Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

15.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Ah sağlık…

Ülke genelinde tarihi bir sistemsizliğe dönüşen sağlık sorunları, gündemin tavanını darmadağın eden dehşetiyle yeni bir evreye girdi. Medet umulan yasaların ki o yasaların mahiyeti açıklanmıştır, meclisten geçirilip yürürlüğe girmesi ve bu yasalardan beklenen iyileştirici uygulamalar ve yatırımlar söz konusudur şimdi… Tetikte bekleyen TIPİŞ ise “eylemler kalkmadı, askıdadır, gözümüz üstünüzde” diye hükümete gözdağı vermektedir.

Bıçak kemiğe dayanmıştır. Bir şeyler yapılacak yapılmasına da kuşkularımızdan kurtulamıyoruz… Çünkü en iyi yasalar geçirilse de, asıl olan uygulama yeteneğidir. Bizim, yasaları harfiyen uygulama bağlamındaki yetersizliklerimiz ve heyecansızlıklarımız ünlüdür. O nedenle şimdi kulaklara çalınan çalışmaların mutlak sonuç vermesini beklemenin biraz hayalcilik olacağını belirtmemiz hiç de ön yargı sayılmaz. İyisi mi, biz medya olarak daha şimdiden kaygılarımızı ve duyarlılıklarımızı seslendirerek “uyarıcı sistem” misyonumuza bağlı kalmalıyız…

Elbette ki kaygılarımızı seslendirirken kehanette bulunmuyoruz… Maalesef acı tecrübelerimiz ve gözlemlerimiz bizi böyle düşünmeye zorlamaktadır… Şimdi çalışmalar ve temaslar sürdürülecek… Çalışmaları şekillendiren sentezler oluşacak… Yasa tasarıları hazırlanacak ya da hazır olanlara son şekilleri verilecek… Bunlar Bakanlar Kurulu’nda olgunlaştırılacak…O tasarılar belli teknik aşamalardan sonra hekimlerin kendi gruplarıyla hükümet kurabilecek kadar çok olduğu şu meclisten geçecek…Arkasından bu yasalarla ilgili yığınla tüzük hazırlanacak… Sözün özü, önümüzdeki günlerin sağlık gündemi oldukça yüklü…

Tabii ki, şu sorular da kafalarımızı kurcalamakta berdevam olacak: Sağlıkta sistemsizliği sisteme dönüştürmekte yarar görenler artık eski takıntılarını terk edecek noktaya gelebildiler mi? Yasalar ve tüzükler geçirilse bile diğer bazı yasalarla tüzüklerin başına gelen raflarda tozlanmaya terk edilme ya da yasal düzeni hiçe sayma ciddiyetsizliği sürdürülecek mi?..

                                                               *       *       *

Bu sağlığa dair reformlar ve çağdaş yasalar konusu bizim nesil gazetecilere 40 küsur yıldan bu yana gündem oluşturmuştur… Yıllar boyu, ta Niyazi Manyera’dan, Dr. Burhan Nalbantoğlu’ndan, Oktay Feridun’dan bu yana   göreve başlayan her yeni sağlık bakanı ve  idealist hekimlerimiz, reformlar konusunda nutuklar attılar… Ama, yine de beklentiler tam olarak gerçekleşemedi. Çünkü bizim yoz düzenimizde sistem yerine sistemsizliğin olmasını yeğleyenlerin gücü o kadar aşılamazdır ki…

Ve bizim nesil gazeteciler kliniklerin kapatılması koşuluyla hekimlere yüzde 40’lık maaş artışı verilmesine karşın onların ikinci iş yapmasının yine de engellenemediğine, “kliniğini çalıştır, ama kapısındaki tabelayı sök” telkininde bulunan sağlık bakanlarına da tanıklık etti.

Yine de içtenlikle dileyelim ki, herkesi mutlu edecek olumlu gelişmeler birbirini izlesin ve hem halkımızı, hem hekimlerimizi ve hem de ülkemizi çağdaş çizgiye taşıyacak o reformlar artık sağlıkta gerçekleşsin. Çünkü KKTC’deki sağlık sistemsizliği, sürdürülebilirliliğini tümden yitirmiştir.                                            

Bu sistemsizlikten sadece hastalar değil, hekimler de zarar görmektedir. Çare üretemeyen siyasetçiler de… Sistemsizlik boyuna mağduriyetler üretmektedir…     *  *             *

Hastanelerimizde çağdaş alt yapı yok…  Merkezi hastanemiz olan Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi dönemini tamamladı. 150 bin nüfus için tasarlanan bu merkezi hastanede 50’nin üzerinde cerrah olsa bile, sadece 7 ameliyat salonu vardır. 122 Acil Servis ambulanslarının vızır vızır işlediğini görüyoruz, ama bunların pek azının içinde doktor ve hatta hemşire bulunduğunun kaçımız farkındadır? Ambulansların içinde kimi zaman doktor, sedye ve acil donanım bulunmadığı,  hastayı kaldırabilmek için çevreden yardım bile istendiği sıkça basına konu olmaktadır. Tıp kazalarımız işte burada başlıyor… Hangi çağdayız ey dostlar?

Dahası var: Devlette var olan hekim kadroları açılmıyor… Hastaların ölümle –  kalım arasındaki kritik dönemlerini geçirdikleri yoğun bakım ünitesi yeterli teknik donanımdan ve sağlık personelinden yoksundur… Devlet Hastanesi başhekiminin “Yoğun bakımda tek yatak kalmadı. Ben şimdi ne yapayım?” diye yakındığını, birkaç gün önce bizzat sağlık bakanının ağzından dinledik.

Plan ve programların yapılabilmesi için ülkedeki gerçek nüfus sayısı ve yapısı bilinmiyor… Nüfusun yarısı sigortasız…  Sigortasız ve kaçak nüfus büyük oranda...  Çalışan, asker, turist ve öğrenciler de dahil, ülkede bulunan her bireyin; vatandaş olsun ya da olmasın;  dünyanın gelişmiş ülkelerindeki gibi kayıt altına alınıp sağlık sigortası kapsamına dahil edilmesi bağlamında kararlı çalışmalar yapılmıyor...  Devlet hekimlerinin iş günü boyunca görevde bulunmalarını sağlayacak etkin bir tam gün yasası yok… 

Olayın etik yönüne baktığımızda, ülkemizdeki hastaların maddi kaynak olarak görülmesinden yakınan hekimlerimizin sayısı da az değildir. Hekimler bile bu durumdan yakınırken insanlarımız nasıl tedirgin ve mutsuz olmasınlar ki?..

Buna son vermek için toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir genel sağlık sigortası, sadece halkın değil, hem devlet hastanelerinin, hem de özel hastanelerin ve buralarda hizmet veren serbest hekimlerin yararına olacaktır. Ki o yasadan henüz hiçbir haber yok!..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.