HUNKAR SAG GIYDIRME
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

16.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Anlaşılmayacak ne var?!..

1950 yılında Rum Komünist Partisi AKEL’in Rum Ortodoks Kilisesiyle birlikte organize ettiği ENOSİS plebisitinin Rum eğitim kurumlarında her yıl kutlanmasına ilişkin Temsilciler Meclisi kararının Türk halkında neden bu kadar büyük tepki yarattığını anlayamayan Rumlar varmış. Biz de onların anlayışsızlığını anlayamıyoruz!..
Demek ki onlar, Kıbrıs’ta yıllar boyu yaşanan acıların tek nedeninin bu ENOSİS saplantısı olduğunu anlayamayacak kadar ada yaşamının gerçeklerinden bihaberdirler. Bu kadarı da olmaz ki canım!..
O karar, Kıbrıs Türk tarafına hakim olan güven bunalımının asla haksız gerekçelere dayanmadığının yeni bir örneğidir. Anastasiadis’in başında bulunduğu rejim güven bunalımını daha bir körükleyerek sonuç alabileceğini sanıyorsa, hayal dünyasında yaşıyor demektir…
1959 Türk – Rum Ortaklık Cumhuriyeti Anayasası ENOSİS’i de, taksimi de yasaklamıştır. Buna karşın Rumlar tek başlarına ele geçirdikleri cumhuriyet meclisinde,  1967’de, tüm siyasi partilerin onayı ile ENOSİS kararı geçirdiler. Türk tarafının yoğun itirazlarına karşın bu kararı bugüne dek kaldırmadıkları gibi, şimdi bir yeni meclis kararıyla daha ENOSİS Plebisiti’ni kutlanmaya değer olaya dönüştürüyorlar…
                                                               *             *             *            
Rum tarafının sürekli olarak barışı sabote eden ve ahitlerini çiğneyen halleri saymakla bitmez. Bu durumda güven ortamı nasıl oluşsun? 
Londra ve Zürih Antlaşmalarıyla kurulan Türk – Rum ortaklık cumhuriyetindeki yetkileri ve hakları bile yeni çözüm arayışlarında Türklere geri vermeyen, o hak ve yetkileri Türklere layık görmeyen, eşitlik ve paylaşım kültüründen alabildiğine uzak  bir zihniyetle karşı karşıyayız.     Kıbrıslı Türklere, dışlayıcı, hakimiyetçi ve ırkçı bir gözle bakanların hiç de güzel şeyler tasarlamadıkları ve vaat etmedikleri kesindir… 55 yıl önceki ortaklarına karşı, eşitlik ve adil paylaşım faziletinden uzak, şartlanmış bir bakış açısıdır bu...
Sürdürülmekte olan siyasal çözüm arayışlarını da “Gelin bizim hakimiyetimizdeki bu devlete biat edin, olsun bitsin. ENOSİS ülkümüze de hiç itiraz etmeyiniz” noktasına getirdiler.
                                                               *      *      *           
Şimdi dönüp yakın tarihe bir bakalım:
Üç yıl içinde yıkılmaktan kurtulamayan 1960 ortaklık cumhuriyetindeki denklem yüzde 70 - 30 bağlamındaydı. Kabinede 7 Rum bakana mukabil sadece 3 Türk bakan vardı. Ama Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ün de kararları veto etme hakkı vardı…
O nedenledir ki, kabinenin Savunma Bakanlığı koltuğunda oturan Osman Örek “Dümen onlardaysa, fren de bizdedir” esprisini üretmişti… Frenin bizde olmasının hiçbir işe yaramadığını ise kısa süre içinde görecektik. Çünkü o frenleri Rumlar çoktan patlatmış, arabayı domuz topu kendi bildikleri istikamette götürüyorlardı!..
Asıl diyeceğim o ki, 1960 anayasal düzeninde bile Rumların bugün hayalini kurdukları katı ırkçı hakimiyetçilik yoktu. Rum tarafı, zaman içinde ve yaşanan acı gerçeklerin etkisiyle esneyeceğine daha bir katılaşmaktadır…
                                                               *        *       *
Tarihten bir örnek daha vereyim:
Ortaklık cumhuriyetinin yıkılmasını tetikleyen en önemli etkenlerden biri, Rum tarafının anayasal düzeni hiç takmamasıydı...
Başpiskopos Makarios başkanlığındaki bakanlar kurulunun Rum üyeleri, belediyelerin düzenlenmesi bağlamında inkişaf encümenleri oluşturma kararı alır. Türk tarafı buna itiraz eder. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük vetosunu kullanır. Ve devletin Rum kanadı aleyhine dört dava açarak konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürür.
Tarih 25 Nisan 1963…Türk tarafının dörtlü itirazını haklı bulan Anayasa Mahkemesi, “İnkişaf Encümenlerinin anayasaya aykırı olduğu ve hükümetin bir an önce, anayasanın gerektirdiği şekilde belediye kanunları yapmak mecburiyetinin bulunduğu” kararını verir. Ve o bakanlar kurulu kararını da iptal eder.
Türk tarafının haklılığının anayasa mahkemesinde kanıtlanmasına, Rumlar ve Yunanistan şiddetli tepki gösterirler. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Forsthroff ve yardımcısı Christian Heinz, Rum baskılarına ve tehditlerine dayanamayarak adayı terk ederler.
                                                               *        *       *
Bir diğer örnek, 26 Haziran 1967’de yaşanandır… Makarios Rum Temsilciler Meclisi’ni toplar ve Yunanistan’la birleşme anlamına gelen “Enosis” kararını aldırtır. Arkasından da on bin civarındaki Yunan askerinin Kıbrıs Rum vatandaşı yapılması ve onların Rum Milli Muhafız Ordusu’na katılması kararı üretilir. On binden fazla Yunan askeri, bir çırpıda Kıbrıs vatandaşı yapılır.
Rum Temsilciler Meclisi’nin oybirliğiyle aldığı “Enosis” kararı, Türk tarafının ısrarlı isteğine karşın hâlâ kaldırılmadı. Binlerce Yunan askerinin vatandaşlığı da hâlâ sürmektedir. “Sürmek” ne kelime?.. Adamlar çoluk çocuğa karıştılar, Kıbrıs’a kök saldılar…
Bunlar, Rumlara neden güvenilemeyeceğinin sadece hukuk bağlamındaki birkaç örneğidir…
Anastasiadis ve şürekası şimdi kalkmış “Meclisimizden geçirilen bu karara karşı neden bu kadar tepki gösteriyorlar, anlayamıyoruz” diyorlar. O anlayışa sahip olsalardı zaten Kıbrıs sorunu çoktan sürdürülebilir bir çözüme bağlanacaktı. Hem federatif bir çözüm için masada olacaksın, hem de meclisinden ENOSİS kararları geçirteceksin!.. Anlaşılmazlığın daniskası asıl bu…
 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.