Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

31.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bahar rüzgârları…

Bizim kaynaklardan değil, ne münasebet; yine sınır dışı kaynaklardan öğrendik ki; Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis 2 Nisan gecesi “sosyal” bir yemekte buluşuyorlar…

“Sosyal yemek” mi?… Ona da “ne münasebet!”…

Siyasetçilerin buluştuğu hiçbir yemek sosyal değil, siyasaldır… Siyasetçiler ancak emekli olduklarında sosyal yemeklerde buluşurlar ve o yemeklerde de siyasal anılarını anlatırlar…

Bir bahar akşamına denk gelen 2 Nisan yemeğinde görüşmelerin yeni raundunun yol haritasının çizileceğinden hepimiz emin olabiliriz…

Da, görüşmelerin bahar havası içinde sürdürüleceğini söyleyebilecek cesareti bulamıyoruz… Bahar rüzgârları hiçbirimizi romantizme sürüklemesin…

Belirlenmesi muhtemel o yol haritasının sonsuza dek uzamamasını temenni etsek de, Rum tarafının kendini masada takvime bağlamak istemediği kesin olan gerçektir…

Oysa bizim cumhurbaşkanımız nisan ve mayıs aylarının görüşmeler açısından kritik olduğunu belirterek her şeye karşın iki ayda çözümden yana olumlu beklentileri olduğunu duyumsatıyor…

İnşallah Sayın Cumhurbaşkanım, inşallah!.. 

                                                                              *             *             *

Eğer görüşmeler yeniden başlayacaksa, zeminde nasıl bir konjonktürün sırıttığına hele bir bakalım:

Anastasidis’in “azınlık” olarak tanımladığı Türklerin çoğunluğa eşit olamayacağına; dönüşümlü başkanlığın, Türkiye’nin garantörlüğünün, Türk vatandaşlarına dört özgürlüğün de asla kabul edilmeyeceğine ilişkin güncel açıklamaları ortada duruyor…

Hidrokarbon sondajları gerek Türkiye’nin, gerekse Kıbrıs Türk tarafının ısrarlı ve tepkisel uyarılarına karşın ilerletilirken, Rum tarafı çeşitli ülkelerle Akdeniz’de “kurtarma” kamuflajlı askeri tatbikatlar yapmakta ve yardakçılarıyla birlikte açıkça gözdağı vermektedir…

EOKA ve ENOSİS konusundaki Türk duyarlılığı ortada dururken, fanatik Yunan yetkililerini de davet ederek 1 Nisan EOKA Günü adına devletsel nitelikli törenlere hazırlanıyorlar…

Rum siyaseti resmen seçim ortamına girmiştir ve Rum siyasetçiler de tribünlere oynamaktadırlar… Duygusallık tavana doğru tırmanmakta…

Kıbrıs sorununun Türkiye bağlantıları söz konusu olduğunda, Türkiye’nin duyarlı durumları da göz ardı edilemez…

Türkiye’nin şu referandum sürecinde hem Avrupa ülkeleriyle ve hem de Amerika ile ilişkileri gittikçe gerginleşiyor. Bu manzaranın Kıbrıs sorununun çözüm sürecine nasıl yansıyacağı kafaları meşgul etmektedir…

                                                                              *             *             *

Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı, çözüme egemen olması gereken kriterleri EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK ve GÜVENCE olarak tanımlıyor…

Peki bizim bu yaşamsal kriterlerimize saygı ve duyarlılık gösteren bir Rum siyaseti var mı ortada?..

“Vardır” diyen varsa lütfen var olanı belgeleriyle birlikte açıklasın…

1968’den bu yana bitip tükenmeyen görüşmeler sürecini artık dünya kamuoyu önünde oynanan bir tiyatro oyununa benzeten siyasetçilerimiz vardır… Ki, benzetmelerinde hiç de haksız değillerdir…

Rum – Yunan tarafının bu tiyatroyu antik Elen trajedilerine dönüştürdüğü de gün gibi ortadadır…

1977 – 79 Doruk Anlaşmaları’nın, 1978 Anglo – Amerikan – Kanada Planı’nın, 1984 – 85 Perez de Cuellar Anlaşma Çerçevesi’nin, 1992 – 94 Gali Fikirler Dizisi’nin ve 2004 Annan Planı’nın mutlu bir çözüm getirmesini  engelleyen hep Rum – Yunan tarafıdır.

Çünkü onlar mutlu bir oyundan yana değiller, Elen trajedilerinden yanadırlar…

Bu saatten sonra tavırlarını değiştireceklerine dair ortada hiçbir belirti olmadığındandır ki, bu bahar rüzgârlarının bizi romantizme sürüklememesi gerektiğinin altını çiziyorum… Gerçekçi olmakta yarar vardır…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.