Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

06.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çıkmaz sokağa sürüklenmek...

Siyaset bilimcilerinin analizleriyle yüzleştiğimizde, şeytanın ayrıntılarda gizli olacağı bir siyasal çözümün pek de olasılık dışı görülmediği sonucuna varırız. O analizciler, ciddi tehlikelere işaret ederek çok dikkatli olunması gerektiğine parmak basıyorlar.

Rum tarafı profesyonel hizmet de alarak görüşmeleri büyük bir ustalıkla sürdürmekte ve pazarlıklarını kurnazlıkla yapmaktadır.

Rum Lider Nikos Anastasiadis’in toplum mühendisleri de, kamuoyunu ve medyayı başarıyla yönetmekte ve görüşme masasından yapılan bilgi sızdırmalarıyla gereken yerlerde, gereken reaksiyonları yaratabilmektedirler.

Siyasal çözümü zorladığı gibi görülen dört temel konunun Rum çıkarlarına uygun biçimde düzenlenip kabul edileceği ve “Türklerde başarı duygusu” yaratılarak onlara referandumda “evet” dedirtebilecekleri bir tuzağa doğru çekilmek isteniyoruz.

*             *             *

Siyasal sorunu zorlayan o dört temel konu nedir? Kıbrıs Türk halkının garanti ihtiyacı, Rum tarafının toprak istemi, mülklerin iadesi konusu ve dönüşümlü başkanlık.

Kombinezonları hazırlandıktan sonra Rum tarafı bu konulara neden onay vermesin ve Kıbrıslı Türklerde “evet” demelerini sağlayacak bir başarı, ya da zafer duygusu yaratılmasın ki?

Rum tarafı sadece Kıbrıs Türk halkını kapsayacak bir Türkiye garantisine pekâlâ onay verebilir. “Garantide çok mu ısrarlısınız ey Türkler? Hadi alın size garanti!”

Ama o garanti, Türklerin sadece anlaşmada elde edecekleri hak ve yetkilerin güvencesi olabilir…

O nedenle, Türkiye’nin garantörlüğünün anlam ve içerik taşıyabilmesi için devlet yönetimindeki yetki ve güç paylaşımı oldukça yaşamsaldır. Bu konuda çok dikkatli olunması gerekir.

*             *             *

Karar ve yasama mekanizmalarını Rumlar üstlenecek… Rum milletvekillerinin sayısı Türk milletvekillerinden daha çok olacak… Türklerin alınan kararlar üzerinde hiçbir veto hakkı olmayacak!

Dejavu… 1960 Türk – Rum ortaklık cumhuriyetinde yaşanan ölümcül krizler yeniden ve aynen kapıya dayanacak…

Bu koşullarda oluşturulacak bir devletin federal sistemle bir ilgisi olamaz. Bu düzen, resmen Rum egemenliğindeki bir üniter devlettir..

Vilayet durumuna düşürülecek Türk tarafı da bir zamanların Cemaat Meclisi haklarına ve yetkilerine razı edilecek…

Böyle bir statünün Türkiye tarafından garanti edilmesine ne itirazı olabilir ki Rum tarafının?.. Ortaya çıkacak olan kaçınılmaz sonuç, Türkiye’nin garantisi altında eriyip gitmektir!..

*             *             *

Mülkiyet konusunda, Türklerin inkişaf ettirilmiş mülklerde tazminat karşılığı hak sahibi olabilmesi gibi bir görüş birliğine varıldığı söyleniyor.

Bu kapsama birkaç otel ve işyeri girebilir ancak… Binlerce dönümlük kuru tarımsal araziye “inkişaf ettirilmiş mülk” gözüyle bakılabilir mi? İnkişaf halinin kapsamı dışında kalacağından, bu araziler de çıktı mı Türklerin elinden?..

Dahası var: Tahsisli mallar da Rum tarafına terk edilecek… Bu tahsisli mallarda genellikle Türkiye kökenli vatandaşlar oturmaktadırlar. Onlara “vatandaş olacaksınız, ülkeden çıkarılmayacaksınız” deniyor… Ama evinden ve üretim alanlarından koparılmış vatandaşların bu ülkede barınamayacakları açık seçik ve acı bir gerçektir.

Sınır düzenlemeleri ve toprak iadeleriyle Rumlara sağlanacak yerleşim alanlarına yüz binin üstünde Rum’un yerleştirileceği aritmetik bir tablodur. Uyarlanacak AB özgürlükleri de düşünüldüğünde, gitti mi iki kesimlilik de?

“Ciddi pazarlık konusu” gibi gösterilen dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı’nda da neden toleranslı olmasın ki Rum tarafı? Üç yıl bir Rum’un, bir yıl da bir Türk’ün cumhurbaşkanlığı yapmasının ne sakıncası var ki? Güç ve yetki bölüşümünün aslan payı Rum’da olduktan ve Türklerin güç ve yetkisi sadece Cemaat Meclisi statüsüyle sınırlandıktan sonra? Kurgulanacak otoriter tablo içinde, bizim Cumhurbaşkanımız, 23 Nisan çocuklarının Cumhurbaşkanlığı gibi bir şey olacak…

Çözümden hemen sonra Türk tarafında ciddi bir ekonomik durgunluğun yaşanacağı üzerinde ise herkes hemfikirdir…

İşte asıl göç o zaman görülecek… Şu “göç yasası” dedikleri var ya, işte o yasa “göç çözümü”nün yanında devede kulak kalacak!.. Ekonomik durgunluk sürerken, AB kimliğini de cebine koyan Türk gençleri AB ülkelerine dağılacaklar.

Zaman içinde, sabırla, usulet ve suhunetle, mutlak Elen hakimiyetçiliğini gerçekleştirmeye dair Makarios’tan miras kalan o asimilasyon planı da, tıkır tıkır işletilmiş olacak..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.