalmalarından ortaya çıkan bir sonuçtur. Biz burada olayları hukuk yönünden incelemeye çalıştığımız için olayın propaganda ve siyasi yönlerini bir tarafa bırakıyoruz.
21 Aralık 1963’ten beri Kıbrıs Türk kesimindeki olaylar Kıbrıs Türk hukukuna göre gerçekleşmektedir. Örneğin bir kişi evini kiraya vermişse Kıbrıs Türk yasalarına göre vermiştir. Bir taşınmaz mal anlaşmazlığı olmuşsa Kıbrıs Türk yasalarına göre çözülmüştür. Bir şirket kurulmuşsa Kıbrıs Türk yasalarına göre kurulmuştur.
ABAD’ın Türk kesiminde meydana gelen olaylarda Rum Mahkemelerinin yargılama yetkisi olduğuna karar vermesi, KKTC’deki yasaların geçersiz olduğu ve Kuzeyde de Rum yasalarının uygulanması gerektiği anlamına gelmektedir. Bu durumda KKTC yasalarına göre yapılmış tüm işlemler yasa dışı olacaktır. Böylece Kıbrıs Rumları, KKTC yasalarına uymaktan başka kusuru olmayan Kıbrıs Türklerini Rum yasalarına uymadıkları için yargılayıp mahkum etme olanağına kavuşacaktır.

Tarihte benzeri görülmemiş insan hakları ihlali
Kıbrıs Türklerinin Rum yasalarına uymak zorunda olması ve Rum yasalarına göre yargılanması yıllarca çalışarak elde ettikleri kazanımları bir çırpıda yitirmeleri demektir. Bir halkın uyguladığı yasaların hem de demokratik seçimlerle iş başına gelmiş temsilcilerinin yaptığı yasaların, yıllar sonra geçersiz kabul edildiği ve başka bir yönetimin yasaları uygulanarak haklarının elinden alındığı bir olaya dünyanın hiçbir yerinde rastlamak mümkün değildir. AB, Avrupada yaşayan herhangi bir halka böyle bir uygulamayı reva görmemiştir. Avrupayı bir tarafa bırakalım, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir  halka bu kadar büyük bir haksızlık yapılmamıştır?
Orams davasında AB Komisyonunun ABAD a sunduğu R. Silva de Lapuerta raporundan beri Kıbrıs Türk Halkına bu haksızlığın yapılacağı belli idi. Buna rağmen Türk tarafından  hiçbir tepki gelmemiştir. Hatta memnuniyet ifade eden açıklamalar olmuştur.  Bu durum,  herhalde  haksızlığın boyutlarının anlaşılamamasından kaynaklanmıştı. 
Kıbrısta herkesin kendi kendine sorması gereken soru şudur. Ortada bu kadar ciddi bir insan hakları ihlali dururken bunu anlamamak, tepki göstermemek ve olayı sadece Orams ailesi aleyhine bir icra sorunu imiş gibi görmek hatalı değil mi?
 Birçok kişi ortaya çıkan tablonun fazla olumsuz olmadığını, örneğin toplumlararası müzakerelerde sorunun çözülebileceğini düşünmektedir. Ancak dikkatli bir inceleme bu olasılığın ne kadar uzak olduğunu, ABAD kararının çözümü de anlamsız hale getirdiğini bize gösteriyor. Bu konuyu yazı dizisinin 2. Bölümünde görmüş bulunuyoruz.
Rum tankları Girneye mi geliyor?
Bazı kişiler ise Kıbrıslı Rumların Türklere fazla zarar vermek istemeyeceğini, çünkü zarar vermenin kendi çıkarlarına da  ters düşeceğini düşünmektedir. Bu düşünce de hatalıdır. Önemli olan zarar verme yolunun açılmış olmasıdır. Bu hakkı elde etmiş olan Rum Yönetimi ve Rum halkının henüz bu olanaktan yararlanmaya başlamadıkları doğrudur. Ancak bu durum ileride yararlanmayacaklarını göstermiyor. Biz burada olayın yasal yönünü yani ABAD’ın Kıbrıs Rum Yönetimine ve Kıbrıs Rum Halkına tanıdığı hakların boyutunu kavramaya çalışıyoruz. Bu haktan ne zaman ve nasıl yararlanacakları farklı bir konu olup bunu ayrıca değerlendirmemiz gerekiyor.
ABAD teorik olarak KKTC yi tasfiye etmiş ve Rum devletinin egemenliğini Kuzeye yaymıştır. Bu yaklaşım Loizidu ve Aresti davalarında olduğu gibi Kıbrısta iki halk değil tek halk olduğu, Kıbrıs Türk Halkının ayrı self determinasyon hakkı olmadığı, Kıbrıs Türk Halkının azınlık olmaya razı olduğu, Barış Harekatının haksız bir işgal olduğu ve Rum Yönetiminin Barış Harekatının rövanşını veya intikamını almaya hakkı olduğu görüşüne dayanmaktadır.
ABAD kararı Rum tanklarını Girneye getirememiştir ama Kuzeyde Rum yasalarının uygulanmasını öngördüğüne göre Rum tanklarının Girneye gelmesinde yasal bir sakınca olmadığını açıklamıştır. Türk tanklarının ise Girnede bulunmasının yasalara aykırı olduğu görüşündedir.

ABAD kararına karşı şiddetli bir tepki göstermek mi, yoksa olayı kamufle etmek mi daha doğrudur?
Kıbrısta olumsuz gelişmeleri büyütmemek hatta kamufle etmek gerektiğini öne süren bir görüş vardır. Buna karşı olan görüş ise şeffaflıktan yanadır ve gerçekleri kamufle etmenin sakıncalı olduğunu öne sürmektedir. Örneğin  Orams davasının her aşamasında gerçekleri ört bas etmenin büyük bir hata olduğu, halkın gerçekleri  Rum avukattan öğrenebildiği, halk tepki gösteremediği için önlemler alınamadığı ve olumsuz sonucun bu nedenle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. 
Orams davası İngiltere İstinaf Mahkemesinde görüşülmeye başlandığı Temmuz 2007 de Rum tarafı kritik soruların ABAD a sorulmasını talep etmişti. KKTC nin itiraz etmemesi üzerine havale gerçekleşti. Rum kesimi bu olayı büyük zafer “major victory” olarak kutladı. Apostolidesin avukatı Kandunas “Türk tarafı havale talebine itiraz etmedi. Hoş bir sürprizle karşılaştık (we were pleasently surprised)” dedi. Orams davasının ilk aşamada amacı Kuzeyde başlayan ekonomik kalkınmayı durdurmaktı. Türk kesiminde havale konusunu büyütmemek ve yatırımcıları telaşlandırmamak şeklinde bir görüş oluştu. Halbuki yatırımcılar ve hukukçuları davayı yakından  izliyorlardı ve havaleden sonra neler olabileceğini KKTC yöneticilerinden daha iyi tahmin etmişlerdi. Olayı kamufle etmek aslında gerçekleri kendi halkından gizleme anlamına geriyordu. Bu yapılmayıp gerçekler tüm yönleri ile ortaya çıkarılsa halkımız başına gelebilecek felaketleri anlayacak ve davayı yönetenleri önlem almaya zorlayacaktı. Maalesef bunlar yapılmadı ve herhangi bir önlem alınmadığından KKTC de başlayan kalkınma bir anda durdu . Daha sonra olumsuz gelişmeler birbirini izledi.

ABAD kararına karşı alınabilecek önlemler
Orams davası ABAD a havale edildikten sonra Türk tarafında sorunları kamufle etme çabaları devam etmiştir. Olayın önemli olmadığı, ABAD dan sadece görüş sorulduğu ve bu görüşün de olumlu olacağı söylenmeye başlandı. Dava, ABAD da devam ederken olumsuz gelişmeler birbirini izledi. AB Komisyonu (R. Silva de Lapuerta) raporu ABADa  sunuldu. Bu rapor KKTC de meydana gelen olaylarda Rum mahkemelerinin yargı yetkisi olması gerektiğini belirtiyordu. Rum mahkemelerinin yargı yetkisi olduğu zaman, Rum yasaları uygulanacak, KKTC yasalarına göre haklarını kazanmış Kıbrıs Türkleri haklarını yitirecek ve ikinci sınıf bir azınlık haline gelecekti. Bu rapor AB nin mahkemeden talebi idi. Maalesef rapor KKTC Yönetimi tarafından görmezlikten gelindi ve hiçbir tepki gösterilmedi. Arkasından mahkemeye bu rapordan daha kötü olan Advocate General, Kokott un raporu sunuldu. Yine hiçbir tepki gösterilmedi. Daha sonra her iki rapordan daha kötü olan 28 Nisan 2009 tarihli ABAD idam kararı verildi. Yine hiçbir şey yapılmadı ve kararın sadece bir tavsiye görüşü olduğu ve esas kararın İngiltere İstinaf Mahkemesinde verileceği söylenmeye başlandı. Halbuki ABAD kararından sonra İngiltere İstinaf Mahkemesinin yapabileceği fazla bir şey kalmamıştı.
ABAD davasında her aşamada alınabilecek ve alınmayan önlemleri yazı dizisinin ileriki bölümlerinde görecek ve daha sonra bugün ne yapmamız gerektiğini saptamaya çalışacağız.


Yazı dizisinin yarınki bölümünde ABAD kararının Kıbrıs Türk Halkını karşı karşıya getirdiği tehlikeleri incelemeye devam edeceğiz.

Diğer haberleri
07 Şubat 2012, Salı   10:06   Kanseri yendi, trafiğe yenildi
07 Şubat 2012, Salı   10:04   Böyle mi olacaktı
07 Şubat 2012, Salı   09:53   Şeyh Nazım ağır hasta
07 Şubat 2012, Salı   09:51   Doktor ihbar etti
07 Şubat 2012, Salı   09:50   Efe’nin omuzu çıktı
07 Şubat 2012, Salı   09:48   Sevgiyle uğurlandılar
07 Şubat 2012, Salı   09:45   Hizmetleri anlatıldı
07 Şubat 2012, Salı   09:35   Hangisi doğru?
07 Şubat 2012, Salı   09:23   Çok önemli konuk
07 Şubat 2012, Salı   09:22   Dostluk adına
   615 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark


© 2003 - 2010 Kıbrıs Gazetesi
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır.
Kıbrıs Gazetesi harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
Gazete Otomasyonu
Technology by:
                     
D��ar�ya link Last Digital