Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

03.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Anılarımdaki Mustafa Çağatay: Adam gibi adam…

Zamanın deli bir rüzgâr gibi geçip gittiğini duyumsadığım anlardan birindeyim yine… Ve Mustafa Çağatay’ın 28’nci ölüm yıldönümünde onun hakkında bir şeyler yazmak için bilgisayarımın başındayım…

“Bilgisayar” deyince onun titizliği ve maiyetindeki bizlerin de onun titizliği karşısında hiç itirazsız külfetlere nasıl seve seve katlandığımız geliyor aklıma…

Keşke bilgisayar teknolojisi o günlerde girmiş olsaydı yaşamımıza... Çalışmalarımız çok daha kolay olacaktı!..

Başbakanlığı boyunca sadece basın danışmanı değildim Mustafa Çağatay’ın… Resmi ve çok özel yazılarını da yazan görevlisiydim… Bilgisayar yok, kalem ve daktilo vardı!.. İletişim araçlarımız da manuel telefon, faks ve teleks!…

Başbakanlıktaki 10 yıllık hizmetimin arkasından, 20 yıl kesintisiz sürecek olan Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’ne beni Mustafa Çağatay okulunun hazırladığını her zaman gururla ve minnetle söylerim. Çağatay öğretileri, sadece bürokratlığıma değil; yaşamımın diğer alanlarına da yansıdı…

                                                                              *             *             *

Beni bir demecini, söylevini, özel yazısını ya da mektubunu kaleme almak için çağırdığında ifade etmek istediklerini çok net biçimde açıklar, çerçeveyi ortaya koyar ve öngördüğü temaya aynen bağlı kalınmasını isterdi…

Çok titiz amirimizin düşüncelerinin kaleme alınan metne aynen yansıyabilmesi için bizler de azami titizliği gösterirdik…

Yine de hazırlanan metni “daktilo” dediğimiz görevli bayanlardan alıp önüne götürdüğümüzde onayını derhal vermezdi. Mutlaka kendince bir eksiklik bulur, kimi sözcükleri daha etkili ve daha anlamlı hale getirmeye çalışır ve o metin hedefine ulaşmadan önce birkaç kez “daktilo”ya gidip gelirdi.

İşin doğrusu o külfetli çalışmalar sonunda ortaya çıkan metne baktığımızda ürünümüzün daha da içerik ve anlam kazandığını memnuniyetle görürdük… 

Kimi zaman çok özel yazıları olurdu. Zinhar ilgililerden başkasının görmesini istemediği yazılar… İşte o durumlarda “al daktilonu gel, birlikte yazalım Tolgay” derdi.  Başbakanlık makam odasında A 4 kâğıdının daktilonun silindirine kaç kez girip çıktığını varın siz tahmin ediniz artık!..

Kimi zaman mesai saatlerinin dışında telefonla arar “o yazıdaki falan sözcüğün yerine falanı kullansak çok daha iyi olmaz mı?” diye sorardı…

Haydi hemen Başbakanlık Dairesi açılır, daktiloyu kullanan görevli bayan çağrılır, söz konusu yazıya öngörülen düzeltme yapılır ve nihai metin faksla Başbakanımız Çağatay’ın onayına iletilirdi…

Bu tür işlerin rahatça sürdürülebilmesi için Başbakan Çağatay’ın talimatıyla Başbakanlık kapısının bir anahtarı zimmetime verilmişti!.. İşte sorumluluk telkin eden bu özelliğiyle sadece amirimiz değil,  öğretmenimiz de olmuştu hukukçu Başbakanımız Mustafa Çağatay… 

En doğru, en içerikli, en yanlışsız, hukuka ve ahlâka en uygun yazıları yazmayı şahsen onun bilgeliği altında öğrendim…

Mustafa Çağatay’ın öğretici danışmanlığından sonra binlerce köşe yazısı yazdım. O yazıların bir teki bile ne yasalara, ne de ahlâk kurallarına takıldı… Ne kadar sert yazarsam yazayım, hiçbir zaman mahkemelik olmadım, kimsenin onurunu rencide edecek yazılara imza atmadım…

                                                                              *             *             *
Sevenleri ve sayanları bugün yine Mustafa Çağatay’ın mezarı başında olacaklar. Onun yaşama veda ettiği günün üzerinden geçen 28 yılda yeni nesillere kavuştuk. Bu yeni nesillerin yaşamına olumlu şekilde dokunan nice yasanın onun Başbakanlığı döneminde geçtiğinin acaba kaç kişi farkında?

Sendikacılığımızın unutulmaz kimliği Necati Taşkın’ın yaşam öyküsünü “Efsane Sendikacı Necati Taşkın” başlığı altında kaleme aldığım son bir yıl içinde çalışma hayatımızla ilgili temel yasaların ve sosyal hakların onun başbakanlığı döneminde kurumsallaştığı, sosyal konut projelerinin temellerinin atılmasında onun imzası olduğu gerçekleriyle bir kez daha yüzleştim.

Ekibinde ve maiyetinde çalıştığımız yıllarda son derece mütevazı bir mimarisi olan Başbakanlık binası, bugün Cumhurbaşkanlığı dairesinin devamı olan İrini Burcu’ndaydı. Çağatay, bugünün başbakanlık binasını orada  projelendirdi ama yeni başbakanlıkta çalışma şansı hiç olmadı… Başbakanlık binası projelerini bakanlıklar projeleri izleyecekti…

Binaları projelendirmek onun için ne ki? O aynı zamanda Kıbrıs Türk Federe Devleti’nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçiş döneminin de baş hazırlayıcıları arasındadır...

Bir makam otosuna ancak başbakanlığının son aylarında sahip olan ve görevini yıllarca, masraflarını da cebinden ödediği sarı Wolksvagen’i ile sürdüren hukukçu Mustafa Çağatay, aslında bugünkü gözle bakıldığında siyasetçi olabilecek karakterde bir insan değildi. Ama döneminin koşullarında halkına ve ülkesine kalıcı hizmeti siyasette gördüğü için girmişti o yola…

1974 savaşlarından sonra eğer Limasol Türk bölgesinde “milletvekili” kimliğine sahip bir Mustafa Çağatay olmasaydı oralardaki Türklerin halinin neye varacağını yine yoğun araştırmalarla kaleme aldığım “Dr. Ayten’in Romanı”nda görürüz. 

Popülizmi yaşamı boyunca reddeden özveri, sevgi, saygı ve tevazu insanıydı o… Yaşam tarzına ve ilkelerine ters gelen olgular siyaseti sarmalına almaya başlayınca da, siyaseti terk etmesini bilen adam gibi adamdı… Manevi huzurunda saygıyla eğilirim Çağatay Başbakanımın…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.