Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

08.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bülent Ecevit’e vefa...

5 Kasım Cumartesi, büyük devlet adamı Bülent Ecevit'in 10’ncu ölüm yıldönümüydü. Buruktum… Ve onu halkımıza hiç anımsatmamak adına sistemli algı operasyonları yapanların keyifli hallerini görür gibiydim.

Çünkü bir zamanlar tüm Kıbrıslı Türklerin sevgilisi olan, posterleri her mekânda Atatürk’ün posterlerinin yanına asılan, Türk Barış Harekâtı’ndan sonra Kıbrıs’ı ilk ziyaretinde yeri yerinden oynatan o efsane insan, siyasetçilerimiz ve kurumlarımız tarafından iki satırlık mesajla bile anılmadı.

Oysa ki, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler Mont Pelerin’de yepyeni bir aşamaya girerken bile Ecevit mutlaka anımsanmayı ve yorumlanmayı hak etmekteydi. Görüşmelerin o aşamaya gelmesinde Ecevit’in yıllar önce tetiklediği çok ciddi faktörler vardır… Görüşmecilerimiz o faktörleri hep ellerinde güçlü kartlar olarak tuttular.

Bugün Rum tarafıyla eşitlikçi bir devlet ortaklığı arayışları içinde olmamızı bile Bülent Ecevit'in “Enosis” amaçlı Faşist Yunan darbesine karşı Türkiye'nin meşru müdahale hakkını kullanarak Kıbrıs'ta yarattığı fiili duruma borçluyuz. O fiili durum olmasaydı, bırakınız masadaki güçlü konumumuzu, ama Kıbrıs’ın haritasında bile Türk halkı olarak bulunmayacaktık.

Kaç yıldır Ecevit hakkında olumsuz ve haksız algı operasyonları yaratanlara inat Bülent Ecevit'i sadece ölüm yıldönümünde değil, her dönem anan Kıbrıs Türklerine ne mutlu. Onlar vefa denen erdemin ve tarih bilincinin gereğini yerine getirmektedirler.

Ne ki, bu grubun içten vefasının yetmediğini artık görüyoruz. Yepyeni nesillerimiz, Bülent Ecevit’in adının verildiği birkaç tesise ve caddeye bakarak büyüklerine “Bülent Ecevit kimdir?” diye soracak duruma getirildi. Yazıklar olsun!..

                                                               *             *             *

İddia ediyorum ki, Ecevit’in anısına karşı tavır içinde olmak, ırkçı ve hakimiyetçi Rum - Yunan paraleline girmek demektir. Onlara şirin görünme çırpınışlarına katılmak demektir… Ecevit'i karalama aymazlığı ise, tarihi gerçekleri karalamakla ve uyduruk bir tarih yaratmakla eş anlamlıdır.

Neden mi? İşte nedeni:

Temmuz 1974 olaylarından sonra, kanlı bir iç savaşın içinden çıkan Rum tarafı kendini toparlar toparlamaz siyasi mücadele stratejisini belirlemişti. Bu stratejiye göre Kıbrıs sorunu bir “işgal olayı” idi ve Türkiye’nin 20 Temmuz Harekâtı’ndan sorumlu olan yetkilileri de “birer işgalci” idi.

Rum propagandasının gözünün içine bakanlar hiç dururlar mıydı? Anında o propagandayı içselleştirdiler. Rum’un “işgalci” dediği Bülent Ecevit’in adının üstüne çizgi çektiler… Onun posterlerini duvarlardan indirdiler.

Söylenmesi çok acıdır… Ama, Ecevit’i haksızca karalamakla başlayan algı operasyonları, tarihte maddi ve manevi bedeli ağır ödenen vefasızlıklardan biridir. Umarım bu konuda da tarih tekerrür etmez…

                                                               *             *             *

Sadece iz bırakan etkin ve dürüst bir siyasetçi değil, aynı zamanda Türk edebiyatında da adından onurla söz ettiren bir şair ve yazar olan, bir dönem gazetecilikteki yeteneğini de kanıtlayan Kıbrıs Türk Barış Harekâtı’nın zarif ve duygulu Başbakanı Bülent Ecevit’in aziz anısı önünde saygıyla eğilirim.

Onun karakterini gösteren bir olayı, yazımın noktası olarak kullanıyorum:

Çok güçlü bir siyasal konumda olduğu halde, 2000 yılındaki Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, “üniversite mezunu olmaması” nedeniyle Cumhurbaşkanlığı’na aday olamaz. Yeterli oy potansiyeline sahip olan koalisyon partileri, Ecevit’i Cumhurbaşkanı seçtirmek için harekete geçerler. Anayasa’daki ilgili hükmü Meclis’te değiştireceklerdir. Partilerin bu girişimlerini Ecevit kendine özgü nezaketiyle ve teşekkür ederek geri çevirir. “Kişiye özel siyaset istemem” der. 2004’te ise aktif siyaseti kendi isteğiyle bırakır.    

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.