HUNKAR SAG GIYDIRME
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

17.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Denktaş – Dr. Küçük anlaşmazlığı…

Sonsuzluğa göçüş yıldönümleri arka arkaya geldi. Onları saygı, sevgi ve şükranla andık. Rauf Denktaş’ı anma töreninde Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Sibel Siber konuşmasını yaparken topluluğun arkalarında bir yerdeydim. Birden bire kendimi dört gencin ortasında buldum. Bana sordukları soru şuydu: “Kıbrıs Türk var oluş mücadelesinin sembol isimleri Dr. Küçük ile Denktaş birbirlerinin muhalifi miydiler?”

Gereğini söyledim o gençlere. Ama söylediklerimin bir özetini de buraya taşımak ihtiyacındayım.

Rauf Denktaş’ın Özgürlük ve Varoluş Mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük’ün yanında, onu dinleyerek ve izleyerek, onun gazetesi “Halkın Sesi”nde açık ya da kapalı isimlerle yazılar yazarak yetiştiği bir gerçektir. Türk – Rum ortaklık cumhuriyetini Enosisçi Akritas Planı’yla yıkan Rum saldırılarından sonra Rauf Denktaş halkını temsilen Londra’daki Kıbrıs konferansına katılmak üzere adadan ayrılır. Ortaklık cumhuriyetini şiddet yoluyla ele geçiren Makarios Rejimi bu seyahati fırsat bilerek onun adaya girişini yasaklar. Denktaş, kendisinden önce adadan ayrılan ailesiyle birlikte 1964’ten 1968 Nisan’ına kadar Ankara’da sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakılır.

İşte bu dört yıllık süre içinde Dr. Küçük’le Denktaş’ın arasının giderek açıldığı gözlenir. Kıbrıs Türk halkı tarihinin en sıkıntılı günlerini gettolara kapatılmış durumda ve sık sık gerçekleşen Rum saldırılarına kıt olanaklarıyla direnerek, şehitler ve göçler vererek geçirmektedir. İnsanların çoğu çadırlarda, ahırlarda yaşamakta ve Kızılay’ın gönderdiği gıda ve tüketim malzemeleriyle geçinebilmektedir. Ortağı olduğu devletten kovulan Türk erkek memurların maaşı 30, kadın memurların maaşı ise 15 Kıbrıs lirasına düşürülmüştür. Halkın çoğu işsiz, eli silah tutabilen erkeklerin tümü mevzilerdedir.

İşte bu dönemde iki Türk liderin arasını açacak provokasyonlar başlatılır. “Denktaş ailesiyle birlikte ve yüksek bir gelirle Ankara’da refah içinde yaşarken, hatta Denktaş av partilerine çıkarken Kıbrıs Türk halkı çile çekmektedir” iddiası bu provokasyonların ana temasıdır. Hem Denktaş’ı çekemeyen bazı çevreler, hem de Rum propaganda uzmanları bu bölücü kampanyada her gün devrededirler.

Dr. Fazıl Küçük çaresizlikleri yenmeye çalıştığı o sıkıntılı günlerinde bu propagandanın etkisinde kalır. Ola ki Denktaş’la aralarında birbirlerini gerginleştirici özel yazışmalar ve haberleşmeler de olmuştur. Dr. Küçük gazetesinde Rauf Denktaş’ı sert dille eleştiren yazılar yayımlar. Ayrıştırıcı propagandanın etkisi toplum üzerinde de görülür. Toplumda “Denktaşçı” ve “Doktorcu” gruplar oluşur. Denktaş’ı savunan “Zafer” adlı haftalık gazete yayın yaşamına başlayınca bu gazete ile “Halkın Sesi” arasındaki polemik sertleşir. Mücahit toplulukları TMT’cilerin öncülüğünde, TMT’nin kurucusu Denktaş’ın adaya dönüşünün sağlanabilmesi adına gösteriler yaparlar. 

Toplumdaki bu dalgalanmalardan etkilenen Denktaş adaya bir tekneyle gizlice çıkmaya çalışırken Rumlar tarafından tutuklanır. Türkiye’nin Makarios Rejimine verdiği ültimatomla Rumların elinden kurtulabilen Denktaş tekrar Ankara’ya döner.

EOKA’cı Rum Muhafız Kuvvetleri Komutanı Grivas’ın 1967’de stratejik Türk köyleri Geçitkale ile Boğaziçi’ne saldırması, Denktaş’ın adaya dönüşünü sağlayan olaydır. Türkiye’nin müdahalesini savuşturmak ve siyasi rakibi Grivas’ın elinden kurtulabilmek için Kıbrıs’ta normalizasyon önlemleri alıp Türk bölgelerinin kuşatmasını gevşeten Makarios, Denktaş’ın ve diğer yasaklı Türklerin adaya dönmelerine izin verir. Denktaş Türk Cemaat Meclisi Başkanı olarak görevini sürdürmeye devam eder. Onun sürgünde olduğu yıllarda bu göreve Dr. Şemsi Kâzım vekâlet etmiştir. Aynı yıl içinde Kıbrıs sorununu çözme amaçlı toplumlararası görüşmeler Beyrut’da Denktaş’la Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides arasında başlatılır.

Öncesine dönecek olursak, Rauf Denktaş adasına yeniden kavuşmaya hazırlanırken zamanın TC Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le tarihi bir konuşma yapmıştır. Çağlayangil, çok kritik bir aşamada Denktaş’ın adaya dönmesinde sakıncalar görmektedir. Türkiye hükümeti yetkilileri “toplumdaki Denktaşçı – Doktorcu ayrışması daha da keskinleşecek” kaygısındadır. Denktaş’ın Çağlayangil’e verdiği güvence şudur: “Bağrıma taş basacak ve Dr. Küçük’ün hakkımda yazdıklarını ve söylediklerini unutacağım.”

Adaya dönüşünde halkın büyük tezahüratıyla karşılaşan ve kalabalık arasında zor ilerleyen üstü açık bir arabanın içinde Dr. Fazıl Küçük’le birlikte kucak kucağa halkı selamlayan Rauf Denktaş Çağlayangil’e verdiği sözü tutar. Dr. Küçük’le olan anlaşmazlığını dondurur. Ta 1973 yılına dek… 1973’deki seçimde Dr. Fazıl Küçük’e karşı adaylığını koyan Denktaş, sert bir seçim kampanyasının baş aktörü olur. En sonunda Ankara’ya çağrılıp ikna edilen Dr. Küçük’ün adaylıktan çekilmesiyle Denktaş seçimsiz Cumhurbaşkanı yardımcısı ve toplumun tek lideri olur.

Dr. Fazıl Küçük’ün bu olayı içine sindirmesi olanaksızdı. O günden sonra Dr. Küçük – Denktaş mücadelesi yeniden şiddetlenir. Denktaş muhalifleri Dr. Küçük’ün çevresinde ve onun gazetesinde toplanır. Bu ikili çatışma da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 15 Kasım 1983’e dek sürer. O tarihi günde Dr. Küçük’le Denktaş Cumhuriyet Meclisi’nin terasında, on binlerce Kıbrıslı Türkün ve dünyanın gözleri önünde kucaklaşarak içten bir barış, uzlaşma ve birliktelik mesajı verirler. Yanlarında Türk halkının bir diğer mücadele önderi Osman Örek de vardır. Gittikçe ilerleyen gırtlak kanseriyle savaşmakta olan Dr. Fazıl Küçük bu tarihi barıştan tam iki ay sonra, 15 Ocak 1984’de yaşama veda eder.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • AZİZ KENT
    17.01.2017

    DrKüçük ve RRDenktaş Sevgili Ahmet Tolgay bey efendiye yazdığı bu makalesi ile bazı gençlerimize de bilgi vermiş oldu teşekürlerımle yazmasının devam etmesine reca ederim ihtiyacımız var bu gibin yazılara

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.