Cyprus Today sol
  • 28 Ocak 2018, Pazar 10:53
AhmetTOLGAY

Ahmet TOLGAY

Daha ayrıntılı bir “Zeytindağı” sohbeti

Şu anda gündemin baş sırasında olan ve  “Zeytin Dalı” adı verilen Türkiye’nin Suriye operasyonlarını derinliğine anlayabilmenin yolu Atatürk üzerine yaptığı araştırmalarla da tanınan Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” adlı belgesel romanını okumaktan geçer. Bu gerçeğe geçen Salı günü “Zeytin Dalı mı, Yoksa Zeytindağı mı?” başlığı altında sunduğum yazımda işaret ettim.

Kitabı bulup okuyabilmek için kitapçılara gittikleri, ama aradıklarını bulamadıkları bazı okurlarımın bana aktardığı bilgidir. Ola ki “Zeytindağı” kitabının yeni baskıları yapılmamış ve kitapçı raflarında artık hiçbir nüshası kalmamıştır. “Zeytindağı” kitabını okumuş olanlar, Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken Arap çöllerinde sırtından vurularak yad ellere gömülen on binlerce Türk askerinin dramıyla yüzleşirler ve bugün yaşanmakta olanların o dramın yüzyıl sonra gelen rövanşı olduğu sonucuna varırlar…

Genç nesil okurların hiç bilmediği bu kitabın Türk edebiyatında yarattığı yankılar arşivlerden günümüze dek

uzanmaktadır. Türk edebiyatının efsane kimliklerinden bazılarının bu kitapla ilgili görüşlerini aktarmak isterim.

Behçet Kemal Çağlar: “Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci, bir imparatorluğun çöküşünü,  o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta, Mehmetçiğin Suriye’de, Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu ‘mecidiye altını’nı bile oralarda nasıl bıraktığımızı hayretler İçerisinde okuyacaksınız.

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri bir destan olabilecek, askerlerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikâyeleri tüylerinizi ürpertecek. Bu kitabı okumak âdeta bir borçtur ve bir vazifedir."

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: "...Falih Rıfkı'nın son eseri ‘Zeytindağı’, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en lacialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz o devire doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık."

Nurullah Ataç: "...’Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslûbu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem bu üslûp en güzel haline vâsıl olmuştur. ‘Zeytindağı’, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir."

Falih Rıfkı Atay; Birinci Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katıldığında Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın emir subayı olarak, Zeytindağı’nda Osmanlı karargâhında görevalır. O sıralar aynı zamanda İttihat ve Terakki dönemidir. Cemal Paşa da bu akımın önderlerindendir. Kudüs yakınlarında Lût Denizi’ne ve Gerek Dağları’na bakan Zeytindağı karargâhının daha ötesinde, Kızıl Deniz’in sol kıyısı, Hicaz ve Yemen vardı. Atay o tepede anılarını kâğıda dökerken başını her kaldırdığında gözüne Kamame’nin çöl güneşi altında parlayan kubbesi çarpardı.  Burası da Filistin’di. Daha aşağıda Lübnan, Suriye bir tarafta Süveyş Kanalı diğer yanda Basra Körfezi’ne kadar uzanan çöller, şehirler. Tüm bu coğrafyanın üstünde Türk bayrağı dalgalanırdı…

Falih Rıfkı’nın Cemal Paşa tarafından özel kalem seçilmesinin edenleri vardı. İlk başlarda İttihat ve Terakki’nin Sadrazamı Talat Paşa’nın sivil özel kalemi olan genç yazar, her cumartesi “Tanin” gazetesinde “İstanbul Mektupları” başlığı altındaki yorumlarını yazardı. Cemal Paşa ise İstanbul Muhafızıydı. Tanışmaları o sıralarda başlar. Atay’ın askerlik görevi başlayınca Ortadoğu’daki Dördüncü Kolordu Komutanlığına atanan Cemal Paşa bu yetenekli genci yanına özel kalem olarak aldırtır.

Harbiye Nazırı Enver Paşa’yı “diktatör” olarak gören ve pek sevmeyen Atay, daha demokrat bulduğu Cemal Paşa’nın hayranıydı. O günlerde duruma koyduğu tanı şuydu ki,  Türkiye’yi kurtarmak için sadece askeri zafer yetmeyecekti. Aynı zamanda maceracı ruhlu Enver Paşa’dan da kurtulmak gerekecekti. Ama bu konuda umut beslemenin mümkün olmadığını Arap çöllerindeki kanlı ve hazin yenilgiye tanıklık ederken anlayacak ve anılarıyla birlikte tüm gözlemlerini “Zeytindağı” kitabına yansıtacaktı. Atay’a göre Enver’in yerine Cemal Paşa Harbiye Nazırı olsa Türkler Birinci Dünya Savaşı’na girmekten ve felâketten kurtulmuş olacaklardı.

Zeytindağı Dördüncü Ordu Karargâhı’nın subayları “Enver’in ve Cemal’in adamları” diye iki sınıfa ayrılmışlardı. Siyasi bir gruba dahil edilmek yazarın en çekindiği durumdu. Yine de “Cemal Paşa’nın adamı” damgasını yemekten kurtulamadı. Ama Paşa’ya olan bu yakınlığını hiç de boşa harcamadığını “Zeytindağı” kitabını gerçekçi olaylara dayanarak yazmasıyla kanıtladı. Gerek İmparatorluk genelinde, gerekse Ortadoğu cephesinde olup bitenleri Cemal Paşa ile yaptığı uzun söyleşilerde öğrenip okurlarıyla buluşturdu.

Atay eğer bu buluşturmayı başarmasaydı daha sonraları Tiflis sokaklarında Ermeniler tarafından vurularak öldürülen Cemal Paşa Ortadoğu’yla ilgili sırlarını da beraberinde götürecekti. Anadolu’dan sürgün edilen Ermenileri Suriye’ye yerleştiren ve onları zengin bir topluluk haline getiren Cemal Paşa, Ermeni komitecilerin sıktığı kurşunlarla can vermekten kurtulamadı.

Kudüs İngilizlerin eline geçerken oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştukları “Zeytindağı” kitabında dokunaklı bir dille anlatılır.

Atay, Cemal Paşa’nın yanında Medine’ye yaptığı ziyaretin gözlemlerini şöyle nakleder:

“Medine Peygamber kabri ile tüccarlık eden ahlâksız simsarlarla doluydu. Uzaklardan gelen saf halka, harap köylerinin taşını, toprağını, kuyu suyunu bile satarlardı. Dini mallaştırıp maddeleştiren bir Asya pazarıydı burası… Kudüs ise dini oyunlaştırmış bir garp tiyatrosu. Burada da oteller yarı kilise, uşaklar yarı papaz, hizmetçiler yarı hemşireydi. Kamame Kilisesi’nin en büyük günü, İsa’nın ruhunun göğe çıktığı ateş günü idi…

Ne Kudüs’te ne de Filistin’de aslında Hıristiyanlık diye bir mesele yoktu. Onların yerli meselesi; Yahudi-Arap sürtüşmesiydi… Bir avuç Yahudi ve altı yüz bin Arap… Eski Filistin harap yapıları ve hastalıklı insanlarıyla bir Arap köyü idi… Yahudi Filistini’nde ise; kasabalar, portakal kokuları, Frenk incirleri vardı…”

Atay’ın zengin Arap şeyhlerinin yaşamına ilişkin gözlemleri ise şöyle:

“Arabistan ve Irak çöllerinde yarı bağımsız şeyhlikler ve emirlikler vardı. Bunlara denizden İngiliz altını, karadan Osmanlı altını giderdi. ‘Hail’ denen kasaba beş - altı bin nüfusluydu. Halk üç sınıftı: Asiller, melezler ve köleler. Asiller dışarı kız vermez ve dışarıdan kız almazdı. Melezler, ak kadınlarla kölelerden oluşurdu. Köleler alınıp satılan zencilerdi. Hükümet, ‘kadı’ dedikleri şeyhten ibaretti.Nikah, miras, hırsızlık gibi vakalar ona verilecek rüşvetle çözümlenirdi..”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek